Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN – DİN VE KÜLTÜR İMTİZACI

Sevgili dostlar, insan, beşerden insana tekamül ederken, beş hasletten biri olan bilinç özelliğini insanlık tarihi boyunca devamlı geliştirmiş. Bunu başta dini alanda vahiy temel bilgileriyle, diğer alanları kontrolüne alarak, sosyal, siyasal, sanatsal ve teknolojik oluşum ve gelişimlerle zenginleştirerek, kültürel topluluklar meydana getirmiştir. Dolayısıyla insanlık çoğaldıkça, dünyaya dağılmışlar ve farklı coğrafyalarda farklı medeniyetler kurmuşlar. Bununla da kalmamış birbirleriyle anlaşamamış üstün gelme savaşları yapmışlar. Güçlüler, güçsüzleri hakimiyeti altına almış, bu rekabet ve çatışmalar, din ve kültürel açısından farklı fraksiyonların oluşumlarıyla zamanımıza kadar gelmiş ve devam etmektedir. Dinin asliyetini oluşturan vahiy, insani müdahalelerle ekseninden kaymış ve ayrılıkçı düşünceler kendi içinde çatışmalar meydana getirmiştir. Şahsi ve sosyal ilişkilerin  temelini oluşturan din, sınır tanımak istemeyen nefsin arzu ve hevesleriyle bazı müdahalelere uğramış, din, insan hayatındaki ilk sıralardaki yerini kaybetmiş. Bunda, dinde yenilenmenin yerini müeassıplığın almasının da önemli rolü olmuştur. Böylece kültürel bir din olgusu gelişiminin önü açılmış, vahyin önü kesilmiş, birçok indi ve nefsi görüş ve düşünceler din adına, dinin içinde yerini almış ve din zenginleşmiştir! Ancak, bu zenginlik dinin kendi içinde yenilenmeyle oluşan bir zenginlik olmadığından, insan fıtratına birçok yerde olumsuz katkılar yapmakta ve insanlar kendi elleriyle kendilerine zarar vermektedirler ve bununda farkın da değiller. Aziz dostlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahü teala aleyhi vesellem efendimizin vefatından sonra hafif çapta başlayan hareketler, zamanla hızlanmış ve siyasi bir hüviyet kazanmış, bu meyanda müslümanların sayıları çoğalırken, devletin sınırları da durmadan genişlemiştir. Her fethedilen ülkede farklı kültür yapıları ve inanç durumlarıyla karşılaşılmış. Haliyle onlardan da müslüman olanlar olmuş, içlerinde okur-yazar, alim-ulema olanlar, kaleme aldıkları eserlerinde kendi kültürlerinden de islama katkılar yapmışlar. Mesela, müslüman olan İranlı Abbasi Vezir İbnü’l Mukaffa, Pers Krallarının Tanrının yeryüzünde gölgesi olması inancını, islam siyasetine o sokmuş. Tabi bu hengamede İslam adına yazılan kitaplarda, itikatta ve amelde farklı görüşler yer almakta, bu görüşlere kaynaklık eden Kur’an-ın yanında Peygamberimizin hadisleri ve bunlara dayanarak islam âlimlerinin görüş ve düşünceleri de yerlerini almaktaydı. Mezhep imamları, tarikat imamları ve devleti yöneten halifeler din adına fikir ve görüş beyan ediyor ve ekoller oluşturuyorlar. Bu gelişim ve oluşumların içinde fen, felsefe, tıp, matematik ve diğer bilim dallarında da önemli gelişmeler, icat, buluş ve keşiflerde oluyor. Ama, din pratik hayatın birçok alanından koparılıyor ve zamanla sadece ibadetlere hasredilip ilim, dini ve dünyevi olarak ikiye ayrılıyor. Bu sınıflandırmayla din kısır bir döngü içinde kalıyor, 500-1000 yıllık fetvaları ele alıp kendi içinde yenilenmiyor ve tabi  zorluklar aşılmıyor ve tıkanıklıklar da açılmıyor, dolayısıyla bu günlere geliyoruz. Değerli dostlar, Ehli-kitap olarak vasıflandırılan İncili temsil eden Hıristiyanlarla, Tevratı temsil ettiği söylenen İbraniler ve Yahudilerden müslüman olanlar, eski görüş ve düşüncelerini islama taşımışlar. Bunların ilkleri olan  ve Hz. Ömer zamanına tekabül eden iki kişi var ki meşhurdur. Biri Hahamlıktan dönme Kabul Ahbar ve diğeri de Veheb-bin- Münebbih, bunlar tahrif olmuş İncil ve Tevrat’tan ve kendi görüş ve düşüncelerinden birçok islam dışı düşünceyi İslam dininin içine sokmuşlar. Tabi, bunları takip eden başka gayri-müslimlerde eski inançlarından bazılarını müslüman olunca bırakmamışlar. Yani, uzun lafın kısası islamın ilk safiyeti korunmamış. Dünyaya yayıldıkça Kur’an dışı düşünce ve inançların sahibi mühtedilerle sıratımüstekimden ayrılmaya yönelik bir yol tutulmuş. Bazı islam âlimi denen kişiler, bir takım ayetleri eğip-bükmüşler ve yanlış yorumlarla farklı bir din anlayışı meydana getirmişler, dolayısıyla bir kültür dini oluşmuş. Kur’an-la bağdaşmayan bir takım terim ve deyimler, hüküm ve kararlar ortaya çıkmış, bazı kavramların ve kuralların içi boşaltılmış. Kur’an-ın bir takım ayetlerinin hükmü kalktı uygulanamaz deyip nesh oldu diyen âlimler türemiş ve çoğalmış. Bu âlimlerin fetvaları asırlardır uygulanır olup, dinin vazgeçilmez tabuları olmuş. Mesela Cuma ve Bayram namazları her müslümana farz olduğu halde, kadınlar muaf tutulmuş.  Cenazeler mutlaka din görevlisi kontrolünde defnolunması bir zorunluluk haline gelmiş. Bir sürü gereksiz teferruatlar eşliğinde defnedilip, sonrası için hatimler, üç veya yedi gün evde okumalar, kırklar, elli-ikiler ve sene-i devriyeler ihdas edilmiş. Öyle ki, olmayan kabir suallerinin bile Arapça olacağını söyleyip, Arapça telkinler yapmalar v.s. Evet daha fazla uzatmaya gerek yok, islamı Kaynağından Kur’an-dan okuyup öğrenme tavsiyesi ile hoşça ve dostça kalmanızı diliyorum.

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.