NÜKTEDAN – ALLAH’A İTAAT-RASULÜNE İTAAT VE ULÛLEMRE İTAAT

Sevgili dostlar, insan bu dünyaya başıboş salıverilmiş bir yaratık değildir. Bunu, insanın beşerden insana tekamül ettirildiğinden anlıyoruz. Kur’an-ı mübinin Bakara suresi 30’ncu ayeti bunun delilidir. Bu ayette Yüce Allah insanı dünyaya Halife olarak görevlendirdiğini bildiriyor. Bu göreve olan liyakatini ve dirayetini, İnsan suresinin ilk ayetlerinde, Bakara suresinin 30’dan 39’a kadar 10 ayette ifade ediyor. Daha başka ayetlerde de birçok yerde insanın yaratılış özelliğinden ve öneminden bahsedilir. Ayrıca, anlamı ve amacı da apaçık beyan edilir. İnsana verilen bu özellikler, diğer yaratıklarda olmayan farklılıklar insana bir kıymet kazandırıyor. Buna, Et-tin suresinin 4’cü ayette dikkat çekerken. Araf suresi 172’de insanı bütün bunlara şahit tutuyor. Sonucunda insanı Rabbimiz kendisine itaate çağırıyor. Kur’an da çok yerde geçiyor  “Ey iman edenler! Bana itaat edin” diyor ve bana itaat edin tebliğini yaptırdığı Resulüne de birçok yerde “Ey iman edenler! Bana itaat edin, Resule de itaat edin” diyor. Kur’an da sadece bir yerde Nisa suresi 59’cu ayette “Ey iman edenler! Bana itaat edin, resule itaat edin ve sizden olan Ulul-emre de itaat edin” diyor. Bu itaat meselesi Müslüman için çok önemlidir. Bu meselede Müslüman’ın itaati  Kur’an-a uymak, hayatını onunla inşa etmek anlamını ifade eder. Resule itaat ise, Allah’tan aldığı vahyi tebliğ ederken ona uymak, Türkçe Elçi anlamında olan Resul, Allah adına Elçilik yapıyor, onun Elçiliğini kabul etmek ve tebliğ ettiklerine de uymak ona itaat etmek demektir. Resule mutlak itaati bu manada anlamak gerekir. Çünkü, Allah’a ve elçisine itaat edin ibaresi, bu elçinin kendi emrine amir değil, ilâhi emre memur olduğu anlamındadır. Tegabün suresi 12. Ayette ”Allah’a ve elçisine itaat edin! Eğer itaat etmezseniz iyi bilin ki, Elçimize düşen sadece tebliğ etmekten ibarettir.” Bu nokta da Yüce Allah sünnet koyar, Nebi ise o sünneti uygulamakla örnek davranış ortaya koyar. Çünkü, Elçi kendiliğinden bir sünnet ( yol-kanun) koyamaz. Ancak, Allah’ın koyduğu “ Sünnetullahı” ilahi kanunu uygular ve bu uygulayış ümmete örnek bir davranış olur. İşte insanlığın en ileri noktasında bu uygulayışıyla Peygamber Efendimiz  Müslümanlara  örnek bir rol modeldir. Yoksa, Allaha itaat, Resule itaat demek, dini, Allah ile   Peygamber birlikte oluşturdular demek değildir. Onu için, bu yanlışa düşmekten kaçınmak lazım. Aziz dostlar, yukarıda ifade ettiğimiz gibi dinin kurucusu, koyucusu, bani ve sahihi Yüce Allah’tır. Onun için Allah’a itaat edilir.  Dinde bildiğimiz gibi bir yasalar manzumesidir, emirler, yasaklar, tavsiye, tembih ve öğütler hepsinin belirli bir çerçevesi ve yasal sınırları vardır. Bu yasaları tertip ve tanzim eden, sınırlarını koyan ve çerçevelerini belirleyen Yüce Allah’ın kendisidir. Bu konuda yetki ve hüküm sahibi Allah’tır. Resul-elçi de, Allah’ın yetki ve hüküm sahibi olduğunu ve bu salahiyetle İlahi yasaların yayınlayıcısı, yani insanlara tebliğ edip bildiricisidir. Yoksa, Elçi de dinde hüküm koyucu bir ortak değildir. Ancak, Allah’ın koyduğu hükümleri, dini yasaları en iyi, en güzel ve en doğru uygulayıcıdır. Bunu böyle bilmek, böyle inanmak, Allaha ve resulüne böyle itaat etmek gerekmektedir. Meşhur bir ibaredir, Peygamber Efendimiz vefatından önce demiş ki,  “Ben size iki  