RAMAZAN SAYFASI

RAMAZAN-6    (11.06.2016)

Günün ayeti

“Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.” Bakara/187.

Günün hadisi

“Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Tirmizi, Cihad 3, (1624).

Sosyal Yardımlaşma

Sosyal yardımlaşma Kur’an ve Sünnetin önem verdiği bir konudur.

“Komşusu aç iken, müminin tok dolaşması yakışık almaz” hanbel/55. anlamındaki hadis, sosyal dayanışma duygusunu en çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir. Diğer taraftan  bu konuda ilgisiz kalan müminler uyarılmaktadır.

Küçülen dünyamızda açlara yardıma koşmak her olgun ve imkanı olan müminin temel görevlerinden biridir, iman olgunluğunun alametidir. Bu itibarla Hz.Peygamberin buyurduğu,

“Bir mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle halkı Allah’ın korumasından çıkar”Hanbel/33 anlamındaki hadis, hiçbir zaman hatırdan çıkarılmamalıdır.

İşte Ramazan, yardımlaşmanın dayanışmanın, yaraları sarmanın, ihtiyaç içerisinde olanların dertleri ile dertlenmenin zirveye çıktığı bir aydır.

Bu ayda hayır ve hasenatta bulunmakla ilgili

İbni Abbâs (R.A.) şöyle dedi:

Resûllullah (A.S.M.) insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da ramazanda Cebrâil’in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, ramazanın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Resûlullah (A.S.M.) Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı. “İbni mace,cihad/9

Enes (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (A.S.M.)’a; “Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulunca, “Ramazan ayında verilen sadaka” buyurmuştur.Tirmizi,zekat/29.

Oruç, fakirlere karşı yardım duygusunu geliştirir. Ramazan ayı boyunca aç ve susuz kalan insan, yüce Allah’ın ihsan ettiği sayısız nimetlerin kadrini bilir, O’na şükreder, açlığın ne demek olduğunu anlamak suretiyle de bunu devamlı tadan fakirlere yardım ellerini uzatır.

Dolayısıyla mümin, imanından kaynaklanan hassasiyet ile çevresinde ihtiyaç sahiplerini araştırıp onların dertlerine derman olmaya çalışmalıdır.

Şu gerçeği hiçbir zaman unutmamamız gerekir ki, mal da mülk de Allah’ındır. Allah kullarını bunlarla imtihan eder.

Rahmet Ve Mağfiret

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ve Rasûlullah (A.S.M.) Efendimizin dilinde övülen Ramazan ayı; İlâhî rahmet ve mağfiretin zirveye ulaştığı ve oluk oluk aktığı bir aydır. Kalbimizi ve bütün organlarımızı kötülüklerden kurtarmak ve ibadetlerle Cenab-ı Allah’ın sonsuz rahmet ve mağfiretine erişmek için, bu ay kaçınılmaz bir fırsattır. Hz. Peygamber Efendimiz (A.S.M.) şöyle buyurmuşlardır:

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”Buhari,iman/28.

Daha önceki peygamberlere ve ümmetlerine verilmeyen faziletler ve güzel meziyetler Ramazan ayında bizim Peygamberimize ve biz ümmetine verilmiştir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde ümmetine verilen beş şeyden bahsederek şöyle buyurmuştur:

“ Ümmetime ramazan da beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki hiç bir peygambere verilmemiştir:

1- Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah Teâlâ ümmetime (rahmet bakışıyla) bakar. Allah her kime (rahmet bakışıyla) bakarsa, ona ebedî olarak azap etmez.

2- Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzel olur.

3- Melekler her gün ve gece onlara istiğfar ederler, Allah’tan bağışlanmalarını dilerler.

4- Allah teâlâ cennetine emredip: “Kullarım için hazırlanıp süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup, benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı.” buyurur.

