NÜKTEDAN – BİR TAKIM ENTERSANLIKLAR

Sevgili dostlar, bilirsiniz kâinat enteresanlıklarla doludur, ama onları biz her gün gördüğümüzden alışkanlık haline getirmişiz bu nedenle üzerlerinde pek durmuyoruz. O enteresanlıkların içinde enteresanlıklar ararız ve daha çok onlar bizim ilgimizi çeker, onlarla meşgul oluruz. Hatta yaşamımız içinde de, başkalarının ilgisini çekmek için bir takım enteresanlıklara teşebbüs ederiz. Bu anlayışımızda da bizi harekete geçiren bir hasletimiz var, merak! Bu, merak saikı ile en çok enteresanlıkları araştırır ve  onlarla ilgileniriz. Bundan dolayı olsa gerek “Merak ilmin hocasıdır” demişler. Bizde bu gün bu merak saikı ile enteresanlıklardan bahsetmek istiyoruz.  Hangi enteresanlıklardan başlayalım diye düşündük, taşındık ve bir noktada anlaştık. Tarihi enteresanlıklardan başlayalım dedik. Yurt tuttuğumuz Anadolu’muzun Türkleşmesi ve İslamlaşmasının ilk temel taşları olan Alp Erenleri aklımıza geldi. Onlardan çok önemli gördüğümüz Anadolu Fütüvvet ruhunun mimarlarından Ahiliğin kurucusu sayılan Yusuf  Evhadüddin Kirmani’den birazcık bahsedelim dedik. Bu kişi İran’ın Kirman şehrinden Anadolu’ya gelmiş, Kayseri şehrinde yurt tutmuş Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında  çaba sarf etmiş ve önemli hizmetlerde bulunmuştur. Zamanın ilim ehlinden ilim tahsil etmiş, Kayseri’de Cömertlik ve Yardımseverlik üzerine kurduğu Fütüvvet tarikatıyla, insanların gönlünü ve sevgisini kazanmış ve Bağdat’ta vefat etmiştir. Zamanla yerini damadı Ahi Evran’a bırakan ve bu kişi ile meşhur olan Ahi Evran Fütüvvet Ocakları, sonra Lonca teşkilatları  oluyor ve zamanımızda da Esnaf ve Sanatkarlar Odaları olarak yaşamlarını devam ettiriyorlar. Aziz dostlar, Yusuf Evhadüddin Kirmani Kayseri de Cömertlik ve Yardımlaşmanın Fütüvvet-namesiyle Esnaf ve Sanatkarları İslam Ahlakı ile teşkilatlandırırken, Mevlana Celalettin Rumi de Konya’da Mevlevi Tarikatının teşkilatını oluşturuyordu. Çağdaş olan bu iki ulu kişi kendi çaplarında insanların gönüllerin de yer aldılar. Yusuf Kirmani unutuldu, damadı Ahi Evran kısmen hafızalarda yer aldı ve zaman-zaman adı anılmakta ve yılda bir sefer Esnaf ve Sanatkarlar odaları tarafından anma ve kutlama etkinlikleriyle yadedilmektedir. Hepsi o kadar: Bu teşkilatın ruhunu oluşturan Fütüvvet-nameler, Usta-çırak ilişkilerinde riayet edilen kurallar, kazanımlarını cömertlik ve yardımlaşmalarla bölüşüp, paylaşanlar ve bunu iman kardeşliği çerçevesi içinde sürdürenler tarihte kaldılar. Halktan aldıklarını halka dağıtmak, her hâlû kârda halkla iç-içe olmak, fedakarlıkların ve diğergâmlıkların lâhuti zevkini yaşamak ne büyük saadet imiş ki, görüyorsunuz Anadolu’yu bize vatan olarak kazandırmış. Kirmanilere ihtiyacımız var, ama din adına bu yolu istismar eden Haramilerden de kurtulmamız gerekir. Hakk’tan alıp da halka verdiğini söyleyenler, Hakk’tan gelen vahyi yeterli bulmamışlar mıdır ki, bundan gayri ne alıyorlar? Hakk,  Âlemlere rahmet olarak gönderdiği Nebisiyle İlâhi Mesajlarını da gönderdi. Bu Mesajlar her insana ve özellikle de hidayete talip olmuş Mü’minlere ulaşmıştır. Artık, hayatlar bu mesajla inşa olacaktır. Çünkü, Hakk’tan gelip halka ulaşan, yani, Hakk’tan alınıp halka verilen bu mesajdır. Bunun rakibi ve müteradifi yoktur ve bundan sonra da olmayacaktır. Değerli dostlar, Tarihte Kur’an’dan uzaklaşanlar, Kur’an-ın dininden de uzaklaştılar. Bunları, şu millet bu millet deyip katagorilere bölmeye gerek yok, işte İslam âleminin durumu ortada “ Eğer gerçekten iman ediyorsanız üstünsünüz”  değerlendirilmesinde istisna edeceğimiz bir millet var mı? Elbette her milletin içinde bu kıratta kişiler ve guruplar vardır. Ama, meşhur birde söz vardır, istisnalar kaideyi bozmaz. Demek ki, ben Müslümanım! Diyen her kişi bu uzaklaşmadan ve bu çözülmeden hissedardır. Yüce Allah bu Kur’an-ı size indiren Benim ve onu koruyacak olanda Benim diyor ve hepimizin bildiği gibi de korumaktadır. Ama, insanlar ve Özellikle de Müslümanlar bunun kıymetini bilmemekte ve ondan uzak durmaktadırlar. Bu uzak durma Kur’an-ın derli-toplu olan Mushaf  kitabından uzak durma değil, çünkü her Müslümanın evinde şimdi Kur’an yani Mushaf var, okunuyor da, lâkin anlamı ve amacı bilinmiyor! Gerçi, şimdi biraz ona doğru bir yönelme var, ama yeterli değil. Bu noktaya gelesiye kadar, hani derler ya “bu köprünün altından çok sular aktı!” Aynen öyle oldu: Hatta bir zamanlar Fransız ihtilâli ve Papalığa Hıristiyanlığa isyandan sonra bir akım türedi, “Guyan’ın faydacı ahlak tezi” Bu iddiada dinin yerini felsefenin ve bilimin alacağı ve dinin ortadan kalkacağına inanılıyordu. Evet, bu tez vecibesiz ve müeyyidesiz bir ahlak taslağı görüşü idi. Buna, Pozitivizm dini diyenler oldu ve bunun Pozitivizm’in âmentüsünü yazanlar bile çıktı. Osmanlı’nın son dönem toplumunun içinden!  Neyse, uzatmaya gerek yok, çünkü enteresanlıklarında sonu gelmez. Yüce Allah “ Hakk’ı hak bilip Hakk’a uyan, batılı batıl bilip de batıldan kaçıp uzak duranlardan” eylesin diyor, hoşça ve dostça kalmanızı temenni ediyorum.

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.