şey bırakıyorum; birincisi kitap Kur’an-ı Kerim, ikincisi de Sünneti seniyemdir. Bir rivayete göre de “Ehli-Beytim” dir. Bu ibare inancıma göre yanlış anlaşılıp veya saptırılıp iki siyasi akıma dönüşmüş. Biri, Ehlisünnet, iki Şia,i velayet, Ehlisünnet Peygamberimize atfen  sözleri, işleri ve davranışlarını kapsayan Hadis Külliyatı adı altında binlerce, hatta milyonu aşan Hadis-i şerifler toplanıp derlendiğini ve dini açıdan ikinci delil olduğu iddia edliliyor. Şia da Ehlibeytin İmamlar silsilesiyle gelen Peygamberimizin Hz. Ali damadı ve Hz. Fatıma kızı ailesinden çocuklarını ve özellikle de Hz. Hüseyin kolunu , onların vaz ettiklerini ve ortaya koydukları söz ve işleri olarak  derlenip, toplananlarını ikinci delil olduğunu iddia ediyorlar. Allaha ve Peygambere itaati böyle anlayıp ve böyle itaat ediyorlar. Bu iki kolun kendi içlerinde de yine bazı farklı anlayış ve inanışlar vardır ama biz onlara girmeyeceğiz. Biz Allaha ve Peygambere itaati genel manada ifade etmeye çalıştığımız için detaylara girmedik. Çünkü o mesele Uzmanların işidir. Değerli dostlar, burada bir noktaya kısaca işaret etmek istiyorum. Yukarıda, Peygamberimizin ben size iki şey bırakıyorum ifadesinin yanlış anlaşıldığını zikretmiştim. Evet, Peygamberimiz Allah’tan aldığı vahyi ilâhi olan Kur’an-ı Mübini, itimat edip güvendiği katiplerine yazdırıp, Mushaf haline getirip ümmetine bırakmıştır. Bu doğrudur ve elimizdeki KUR’AN yani Mushaf onun emanetidir.  İkincisi, benim Sünnetim dediği de Kur’an-ın yolu ve kendisinin bu yolun ilk ve örnek yolcusu ‘pratik uygulayıcısı’ ve insanlığa, tabi özellikle de Müslümanlara asla vazgeçilmeyecek olan bir rol model olduğunu söylemesidir. Yani, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü vesselam, size iki şey bırakıyorum deyince aslında bunu demiş oluyor ve dediği de doğrudur. Lakin, bu doğru sonra eğritilmiş ve yanlış mecralara çekilmiştir. Dolayısıyla Müslümanlar birçok guruplara ayrılmış, Allaha itaatin ve peygambere itaatin anlamından farklı anlayışlar türemiş. Mesela, Peygamberimiz üzerinden o kadar çok hadis rivayet edilmiş ki, akıllara ziyan, hatta bu hadislere Vahiy diyenler ve Peygamberimizi yaradılışın nüvesi kabul edenler ve her şey Peygamberimiz adına yaratıldığını kurgulayan Tarikatler düzenlenmiş.  Bu abartma ve bid’atlar Hıristiyanlık ve Yahudilik inançlarından , Hint, Yunan ve Mısır efsanelerinden İslâm dinine transfer edilmiştir. Allaha itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine ( Ulül-emre ) itaat edin ayeti kerimenin ifade ettiği amaç yörüngesinden çıkarılmış. Öyle ki, sizden olan emir sahiplerine itaat edin emri, o bizden olduğunu söyleyen emirler sahipleri, güç kullanarak heva ve heveslerine yönelik bu emri istismar etmişlerdir. Tarih boyunca bu yönlendirme farklı boyutlarda din adına Müslümanlara dayatılmış, Hakk  ve hakikatler gücün karşısında sessiz ve cesaretsiz kalmıştır. Zamanımızda bu gerçekler bazı âlim ve bilginlerimiz tarafından dile getirilmektedir. Lâkin, İslam âlemi bu konuda darmadağınık, kendini toparlaması Kur’an-ın etrafında bir araya gelmesi, vahiyle fıtratını buluşturup güçlenmesi lazım. Bu birlikteliğin oluşması dileğiyle Yüce Allah tüm İslam âlemine intibahlar ihsan eylemesi niyazında bulunuyor, hoşça ve dostça kalmanızı temenni diyorum.

LEBİD 

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.