– NÜKTEDAN – KADER VE ÜZERİNDE TASARRUFLAR

Sevgili dostlar, hepimizin bildiği ve inandığı bir kader sorunu var, adeta içinden çıkılmaz bir muamma olarak pratik hayatımıza sokulmuş. Bu kader mefhumunun içine “  hayır ve şerrin Allah’ın takdiri ve yaratması ile olduğu” ibaresi de dahil edilmiştir. Sıkıştığımızda ve bir takım güçlüklerle karşılaştığımızda, nefsimize malup olup bir suç işlediğimizde “ne yapalım kader böyle imiş” deyip, ona sığınıyoruz. Nedir bu kader? Nasıl girmiş bizim iman esaslarımızın arasına? Hayat kitabımız Kur’an-da üç yerde iman esasları toplu olarak beş madde halinde sayılırken ve bu maddelerin içinde kader yer almazken, kim ve neden imanın şartlarına bunu dahil etmiş? Sonra, bu ibare bu şekliyle Kur’an da geçmezken, ne diye, kim bunu bulup da imanın şartlarına eklenmiştir? Haşa! Allah bunu eksik bırakmışta, birileri gelip tamamlamış mı? Ne hakla ve ne cüretle böyle bir şeye kalkışılmıştır? Bunun fıkıh ve ilmihal kitaplarından  çıkarılması gerekirken, Ehli-Sünnet uleması bu konuda hiçbir şey yapmamış? Tam aksine, bu ibaredeki çelişkiye Kelam adında bir ilim kolu icat ederek, bir takım felsefik yorumlar getirmeye çalışılmıştır. Bu durum karşısında insan sormadan edemiyor. Alimlik, ulemalık, bilginlik, teslimiyetçilik midir? Neden, hâlâ bu tür eski görüşlerin üzerinde ısrarla duruluyor? Kur’an-da karşılığı olmadığı halde bu görüşler ayıklanmıyor? Aziz dostlar, kader kelimesi bir ölçü ve plan-proje anlamına geldiği halde ne yazık ki, insanın pratik yaşamını kotlayan bir yazılım olarak imanın şartlarına dahil edilmiş? Oysa kader, insanın genetik ve fizyolojik yapısını ifade eden bir ölçüler ve belirlenen şekil ve miktarlar manzumesidir. Mesela, başımızdaki gözlerimizin rengi, yapısı, şekli ve kapaklarıyla korunması, kirpik ve kaşlarımızla dizayn edilip, estetik bir güzelliğe büründürülmesi bir kaderdir. Keza, kulaklarımız, burnumuz, ağzımız, dudaklarımız, dilimiz ve dişlerimiz hepsi bir kader çerçevesi içerisinde yaratılmış. Bu duruma bütün organlarımızı dahil edebiliriz. Bunlar, bizim akıl ve irademizin dışında olan şeylerdir. Yüce Allah bunları kullanmamızı akıl ve irademize vermiştir. Onun için bu alanda kaderimiz, irademizdir. Yapıp-ettiklerimizi aklımızla ve irademizle işlediğimizden dolayı kaderimiz irademiz oluyor. Sorumluluğumuzun anlamı da böyle tezahür ediyor. Dinin bir teklif olması, bu teklife evet veya hayır demek bir irade meselesi olması, insan olmamızın bir gereğidir. Yüce Allah biz insanları diğer yaratıklardan farklı yaratmasının bir anlamı ve amacı da budur. Bunu, bize bir özellik olarak verdiğini Kur’an-da bildiriyor.Değerli dostlar, insan kendisini tanımalı ve bu özelliğini idrak etmelidir. Bu konuda öğrenip tatmin olacağı kaynak Kur’an-dır. Allah, elbette yarattığı her şey için bir kader tayin etmiştir. Ama, bu insanın faaliyet alanında yapıp edecek olduklarını ezelde belirleyip takdir etme anlamında değildir. Yani, Yüce Rabbimiz ezelde insan hayatının senaryosunu yazmış, rolleri tanıtmış, takdir etmemiştir. Şöyle yaparsanız hayır, böyle yaparsanız şer olur demiş ve seçim yapmaları için akıl ve irade vermiştir. Yapıp, ettiklerimizi de, yapıp ettiğimizde yazmış veya yazdırmaktadır. Bu seçimi doğru yönde yapmamız için yol gösterici olarak Kitap göndermiş ve Peygamber görevlendirmiştir. Yoksa ezelde ne yapıp edeceğimizi yazmış ve alın yazısı olarak takdir etmiş olsaydı, Kitap da, Peygamber de göndermezdi. Çünkü, ne yapıp edeceğini ezelde takdir ettiğine, ne diye Kitap ve Peygamber göndersin. Bu Yüce Allah’ın haşa! kendisiyle tezata düşmesi olur ki, bu imkansızdır. Onun için “ Kader, hayır ve şerrin Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna iman” diye bir şart olamaz. Bu Kur’an-a ve İman esaslarına aykırıdır. Bu şart, insanın fıtrat özelliğine ve diğer yaratıklardan farklılığına ters düşmektedir. Yüce Allah dünyaya Halife olarak gönderdiği insana Ruh, akıl, irade, vicdan ve bilinç veriyor. Bu özelliklerinin işletilmesini, çalıştırılmasını istiyor. Kitap ve Peygamber yardımcılığı ve desteği ile de hilafetini, imtihana tabi tutuyor. Haftaya kaldığımız yerden devam dileğiyle hoşça ve dostça kalınız.

