Son Dakika

• No Posts Found

ŞAŞKIN ÖRDEK MİSALİ: “TÜRKİYE”

kemal arı pngTürkiye, tarihinin en zor günlerini yaşıyor. Birileri hayal âleminde sahte kahramanlık duygularına kaptırmış olabilir kendini ama gerçek hiç öyle değil: Türkiye, şaşkın ördek durumuna düşmüş bir ülke bugün itibariyle kendisini saran politik âlemde… Tarih okuyanlar bilir: 90 yıla yaklaşan cumhuriyet tarihimizde, ülkemiz hiçbir zaman bu denli boşlukta kalmamıştı. Belki başka zamanlar paramız, pulumuz yoktu. Ancak, geleceğe dönük umudu toplumun hep yüksekti. Devletin, güçlü devlet adamları vardı. Tarihsel birikimleri, onlara büyük bir yöneticilik becerisi veriyordu. Yaşanan acı günler, zor zamanlarda nasıl davranılacağı konusunda onları pişirmişti.

Ülkemizin haline bakın: Önce kumpaslarla milli kurumlara ve milli orduya büyük bir darbe vuruldu. Bu darbe onun yalnız gövdesinden parçalar koparmadı; aynı zamanda büyük bir moral yitirilmesine de neden oldu. Gerçekten şaşılacak şey… Bir ülke, kendi varlığının güvencesi olan orduyu resmen çetelere teslim etti; en değerli komutanlarını bu çark içinde eritip yok etti. Bir büyük savaş bile bir orduya bu kadar zarar veremezdi. Bu ne akıl? Bugün gördüğümüz nedir? Türkiye önünü göremiyor…

Önce hukuk büyük darbe yedi. Sonra çürüyen sisteme alternatif olarak ülkede çözüm süreci fırtınası estirildi. Bunu başkanlık sistemi tartışmaları ve dayatmaları izledi. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, Türkiye belli bölgelerde bir iç savaş yaşıyor. Güneydoğu kaynıyor. Çözüm süreci Türkiye’de güvenliğe en büyük darbeyi vurdu ve o zamana dek kırsal alanda gördüğümüz terör olayları artık kentlere indi. Böylece çok daha zor, pis, kirli bir çatışma döneminin içinden geçiyor ülke. Öte yandan sınırlarımız ötesinde olanlara baktığımız zaman, ülkemizin bir ateş çemberinin içine girdiğini ve dünyadan izole olmuş bir biçimde yalnızlaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ülkemizi çevreleyen devletlerin hiç birisiyle sağlıklı bir siyasal ve ekonomik ilişkiler sürdürecek durum kalmadı. Bölgedeki öteki ülkeler kendi aralarında dayanışma içine girerken, onların karşısında Türkiye tek başına kaldı. Abartılı söylemlere dayanan politikasızlık, sonunda ülkenin bir çember içine alınmasına yol açtı. Son uçak olayından sonra Rusya ile ilişkilerimiz de yok oldu. Ülke büyük bir ekonomik darbe aldığı gibi; imajını kötü duruma sokacak gelişmeler ardı ardına yaşanıyor. Örneğin, bir Rus savaş gemisinin boğazlardan geçerken, bir askerin omuzlarına bir füzeyi alarak, İstanbul’a doğru çevirmesi… Ve Musul’a gönderilen Türk birliğinin oradaki varlığına karşı Irak’ın tepkisi… Ardından da buna İran’ın ve en son olarak da ABD’nin karşı çıkışı… Bu şeytan üçgeninde Türkiye’ye rahat bir nefes alacak bir ortam, ne yazık ki görünmüyor. Rusya savaş uçağının düşmesinden sonra gösterdiği ağır tepkiyle birlikte; ülkemizin doğu ülkeleriyle politikaları zaten sorunluyken, iyice felç oldu. Bunda devlet adamlarımızın yanlışları olduğuna kuşku yok… Birinin ötekine göre kendisini gösterme yarışı; genel bir eşgüdüm eksikliği ve birinin ötekilere göre daha baskın çıkma gayreti… Bunlar hoş görüntüler değil ve ülke yönetimi açısından önemli sorunlar… Bundan sonra ne olacak?

Türkiye, Rusya’nın bir tehdit olarak ortaya çıkması ve onun da arkasında Çin, Hindistan; giderek İran, Suriye ve hatta Irak’ın oluşu, ülkeyi bu coğrafyada büyük bir blokla karşı karşıya bırakmış görünüyor. “Değerli yalnızlık” bakalım geçer akçe miymiş, bundan sonra göreceğiz… Doğuya bakarak, eski kahramanlık günlerini anımsayıp, görkemli akınları düşleyenler bugün gelinen noktaya bakarak; “Biz nerede, ne yanlış yaptık?” diye soruyorlar mı acaba? Bu blok karşısında Türkiye’nin sırtını dayayabileceği tek güç, zaten bin bir sorunlar yaşadığımız ABD ve Avrupa Birliğidir. Rahatlıkla denge politikası oluşturulabilecek bir stratejik konum varken, kendi yanlışlarımızla istense de istenmese de batıya yanaşma konumuna getirildi ülke. Hani büyük devlettik; bölgede bize sorulmadan at koşturulamazdı ya! Bu durumda zorunlu olarak yapılacak şey, ülkenin yönünü Avrupa’ya ve ABD’ye çevirmesidir. Dönelim yüzümüzü ABD’ye; o açmış kollarını, “BOP” projesini sallaya sallaya gözümüzün önünde, pis pis sırıtarak bizleri bekliyor. “Sen bana mecbursun” der gibi… Bölgede ABD’nin geleceğe ilişkin öngörüleri ortadayken, Türkiye bu yaklaşmadan ne kazanabilir? Yoksa daha büyük bir dayatmanın kucağına mı düşer, onu zaman gösterecek. Eksiz demokrasisi, özgürlükler konusundaki eksiklik, hukukun aldığı yara, gazetecilerin tutuklanması ve liberal ekonominin tersi bir duruşla, özel sermayeye, basına ve kimi çevrelere yapılan hukuksuz baskılar varken, artık düşünün bu eksikleri gerekçe göstererek batı ve ABD, neler dayatır bundan sonra kim bilir!

Türkiye yeniden yönünü batıya ve ABD’ye doğru çevirdiğinde; artık hikâyenin sonu bellidir: Kırk katır mı, kırk satır mı? Yağmurdan kaçarken, doluya tutulmak…

Şaşkın ördek gibi, ne yazık ki nerede, nasıl duracağı bilinmeyen bir savruluştadır bugün itibariyle ülke… Ancak çözüm, milli duruştadır. Milli duruş ise kendini o ya da bu yöne yönelmek zorunda hissetmez. Kendine, gücüne, çevresine bakar; ulusal çıkar neyi gerektiriyorsa, kişilikli bir duruşla adam gibi politikalarını oluşturur. En azından şu soru net olarak sorulur: Bölgede bütün öteki komşular, tarihin en kritik dönemlerinden birini yaşadığımız bu zor günlerde bir araya gelerek, ortak bir cephede yer alabiliyorlar ve biz bu büyük bloğun dışında kalıyoruz? Dışında kalmak ne; o bloğun doğrudan “hasmı” konumuna düşüyoruz? Bu bir kuşatmadır ve bu ancak milli bir duruşla aşılabilir.

Ancak bırakalım milli duruşu; milli sözcüğüne bile alerji en üst noktalardayken, Türkiye bu milli duruşu gösterecek reflekslerden o kadar uzak ki! Yadsıyamam: Ülkem ve milletim için içim yanıyor. Doğruya doğru…

Saygılarımla…

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.