Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN – HAYIR YAPMANIN ANLAMI NEDİR?

Sevgili dostlar, doğru diye yaptığımız yanlışların tespitini yapmaya kalksak, inanın ki ciltlerle kitap yazmamız gerekir. Birde, yaşamımızın tümünü kuşatan dinimizi günün çok kısa ve özel bir bölüme hapsetmişiz, buda yetmezmiş gibi belirli bir takım davranış ve işlerle de sınırlamışız. Mesela, hayır yapmak istiyoruz, şimdi adeta bir moda oldu lokma döktürüyor, tavuk üstü pilav yapıyor, mevlit okutuyor, hatim yaptırıyor, Yasin okutturuyor, camilere tesbih alıyoruz. Hayır yapmak deyince de bunları anlıyor ve yapıyoruz. Tabi bunları da kendi anlayış  ve seçimimize göre ölçüp-biçip kararlaştırıyoruz. Yaşadığımız toplumun içinde bunlara ne kadar gerek var ve ihtiyaca ne ölçüde cevap verir bir zaruret ihtiva ediyor mu, araştırmadan ve düşünmeden canımız öyle istediği veya teamül bunu böyle gerektirdiği için yapıyoruz. Oysa, toplumda insanların sıkıntı çektiği hangi sorunlar var? Bunların hangileri aciliyet  kesbediyor, kişisel, ailevi, sosyal ve amme içerikli çözüm bekleyenler neler? Bunları sorup soruşturup, araştırmak ve ona göre hayır yapmak daha akıllıca değil mi? Aslında bu konunun kurumsallaşması gerekir. Yani, hayır, hayır derneklerine verilmeli, çünkü toplumu bu dernekler daha iyi ve daha doğru tanırlar. Böyle olursa yapılan hayır gereklilik   çerçevesinde kullanılmış olur inancındayım. Aziz dostlar, esas meselemiz nedir biliyor musunuz? hayatımızın bütününü kuşatan dinimizde önce Müslümanlar olarak hepimiz kendi sorumluluk alanımızı bilmek ve ona göre yaşam çizgimizi belirlemektir. Çünkü, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim hepimize inmiştir. Her Müslüman Kur’an-dan sorumludur. Yarın ahrette sorular da Kur’an-dan olacaktır. İslam da, dinden sorumlu sadece Din Görevlileri veya din adamları değildir. Çünkü, İslam Dinin de din adamları sınıfı yoktur. Dolayısıyla Kur’an da sadece böyle bir sınıfa inmemiştir. İslam da her Müslüman dininin adamıdır.  O zaman, Müslümanlar olarak hepimiz dinimizi iyi ve doğru öğrenmek zorundayız. Elbette bu konuda ebeveynimize ve devlete sorumluluklar düşüyor, lakin onlara sorunluluk düşüyor diye kişi kendisini kurtaramaz. Kişinin de üzerine düşen birey olarak sorumlulukları var, öğrendiklerinin doğruluğunu tescilleyecek. Çünkü, Allah her kişiye doğruyu eğriden ayırt edebilecek bir akıl vermiştir. Bu nedenle her akıl sahibi aklını çalıştıracak, kimseye uyduluk ve kölelik çapında bir teslimiyette bulunmayacaktır. Buda İslam dinini doğru ve iyi öğrenmekle olur. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerimin de herkese aklını çalıştırıp kullanmasını emrediyor. Aklını çalıştırmayıp kullanmayanları da yeriyor, Yunus suresi 100. Ayette “Yüce Allah, aklını kullanmayanları murdar kılar, kötü bir azap verir,üstüne pisliği boca eder” gibi, ifadelerin meallerde geçtiğini görüyoruz. Yani, Müslüman kendi aklını mutlaka kullanacak ve kendi sorumluluğunun da idrakinde olacak. Sorumluluğunu veya suçunu başkalarının üzerine atmakla kurtulamayacağını bilecek. Yoksa, son pişmanlık fayda vermez. Başkalarının aklına uyan tembelleri de Allah sevmez. Değerli dostlar, hayır yapmakla ilgili görüşümüzü ifade etmeye çalışırken buralara geldik. Amacımız, yaptığımız işi ne olursa –olsun doğru ve iyi yapmaktır. O nedenle, hayır yapmanın dinimizdeki yeri, ölçüsü, yasası ve önceliği nedir bilmek lazım. Mesela, ben bu camideki halının rengini veya desenini sevmedim, bunu değiştirelim, kaç para ise karşılayacağım deyip, o halı değiştirilmez.  Eğer yapılırsa bu bir israftır. Ama, o halıya harcanacak para, yetenekli zeki bir öğrencinin bilim adamı olması için iyi bir üniversiteye girmesini sağlayacak harcın ödenmesi fayda sağlar. Sanayi sitelerinde ciddi bir ara eleman sıkıntısı çekiliyor, sanatkar çırak bulamıyor. En azından bu problem mutlaka çözülmeli. Yani uzun lafın kısası ve işin doğrusu, kimse keyfine göre hayır yapmaya kalkmamalıdır. Burada ders alınması açısından bir anekdot  zikretmek istiyorum. Görevde olduğum dönemde idi, isim ve tarih vermek istemiyorum. Bir gün cami avlusunda gezinirken, bir at arabası cami avlusuna girdi ve yanımda durdu. Arabanın arkasından gelen biri ile arabayı süren kişi, arabanın üstündeki tahta ve dilmeleri indirip caminin çevre duvarının üstüne koydular. Arabacı gitti, diğer kişi kaldı ve sağa-sola bakınırken, ben bey amca ne bunlar, buraya neden getirdin dedim. Caminin avlusundaki bankları tamir ettireceğim ve kalanlardan da oturmak için kanepeler yaptıracağım dedi. Kimden izin aldın dedim. Bana bir tuaf baktı, hayır yaptırıyorum izin almam mı gerekir dedi. Evet, izin alacaksın dedim. Sen kimsin dedi. Ben bu caminin görevlisiyim ve bu dediklerini sana yaptırmam dedim. Adam, kızdı ve kendi-kendine söylenerek gitti. O tahta ve dilmeler bir zaman orada kaldı ve sonra oğlu geldi aldı gitti. Aziz dostlarım, işte hâli pürmelâlimiz. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle. .

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.