5- Gecenin sonu olunca, Allah (C.C.) hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan biri:

“ O gece Kadir gecesi midir?” deyince:

Hayır, çalışanları görmüyor musun? Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak ödenir.”Tergib-425 Buyurdu.

Ramazan ayına kavuşup da, o ayı Allah’ın razı olacağı şekilde geçirenleri Rabbimiz af ve mağfiret edecektir. O halde; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennem ateşinden kurtuluşa vesile olan Ramazan ayını en iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışmalıyız.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Ramazanda Allah’ı zikreden bağışlanır ve Allah’tan isteyenin isteği geri çevrilmez.”Tergib-447 buyurmuştur.

Yüce Allah, kulun hatasından dönmesi, bağışlanması ve kendisine yönelmesi için başka fırsatlar da tanımıştır. İşte bu çerçevede Müslüman için günlük, haftalık ve yıllık arınma fırsatları sunmuştur. (“Büyük günahlardan kaçınılması halinde, beş vakit namaz, aralarında işlenen günahları, aynı şekilde Cuma diğer cumaya, Ramazan diğer Ramazana kadar işlenen günahlar örter.” [Müslim,tahare/16  hadisi bunu anlatmaktadır.

Sığınacağımız tek liman, çalacağımız tek kapı yüce Mevlâ’mızın rahmet kapısıdır. “Ben nice günahlar işledim. Ben bile kendi kendimi affetmem.” gibi kuruntular, bizlere Allah’ın rahmetinden umut kestirmesin.

Ramazan ayı bir çok bereketin bir arada yaşandığı, bin aydan daha faziletli kadir gecesinin içinde bulunduğu bir aydır. Gündüzünde oruç, gecesinde teravih namazlarıyla Allah’ın kulları olduğumuzu O’nun yolunda olduğumuzu gösteriyoruz. Sadece O’na yöneliyoruz ve sadece O’ndan bağışlanma ve yardım diliyoruz. İşte bu nedenle Allah’a yalvarıp, tevbe edip, af diliyoruz.

Bir kul günah işler ve: “Allah’ım, benim günahlarımı bağışla!” der. Allah da şöyle buyurur: “Kulum günah işledi. Kendisini affedecek hem de sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi.” Kul dönüp tekrar günah işler ve: “Allah’ım beni bağışla.” der. Allah da: “Kulum günah işledi. Hem affedecek hem de sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi.” der. Kul tekrar dönüp günah işler ve: “Rabbim günahımı bağışla! der. Allah da kulum günah işledi, affedecek ya da sorumlu tutacak bir Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap. Ben seni bağışladım.”müslim.

Rasulullah (S.A.V.) buyurdu:

“Allah Teala buyurdu: Ey Ademoğlu! Bana dua ettiğin, benden umduğun  sürece aldırmam, sende olan hataları affederim. Ey Ademoğlu! Günahların gök bulutlarına ulaşsa bile af dilediğinde  günahlarını bağışlarım. Ey Ademoğlu, Bana şirk koşmaksızın yer dolusu hatalarla gelip huzuruma çıksan, sana yer dolusu, mağfiretle gelirim.” Tirmizi

Ramazanın bu ilk günlerinde kendisine gönlümüzü, aklımızı açacağımız ve hayatımıza mutlaka aktarmamız gereken ilahi mesaj Kur’an-ı Kerimdir. Dünyamızı da, ahiretimizi de kurtarmak için yegâne kılavuz Kur’an-ı Kerim’dir. Gerçek hidayet rehberi, iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı, günahla sevabı birbirinden ayıran Furkan Kur’an-ı Kerim’dir. Rabbimizin bizden razı olacağı şeylerin anlatıldığı kitaptır Kur’an.

Bu veya daha birçok sebeplerle hatimlerimizi okurken düşüneceğimiz şey bu olmalıdır. Oruçlarımızı tutarken hatırımızda bu olmalıdır. Kur’an’sız Ramazan olmaz. Kur’an-ı Kerimin hayata aktarılmadığı bir Ramazan eksiktir.

