Son Dakika

• No Posts Found

– TEFEKKÜR – BUGÜN BİRAZ DA GERÇEK TEFEKKÜRE DALALIM

MUSTAFA ULUÇAY

İnsan hayatında unutamadığı güzellikler, hasretini çektiği dönemler ve ferah-fahur yaşadığı zamanlar vardır. Onları yad ederken hayalinde uçuşan, anlık bile olsa kendisini kaptırdığı ve bir ah çekerek noktasını koyduğu sevgi dolu o güzel günler, gözlerinin önünde uçuşur! Buna gençlik baharı veya ömrün baharı olan gençlik diyoruz. Yaşlılık  hayatımız bize o coşkuyu vermez, lakin devamlı genç ve dinç olan ruhumuz o heyecanı içten-içe hissettirir. Mesela, bir bahar mevsimindesiniz, o doğal tazelikler, bitkisel güzellikler gençliğinizi hatırlatmaz mı? Kışın donukluğu, matlığı, kup-kuru ağaçların dallarının, soğuk rüzgarlarla ıslık çaldığı bir ortamda, içimizde farklı duyguların nasıl bir sığınma, gizlenme ve kuytu bir yerde olsun içimizi ve dışımızı ısıtacak bir mekan aratmaz mı? Kırdasınız kışın o şiddetiyle iliklerimize kadar işleyen ayaz ve karın tipiye dönüştüğü soğuk ve buz kesen havalarda, ormanda vahşi hayvanların seslerinin nasıl yankılandığı ve kalbimizde oluşan ürpertilerin heyecanı unutulacak gibimidir? Düşünün! Uzun-uzun uluyan kurtlar ve kesik sesleriyle avına ulaşamamış çakalların açlıktan imdat çığlıkları kulaklarımıza ulaştığında, mezkûn mahallerimizde bile kalplerimize nasıl bir ürperti  salmaktadır.     Bir de güneşin kızıl ışıkları bir dağın gediğinden yavaş-yavaş sıyrılarak gecenin karanlığını yırttığını düşünün! Bu, şu içinde yaşadığımız bahar mevsiminin güneşi ise, yükseldikçe ışığı ve ısısıyla dağda karları eritir, ovada toprağı uyandırır. Bir dirilişin başladığını izlersiniz, dolayısıyla zihinlerde ümitsizliğin kovulduğunu görürsünüz. Bu bir bahar mevsiminin müjdecisi olup, bedende hareketliliği tetikler, hisler zahirde temessül etmeye başlar, gözümüz, gönlümüz açılır, ruhumuzda maddi-manevi bir hoşluk, bir rahatlık ve bir huzur hissederiz. Belki ilk anlarda bunun tarif ve tasvirini yapamayız, ama bahar günleri ilerledikçe, badem ve erik ağaçları çiçek açıp, asmalara su yürüdükçe, oluşan o güzelim tabiat manzaraları, her gün biraz daha geliştikçe ve türlü çeşit bitkiler rengarenk desenlere büründükçe, hoş ve güzel kokularıyla da, havayı değiştirdikçe, her nefes alan insan mest olmaz mı? Çünkü, kalbimize ferahlık, aklımıza zindelik, zihnimize aydınlık veriyor. Evet, o çeşit-çeşit açan çiçekler, Halikına boyun bükmüş misali laleler, rüzgarlı havada adeta yaratanına rüku ve secde etmekteler. Onların üzerlerinde mırıltılarıyla nektar ve polen derleyen bal arıları, nazlı-nazlı uçuşan kelebekleri ve diğer sinek ve böcekleri seyretmek insana az mı haz ve huzur verirler! Daha bir çok mahlûkat  kendilerince çıkardıkları melodik seslerle çevreyi şenlendirmekte, seyredenleri müthiş zevk ve sefalara daldırmakta ve çok güzel huzur verici anlar yaşatmakta, bunalan gönülleri ve daralan ruhları da dinlendirmektedir. Bunlara daha yüksek perdeden katılan vahşi hayvanlar sesleriyle, kuşlar cıvıltılarıyla, bülbüller şakımalarıyla, güvercinler Hu! Kargalar gak ve hak sedalarıyla  ve daha başkaları, daha farklı ötüş ve cümbüşleriyle diğerlerine eşlik etmekte ve farklı bir orkestra havası estirmektedirler. Bilmem dikkat ettiniz mi? Baharda koyunlar ve keçiler bir başka melemektedir. Horozlar bir başka öter, eşekler bile bir başka anırır bahar günlerinde. Yani, her canlı da bahar sevinci bir başka tezahür eder. Bu hengamede sebzeler ve meyveler olgunluğa doğru giderken, diğer ürünlerde onları takip etmekte ve bahar bütün güzellikleriyle ve zenginlikleriyle insanlara çok önemli bir gerçeği de hatırlatmaktadır. Haşri! Öldükten sonra dirilmeyi ve yepyeni bir âlemde temessül etmeyi. Bu, yeni bir âleme yeni bir oluşumla doğuşun ayni zamanda simgesidir.  Biliyorum, bu tabir bazı kalpleri titrettirmiştir ve soğuk terler bile döken olmuştur, ölüm sözcüğünü duydukları için. Ama, ne yapalım hayatın en büyük gerçeği. Onu aşmadan sonsuz mutluluğa ermek de mümkün değil. Çünkü, Cennetin kapısı ölümle açılacaktır. Bütün bunları görüp de, baharın bu muazzam ve muhteşem gözleri büyüleyen, gönülleri galeyana getiren ve akılları  titreten bu resmigeçidi yöneteni görmeyene ne demeli?  Türlü çeşit eserleri görüp, müessire göz yummak olur mu? Sanatı taktir et, sanatkara sırtını dön, bu hak mı adalet mi? Kanuna evet, hakime hayır de! İyi de mutlak adaleti kim tesis edecek? Şiiri beğen, şairi reddet bu akıl kârımıdır? Neyse, uzun lafın kısası ne demişler: Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az!

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.