LEBİD

NÜKTEDAN: YANLIŞ İNANÇLA KUR’AN-DAN UZAKLAŞMAK Sevgili dostlar, Kadere iman konusunu biraz daha açmak istiyorum.  Çünkü, kadere iman konusunda bazen tartışmalar oluyor, içinden çıkılmaz duruma gelince, daha fazla kurcalamaya gelmez dinden-imandak çıkarsın dayatmaları öne sürülüyor. Sizlerinde aman ha! Daha ileri gitme, derine inme küfre düşersin hatırlatma ve tehditvari sözlerle  karışaştığınız mutlaka olmuştur. Evet, bir taraftan böyle diyorlar, sonra da dönüp imanda şek-şüphe ve tereddüt olmayacağını söylüyorlar. Adama demezler mi , bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Çünkü, aman ha! Larla adamın aklını ikna, kalbini tatnin edememişsin, sonrada kalkıp iman şüphe götürmez diyeceksin. Böyle saçmalık olur mu? Evet, insanın akıl ve iradesiyle ilgili yaşam tarzını Yüce Allah ezelde yazmamıştır, adı Kader olan böyle bir takdirname önceden insana takdir edilmemiştir. Yani, insanın kader adında bir alın-yazısı söz konusu değildir. Eğer insanın kaderi önceden yazılmış olsa idi, “Kiramen katibin” melekleri yazılmış olanları neden bir daha yazsınlar? Demek ki, insanın fiilleri, işleri, amel ve eylemleri bir sefer yazılıyor, oda işlendiği, yapıldığı ve icra edildiği zaman. Onun için insan işlediklerinden hesaba çekilecektir. Aziz dostlar, imanın altıncı şartı ifade ettiğimiz gibi, müslümanları, aklı çalıştırmaktan ve düşünüp-araştırmaktan uzaklaştırmıştır. Yanlış bir kadercilik inancıyla akla gereken önem verilmediğinden, Kur’an ve iman adına müslüman akıl tutulmasına yakalanmış, Allah’ın kevni, kavli ve insan ayetlerinin üzerinde düşünme, akıl yürütme, tefekkür etme ve araştırmalara girişmemiştir. Karşısına ya günaha girme veya imandan çıkma korkusu çıkarılmıştır. Öyle ki, labaratuarın kapısından girerken, imanı kapının dışına koyacaksın! Hıristiyan inancında olan bu anlayış aynen bize adepte edilmiştir. Çünkü, imanı akılla izah etmek, Hıristiyanlığın teslis inancına göre mümkün değil. Bizde müslümanlıkta da kader inancı bunu gerekli görüyor. Onun için, araştırma yapılacak bir takım deney, tahlil gibi pratik çalışmalar da İslama akırı saçmalığı öne çıkarılmıştır. Mesela, insanın bir takım organlarının orta yere konulması ve incelemeye tabi tutulması büyük günahtır diyenler var. Kur’an-ın ve islamın evrenselliği unutuluyor veye bu muhtevada olduğu akledilmiyor. İslam adına her şey, Arap yarımadasına, örf ve âdetine, coğrafyasına göre değerlendiriliyor. Asrı-saadet terimi bütün zaman ve mekanlara hasrediliyor. Hatta bu bir mecburiyetmiş gibi addedilip, tüm dünyaya mal ediliyor. Değerli dostlar, işte bu yanlış inanç ve kanaatler bir zaman sonra islam âleminin yerinde saymasına sebep olmuştur. Dolayısıyla bilimsel gelişme durmuş ve teknik ilerleme tıkanmıştır. Alim-ulema diye kerametleriyle göklere çıkardığımız, bir takım sır ve nur sahibi ehli-keşifler, neleri keşfediyorlarsa! İnsanların özel hallerine vakıf olduğu söylenen bu kişilerin teknoloji adına hiç bir icat ve keşiflerini görmedik ve göremiyoruz. Bunların bu sırları ve nurları nasıl bir özelliğe sahiptir ki, tekniğe ve sanata hiç yansımıyor? Oysa, Sevgili Peygambeimiz Hz. Muhammed Aleyhisselatü vesselam “Ya Rabbi! Bana eşyanın hakikatini göster” diye zaman-zaman böyle dua etmiştir. Ama bizim o kutuplar bu duanın manasını ve mahiyetini, gariptir hiç düşünmemişler, hikmetini ve sırrını araştıran bir çalışmada sergilememişler. Bunların âlim-ulemalıkları insanlığa hizmeti olmayan keramet ve enteresanlıklarla kutsanıp bir nevi özel dokunulmazlıklar sahibi kisvesi arkasına sığınmak  olmuştur. Bazıları kendisinin Mesih, kimiside Mehdi olduğunu o saf ve nahif yapılı müslümanların kulağına fısıldayıp, kendilerince manvi büyük makamlara sahip olduklarını empoze etmişlerdir. Kalpten geçenleri ve ileride olacak bir takım olayları önceden bilmek gibi! Olağanüstü hallere bürünmüşlerdir. Ceryanı bulan, telefonu bulan ve bunlarla ilgili bir çok mekine ve alet icat edip geliştirenler gayri-müslimler olmuş, ama onlar bundanda utanmamışlar. Neyse, inşallah haftaya kaldığımız yerden devam etmek dileğiyle hoşça ve dostça kalınız. LEBİD

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.