Gönül Dünyamızı, akıl dünyamızı, bedenimizi, ruhumuzu güzelleştirecek, nefsimizi tezkiye edecek, bizi şeytanın vesveselerine karşı koruyacak olan Kur’an-ı Kerime sımsıkı yapışmak müminin en temel görevidir.

Kur’an, hidayet ve rahmet kaynağıdır. Kur’an, hayatı kolay kılan rehberdir.Kur’an zikir dolu, şerefli, üstün, içinde çarpıklık olmayan bir kitaptır. Aklımızı kullanmamız için indirilmiş, öğüt almamız için kolaylaştırılmış yüce bir kitaptır. Kur’an hayatın ta kendisi, hayt kadar canlı ve taze, eskimeyen gündem, kainat kitabını anlama rehberi, ezeli kelem sahibinin konuşmasıdır.

Kur’an, insanlık aleminin eğiticisi, şeriat kitabı, dua kitabı, hikmet kitabı, ibadet kitabı, emir ve davet kitabı, fikir kitabı, zikir kitabıdır. O, Allah’ın sapasağlam ipi, o bir nur, o hikmetli bir hatırlatma, o dosdoğru yoldur.

Onun tekrarı usanç vermez, hevalar onun sayesinde kaymaz, görüşler onun sayesinde dağılmaz, alimler ona doyamaz, onun hayretengiz yönleri tükenmez. Her kim onun ilmiyle ilimlenirse ileri gider.her kim onunla amel ederse ecirlenir. Her kim onunla hükmederse adalet eder. Her kim ona tutunursa doğru yolu bulur.

Kur’an’ı bilmek için satırlardan sadırlara aktarmak gerekir. Kur’an’ı bilmek için ona edeple yaklaşmak gerekir. Kur’an’I bilmek için itaat şuuruna varmak gerekir. Kur’an’I bilmek için benliği ayaklar altına almak gerekir.Kur’an-ı aklı çalıştırarak okumak lazım.

Bir de şunu bilmek gerek ki; Kur’an mezarlıktakileri dirilten değil,dirileri canlılığa ve ebedilik aşkına erdiren kitaptır. Kur’an bizim müslümanların hayat kitabıdır.

Kur’an’dan öğrendiğimize göre, ona yaklaşırken, iyi niyetle, ona sığınmakla ve temiz olarak yaklaşmalıyız. Onu tane tane anlayarak okumalı, okunduğunda kulak verip susmalıyız.

Kur’an’a nötr olark yaklaşmalı, ön yargılardan, zihni buhranlardan, manevi kirlerden arınarak yaklaşmalıyız. Hz. Osman (R.A.) diyor ki: “eğer kalpler manevi kirlerden temizlenmiş olsaydı, Kur’an’ın okunmasına doyum olmazdı.”

Zulumattan nura, sapıklıktan Allah’ın yoluna iletmek için indirilmiş olan bu kitap, eğer bize yaramıyorsa, eğer modern cahiliye devri hala devam ediyorsa, bu bizim Kur’an anlayışıımızın çarpıklığındandır. Bizim Kur’an’a sahabe gibi yaklaşamayışımızdandır.

Kur’an kendilerini ve toplumlarını değiştirmek isteyenlere yardıma hazırdır.prensipleri, düsturrları, projeleri, örnekleri ortadadır. Doktorun verdiği reçete okununca hasta iyileşmez, ilaç vücuda tesir etmelidir.Bu da uygulanınca olur.

