Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN – GÜLMEK VE NEŞELİ GÖRÜNMEKTE GEREKMEKTEDİR

Sevgili dostlar, biliyorsunuz bir şeyin üzerine fazla yoğunlaşmak, kişiyi monotonlaşmaya kadar götürür. Buda sevilmeyen ve toplum tarafından da hoş karşılanmayan bir tutumdur. İnsanın bir şeye kendisini kaptırması, sosyal ilişkilerden kopmasına sebep olmakta ve toplumla ayrışmasını oluşturmaktadır. Onun için arada bir farklı iş tutmalı, duygu ve düşüncelerini dinlendirmeye zaman ayırmalıdır. Yani, çok ciddi işlerle devamlı meşgul olanlar, arada bir gülmek ve neşelenmek zorundadırlar.  Yoksa, toplum tarafından sevimsizleşir ve hiç farkında olmadan kendisini ötekileştirmiş olurlar. Bu nedenle nükteye ve arada bir fıkraya ihtiyaç var. Hayatta dengeli bir yaşam ölçülü hareket etmenin gerekliliği ile eşittir. İnsanın, bireysellik sorumluluğunu unutmaması ne kadar gerekli ve önemli ise, en az o kadar da toplumsal sorumluluğu olduğunu da unutmayacak ve onun içinde sosyal görevlerini bi hakkın yerine getirecektir. Ama, bütün bunlar bir ölçü ve ahenk içinde tezahür etmesi gerekir. Bu nedenlerle insanların tatile değil, dinlenmeye, safahata değil, haddi aşmamak kaydı ile bir ölçülülük içinde eğlenmeye de ihtiyaçları vardır. Ne yazık ki, bu konuda iki arada bir deredeyiz. Bir açıdan dinimize hakim olan tarikat zihniyeti, birçok meşru hal hareket ve davranışı günah ve yasak saymasından, Müslümanların bir çoğu adeta yaşama küsmüş içe dönüklük yaşamakta, elinde tesbih toplum içinde bile kendince zikirle meşgul olmaktadır. Muhataplarını ikinci sıraya itmekte, güya Allah ile yakınlaşma itaati ve ibadeti içinde olduğunu karşıya dikte ettirmeye çalışmaktadır. Diğer açıdan da bazı kişilerde, çağdaş görüş ve düşünceyle küresel ahlak sergilediğini ifade eder bir tatil havası yaşadığının zevkindedirler.  Biri içten pazarlıklı gereksiz bir kısıtlamanın sıkıntısını yaşarken, diğeri de kendince sonsuz ve sorumsuz bir özgürlüğün tadını çıkarmaktadır. Her ikisinin de tartışılacak yönleri vardır.  Tabi, kendilerince haklılık payları da vardır! Önemli olan bakış açısı veya olaya nereden baktığıdır.

Aziz dostlar, bilirsiniz, kahkaha ile gülmek, kalbi karartırmış, namazda güldüğünde sesin çıktı ve yanındaki duydu ise, bırakın namazın bozulmasını, abdestiniz bile bozuluyor! Gülmeye bu kadar karşı olan bir anlayış, insana meşru hudutlar dahilinde  bile ne kadar eğlenmeye izin verir? Düşünün! Gönlü ferahlatmak ve ruhu dinlendirmek için ortaya atılan bir nükte veya bir fıkra o topluma nasıl bir neşe verir veya rahatlatıcı bir ortam oluşturur? Diğer taraftan vücudu cereyana çarpmış gibi bir titreme ve sarsıntı oluşturan bir kahkaha, sonuçta insana nasıl bir hissiyat boşluğu verir, bunu o kahkahayı atanlar çok iyi bilirler. Demek ki, doğal bir hal olan hareketi törpülemekte yanlış, kapıp koyvermekte yanlış. Önemli olan orta bir yol tutmak, haddi aşmamak ve ölçülü hareket etmektir.  Tekdüze bir hayat yok, takvaya ağırlık  veren, korku üzerine oturtulmaya çalışılan bir dindarlık da doğru değil ve buna zorlamak da yanlış. Devamlı bir hareket hali olan hayat, canlılığın göstergesidir, yeri gelir hareketlilik hızlanır, sevinçte veya kederde, önemli olan bu hareketliliği akıllıca yönetmektir. Yüce Allah insana birçok haslet vermiş, sevinç, keder, korku, cesaret, gülmek ve ağlamak gibi, bunları yönetecek de akıl vermiş. Aklı da yalnız bırakmamış, irade, vicdan, tefekkür, istişare, teenni ve sabır da vermiş. Bunları yönetip kullanmakta haddi aşmamak ve ölçüyü de kaçırmamak tembihinde bulunmuştur. Bunların bir tanesine kuvvetli meyledersen, dengeyi sağlayacak yönetimi kuramazsın, hem o ardına takıldığının ihtirasından dolayı ona ulaşamaz ruhunu tatmin edemezsin, hem de öteki ihmal ettiğin hasletlerinden de gerektiği gibi yararlanamaz ve onlarında isyanına uğrarsın. Çünkü, gülmek güzeldir deyip, hep şen ve neşeli olmak için, şen-şakrak kahkahalar atmak, elbette kalbi karartır ve hiç ummadığın bir anda seni ortada terk edilmiş gibi bırakır. Çünkü, sahte gülücükler, gerçeği arkasında veya altında saklar, bir an gelir ki, gerçek ya arkadan seni iter veya alttan seni atıp fırlayıp üste çıkar üzülürsün. Onun için, gülmen gerektiği yerde gül, bu gülmek sana iyi gelir ve çevreye  güller açtırır ve sıkıntılı kalplere de mana âleminden gül kokusu saçtırırsı.  Ruha da ebedi ufkun kapısını açtırırsın.

