TEFEKKÜR – YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA NE GÜZEL

MUSTAFA ULUÇAY

MUSTAFA ULUÇAY

Türk milleti tarih boyunca her zaman bir takım güzel özellikleriyle temayüz etmiş asil bir millettir. Ancak, mütevaziliğinden, Kur’an ahlaklı bir kaynağa bağlılığından, her iş ve hareketini “Allah rızasına” dayandırdığından bu asilliğinin ve güzelliğinin reklamını yapmamıştır. Ama, art niyetli düşmanları onu tanısa da, tanımamazlıktan gelmiş ve kara propagandasını yapmaktan da geri durmamıştır. Kendi vahşiliğini onun gönül aynasında görmüş “Barbar Türk” demiş. Onu geri kalmışlıkla nitelemiş. Belki, Türk milleti teknolojide, isanları sömürmekte ve kitleler halinde teknolojik silahlarıyla insanları katletmekte geri kalmış olabilir. Ama, barış ve insan hakları deyip ülkeleri işgal etme uygarlığını gösterecek bir hunharlık! içinde olmamış. Eğer barbarlık bunlar ise doğrudur. Neyse uzatmayalım, Türk milletinin çayını, kahvesin içmemiş, onun izzet ve ikramına nail olmamış dünyada herhangi bir millet varmı acaba? Düşünüyorum da, Avrupa devletlerinin herhangi birinde, ülkenin vatandaşlarından birbirini tanıyan insanların bir masanın etrafında birlikte oturup, birbirlerine ikram ve iltifattan uzak bir yalnızlık içinde olmaları bunun ıspatı değilmidir diyorum? Çünkü, Türk milleti bunu bilmez,  onun sosyal ahlakında böyle şeylere yer yoktur. Evet, yardımlaşma ve dayanışma bu milletin şiarı ve insanlık adına bir iftiharıdır. O, yoksulluk içinde kıvranan bir insanın dinine, ırkına ve milletine bakmaz ona yardım eder.  Çünkü, onun hayat kitabı Kur’an bunu emreder. Öyle ki, sevdiklerinizden infak etmedikçe-vermedikçe kurtuluşa eremezsiniz diyor. ihtiyaç içinde kıvrananlara yardım etmek müslümanın görevidir. Vermekle ilgili hayat kitabımız Kur’an-da birçok kavram, kaide ve kural vardır. Zekattan, karzı hasene kadar infak etmek yardımlaşmak ve dayanışmak esastır. Müslüman zekat, sadaka, fitre, fidye, öşür, hediye ve Allah rızası için, karşılıksız borç verir. Komşusunun ihtiyacı olan bir aracı karşılıksız emaneten kullanması için verir. Üzerine vacip olan kurbanı bütün olarak veya kesip fakir-fukaraya dağıtarak verir. Devletine vergi verir. Gerektiğinde dini, vatanı, namusu ve mukaddes değerleri için Allah rızası adına canını da verir. Çünkü bütün bunların karşılığı olarak bu dünyada birlik-beraberlik, sevgi-saygı ve kardeşlik duygusu pekişir ve güçlenir. Yarın ahirette de birlikte Cennete girmek gerçekleşir. İşte Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışmanın anlamı ve amacı budur.   İçinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan ayı da yardımlaşma ve dayanışmanın harman olduğu aydır. Müslümanlar genellikle zekatlarını bu ayda verirler. Müslümanlar arasında kumanyalar, koliler ve zarflar bu ayda dolaşır. Veren-verdiğini incitmemek için alanın yüzüne bile bakmaz. Adından, sanından ve şanından bahsetmez, sadece verir, gönül alır, asla kalp kırmaz. Çünkü, verenin ne verdiğini, ne kadar verdiğini ve niçin verdiğini bilmesi önemli ve gereklidir. Alanın bunları bilmesi gerekmez. İbadetlerin ifa edilmesindeki sorumluluk ve yükümlülük Allah ile kulu arasındadır. Alanla-veren arasında değildir. Onun için sakın ha! Aziz kardeşim bu benim zekatımdır, sadakamdır, hayrımdır ve firtemdir, aldın kabul ettin mi deyip, ihtiyacı olam mü’min kardeşini incitme. Verdiğinin ne olduğunu ve ne amaçla verdiğini sen bileceksin, alan değil. Evet, adına bin gecelik bir fazilet ödülü konan Kur’an-ın inmeye başladığı mübarek Ramazan ayının feyzinden, bereketinden ve faziletinden istifade etme günleri bitmek üzere. Bu fırsatı müslümanlar olarak kaçımayalım. Esenlikler dileğiyle hoşça kalınız efendim.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.