Müslümanlar olarak şimdiki halimiz, tıpkı Kur’an’a bakış açımız gibi çarpıktır. Ömer Hayyam’ın dediği gibi:

Doğru yolu bulmak için Hz. Ibrahim (A.S.) gibi ayda, güneşte gezmemiz gerekmiyor. Ateş bulmak için Hz. Musa gibi tur dağına gitmemiz gerekmiyor. Su bulmak için Hz. Hacer gibi çöllerde koşturmamız da istenmiyor. Hidayet rehberimiz, nurumuz, ab-I hayatımız, bize en yakın rafta, kitaplıkta bizi bekliyor. Fakat kimimiz cilt kapaklarındaki tozdan, kimimiz, kalplerimizdeki pastan bir türlü onu göremiyoruz. Şöyle kirimizi pasımızı bir temizleyelim, silkinelim, kendimize gelelim, Kur’an’a sarılalım. Yaratanımızın şahsımıza özel göndermiş olduğu mektubun zarfını açalım, okuyalım, anlayalım, uuygulayalım. Tek kurtuluşumuz, tek çaremiz budur.

Bediüzzaman’ın dediği gibi: marız bir asrın, hasta bir unsuurun, alil bir uzvun reçetesi ittiba-ı Kur’an’dır. Kur’an-a uyalım kurtulalım.

Kur’an’a gerçek saygı onu yüceltmeye çalışmak değil, onunla yücelmektir. Yani Kur’an öznemiz olmalı, bizi etkilemeli, değiştirmelidir. Kur’an hayatımızın mihenk taşı olmalıdır. Rehberimiz, danışmanımız, öğretmenimiz, arkadaşımız, yoldaşımız olmalıdır. Kur’an’la yatıp Kur’an’la kalkmalıyız. Kur’an hayatımızın her zerresine girmedikçe kurtuluşumuz mümkün değildir.

Ku’ran’ın dili ile bizim dilimiz ayrı olduğu için midir nedir, dilimizle idrakimiz ayrılmış, dilimizle kalbimiz ayrılmış, dilimizle davranışlarımız ters düşer olmuş. Mesela malını zekatla değil de faizle çoğaltacağına inanan, faizsiz ekonomi olamayacağını savunan, müslümanlar türemiş. Diskodaki sesle eğlenip, ezandan rahatsız olan, insan yapısı kanunları Allah’ın kanunlarından üstün gören müslümanlar var.

Kur’an’a uymak yerine konjektöre uymayı yeğleyenler var. hakka uygunluk yerine, resmiyete, prosedure uygunluk arayanlar var. Hakkın yanında değil de gücün, otoritenin, paranın yanında olan müslümanlar gibi acayip müslümanlar ortaya çıkmış.

Toplumbilimciler, ekonomistler, eğitimciler, asayiş görevlileri, bilim adamları, filozoflar… nasıl düzlüğe çıkarız, nasıl zengin oluruz, nasıl asayişi sağlarız, sevgiyi, saygıyı, akrabalar arası, komşular arası ilişkiyi nasıl canlı tutarız mı diye kafa yoruyorsunuz? Tek çaresi ve cevabı var uy ve kurtul.

Beşeriyetin aklının bu kadar derin meseleleri çözmeye gücü yetmez. Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez. Yani Hüda’nın karşısına deha ile çıkılmaz. İman bilinci ibadet ve salih amelle çıkılır.

O halde Kur’an karşısındaki duruşumuzu bir kez daha gözden geçirelim. Kur’an okuduğumuzda kalbimiz ürperiyor, imanımız artıyor, hissiyatımız coşuyor, gözümüzden yaşlar akıyor mu? Yoksa o dağları paramparça edecek güçte olan Kur’an’ın uyarıları bizim bir kulağımızdan girip öbür kulağımızdan çıkıyor mu?

Kur’an’a çarpık bakan veya bakış açısı Kur’an olmayan kardeşim! Kendine gel özüne dön ve Kur’an-ı ölülerine değil, kendine oku.

Öyle bir uykuya daldık ki cehennemde uyandık demeden Kur’an’ın sabahında uyanalım.O demde ki perdeler kalkar perdeler iner.Azraile hoşgeldin diyebilmektir hüner. Işte bu hüneri sergileyebilmek için Kur’an’ı hayatımıza özne kılalım.