Değerli dostlar, Gülmek yasak olsa, Cennetin ne anlamı kalırdı! Cennet neşe ve şenlik yurdu değil mi? Şenliğin olduğu yerde gülmek olmaz mı? Ancak, Cennette gülmenin ölçüsü nedir, sınırı nereye kadar dayanır bilmiyoruz. Ama, orada gülmek, şen ve neşeli olmak için, burada ölçüyü elden kaçırmamaktır. Yoksa hiç gülmemek, şen ve neşeli olmamak değildir. Tarikat ve tasavvuf adına kendine gülmeyi yasaklamak, bir mü’min kardeşine tebessümü bile kıskanmaya götürür insanı. Ne demişler, güler yüz tatlı dil, yılanı bile deliğinden çıkarır, mü’min kardeşine tatlı bir tebessüm sadakadır, hayat kitabımız Kur’an böyle diyor. Arada bir nükteli olmak, tebessüm ettirici fıkralar anlatmak toplumsal hayatı hareketlendirir. Nükteler, çalışanların şevkini arttırır, abus çehrelerdeki somurtkanlığı da yırttırır. Hz. Peygamberin damadı Hz. Ali nüktedanlığı ve şakacılığı ile sevilen bir şahsiyetmiş. Söylediklerin yalan olmadıktan sonra şaka yapmanın bir mahsuru olmadığı Hz. Peygamber tarafından bildirilmektedir. Çünkü, kendisinin de zaman-zaman şaka yaptığı bilinmektedir. Mesela, bir yaşlı nine ile sohbet ederken “Kocakarılar Cennete girmeyecek” demiş, haliyle nine bu söze üzülmüş, Hz. Peygamber ninenin üzüldüğünü görünce “ Cennete böyle yaşlı olarak değil, genç ve zinde olarak girecekler” demiş. Bunu duyan nine de sevinmiş.  Demek ki, konuşmalarda ölçülü olmak ne kadar önemli ise en az o kadar da doğru ve dürüst olmak önemlidir. Evet, akıl ve mantık dini olan İslamiyet ve onun yaşam kılavuzu olan hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim, Müslüman’a hiçbir meşru, temiz ve güzelliği yasaklamamıştır. Yeter ki, ölçüyü kaçırmasın, gerekliliğin sınırlarını aşmasın ve doğruluktan ayrılmasın. Müslüman, Müslümanca yaşasın, hayatını Kur’an-la inşa etsin, rol model olarak da Peygamberimiz Hz. Muhammed Alayhisselatü vesselamü seçsin. Çünkü, öncelikle oda bizim gibi bir insandı ve bir insan peygamber idi, yer-içer, çarşı ve pazarda gezer, meşru hudutlar dahilinde güler ve eğlenirdi, bizde onun Ümmeti olduğumuza göre onun izini takip etmek ve onun yolundan gitmek zorundayız. Aziz dostlarım, bu inanç ve anlayışla hoşça ve dostça kalmanızı diliyorum. Yüce Allah’ın selamı üzerinize olsun.

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.