Kur’an gelmeden önce insanların hali perişan idi. Kur’an Kutlu bir elçi olan Hz. Muhammed Mustafa (A.S.M.) ile gönderilmeye başlayınca insanların hayatları değişti, farklılaştı, güzelleşti. Yüce Rabbimizin şu ayetini beraberce hatırlayalım.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.

Kur’anı- Kerim hayatımızda olmaz ise ayette bildirilen uçurumların kenarlarında olunabilir. Allah-u Teâlâ’nın nimetiyle birleşen kalpler ve nihayetinde kardeş olanlar Kur’an olmazsa yeniden ayrılığa düşebilir. Bu sebeple ayetin sırrına mazhar olacağız. Kur’an’a ve İslam’a sımsıkı sarılacağız. Sarılacağız ki, kardeşliğimiz pekişsin. Sarılacağız ki, yanlışlara düşmeyelim. Sarılacağız ki, Yaratanımız ve yaratılanlar bizden razı olsun.

Kuran-ı Kerim’in indirilmeye başlandığı gece aynı zamanda Peygamber Efendimizin son Peygamber olarak insanlığa gönderildiği ilk gecedir. Ramazan ayı bu sebeple Peygamber ayıdır. Yürüyen Kuran olan Peygamberimizin hayatı bize en doğru yolu göstermektedir. Yazılı olan bir metnin hayata nasıl aktarılacağının cevabı Peygamberimizdedir. Kur’ana uygun bir hayat arzu edenler için Rehber Peygamberimizidir. Peygamber Efendimizin hayatını hayatına aktarmak isteyenler Kuran’a bakmalıdırlar. Etle tırnak nasıl ki birbirinden ayrılmaz ise Kuran ve Sünnet öylece birbirinden ayrılmaz.

Bu aydan istifade etmek için riayet etmemiz gereken bir başka hususu ise Sevgili Peygamberimizin sünnetine riayet etmektir. Çünkü İslam Dininde, Kur’an-ı Kerim’den sonra bilgi ve uygulama açısından en büyük kaynak, Hz. Peygamberin Sünneti kabul edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de tafsilatlı bir şekilde yer almayan emirlerin ve yasakların uygulama sahasına çıkması hep Sünnetle olmuştur. Abdestin alınış şekli, namazın kaç rekât olduğu ve nasıl kılınacağı, zekâtın nisap miktarı ve hangi mallardan zekât verileceği, haccın yapılış şekli gibi daha birçok ibadet Sünnetlerle bilinebilmektedir. Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz, “Ben namazı nasıl kılıyorsam sizde öyle kılın” ve “ Hac ibadetinizin usullerini benden alın”  buyurmuştur.

Bir beşer olarak dünya ve ahiret huzurunu nasıl elde edebiliriz? Sorusunun en güzel cevabını, Sevgili Peygamberimizin Sünnetinde buluyoruz.

Ailevi ilişkilerde mutluluğun anahtarı Hz. Peygamberin Sünnetinde saklıdır. Hz. Aişe validemizin dile getirdiği gibi, O, en duygusal, en nazik, en insancıl, en merhametli, en saygılı ve ailesine karşı her daim en iyi davranan bir aile reisiydi. Komşuluk ilişkilerinde en samimi, en içten davranışları, fakirlere nasıl yardım yapılacağına dair birçok güzel icraatı O’nun Sünnetlerinde görmekteyiz.

“Hayırlınız, ahlâkı güzel olanınızdır.” diyen Sevgili Peygamberimiz, Sünnetiyle ahlaken kemale erişme yollarını bizlere göstermiştir. Hayatı boyunca hiç yalan söylememiş, emanete hıyanet etmemiş, ağzından hiçbir zaman beddua çıkmamış, düşmanları dahi kendisi hakkında kötüleyici bir söz söyleyememişlerdir.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.