NÜKTEDAN – ÜÇ AYLAR VE KANDİLLER

Sevgili dostlar, dinimiz İslamın kurucusu, kanun ve kurallarının koyucusu Allahü zülcelaldır. Bu nedenle dinde kimsenin bir tasarruf hakkı yoktur.  Dine herhangi bir şey ilave etmek veya dinden çıkarmak yetkisi Peygamber bile olsa kimseye verilmemiştir. Dolayısıyla din adına yapılan bir takım şeyler vardır. Bunlar kültürel  hareketler ve davranışlardır. Dinde bunların yasak ve serbest diye  hükümlülükleri yoktur. Halk arasında bir etkinlik olarak coğrafyasına göre uygulanırlar. Oluşan toplumsal birlik ve beraberlikler, dinin yasak etmediği çerçevede uygulanır, insanlar arasında sevgi, saygı ve kaynaşma olur, muhabbet duyguları ve uhuvvet bağları sağlamlaşır. Mesela, şimdi içinde bulunduğumuz üç aylar saygınlığı, Recep, Şaban ve Ramazan aylarını sembolize ediyor. Bu aylarda kutlanan Kandil Geceleri, Kadir Gecesi hariç  hiç birinin Kur’an da yeri yoktur. Hz. Peygamber zamanında da hiç biri için böyle bir kutlama yapılmıyordu. Bunlar Peygamberimizin vefatından asırlar sonra ihdas edilip uygulanmaya başlanmıştır. Bu konuda Diyanet Ansiklopedisi’nin Kandil Geceleri bölümüne bakılabilir. Bu nedenle, bu uygulamalara bir kutsiyet vermek yanlıştır. Çünkü, dinde kutsiyeti kutsal ve Kuddüs  olan Allah verir. İnsanlar hiç bir şeye kutsallık veremezler, verirlerse bu yanlış olur. İnsanların verdiği bu kutsallığa tazim ve hürmet gösterilmesi, insanı şirke kadar götürebilir. Onun için her şeyi  kendi özelliği içinde değerlendirmek gerekmektedir. Kültürelle, kutsallığı birbirine karıştırmamak lazım. Örneğin ibadet ve âdet farklı şeylerdir, kendi özellikleri içinde değerlendirilirler. Aziz dostlar, Üç Aylar ve Kandil

Geceleri ile ilgili Peygamberimiz aleyhissalatü vesselama atfen birçok hadisi şerif nakledilmektedir. Bu hadisi şeriflerin bazıları, işin uzmanları tarafından tartışmalı olduğu ifade edilirken, bazılarına ravilerin sözlerinin karıştığı iddia ediliyor. Bazı sözlerde Âlim Ulemanın görüş ve düşünceleri Hadis gibi nakledildiği bildiriliyor. Mesela, Peygamberimizin Miraç olayı anlatılırken beş vakit namazın farz olmasıyla ilgili bir diyaloglar meselesi var hayretlere mucip! Peygamberimiz Yüce Mevlâ’dan 50 vakit namaz emrini alıyor, yolda Hz. Musa ile karşılaşıyor, Hz. Musa soruyor; uzun hikaye kısa kesiyorum, ey Muhammed! ümmetine ne hediyeler götürüyorsun? Peygamberimiz 50 vakit namaz diyor. Hz. Musa çok diyor ve benim ümmetim kılamadı, var git onu aşağıya indir. Peygamberimiz geri dönüyor durumu Yüce Allaha arz ediyor, bu gidiş-dönüş serüveni dört-beş sefer oluyor. Sonuçta namaz beş vakte iniyor. Hz. Musa ha şimdi ümmetine git bu müjdeyi ver diyor. Bu olay olduğu gibi bir İsrailiyat uydurması değil de ya nedir? Allah aşkına birazcık aklı olan bunu anlar. Ama, bizde peşin bir kabulcülük var, tasavvuf ve tarikatlardan geçme. Din adına ne söylenirse doğrudur; hele bir de bunu sakallı, sarıklı ve cübbeli biri söylerse, zinhar reddedilmez! Bu Miraç olayında daha çok uyduruk ve yakıştırmalar var. Örneğin bir tanesi var ki enteresan mı enteresan! İnsanın aklı almıyor. Peygamberimize Miraç dönüşü müşrikler soruyor; Madem Mescid-i aksaya gittin, söyle bakalım kaç kapısı ve penceresi var? Peygamberimiz başlıyor anlatmaya, çünkü televizyon ekranı gibi karşısına getiriliyor, oradan bakıp söylüyor! Bu olay televizyonun da keşfine ip ucu oluyor. Görüyor musunuz zekayı!..

Değerli dostlar, bu kandil geceleriyle ilgili söylenenlerin bir çoğu zannetmeyin ki, dinimizin ve Peygamber Efendimizin şerefini ve itibarını yüceltiyor! Asla! Tam aksine aklını çalıştıran, ilim ve hikmet alanında biraz dirsek eskiten bunlara gülüp geçiyor. İnsanlığın rol modeli, ahlak ve bilimsel yaşam rehberi Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselamı anlamaktan ve hayat kitabımız Kur’an-ı Kerimi bize yaşayarak ve anlatarak örnek alınmasından, bu bidat ve hurafeler önlüyorlar. Kâbul Ahbar ve Vehebbih Münebbih gibi müslüman olduğunu söyleyip İsrailiyatı kültürümüze sokan yahudiler bu yolda çok büyük çaba sarf etmişler.  Mesela Berat Kandili’nde ibadet eden ve tövbe istiğfarda bulunanların günahları Kelp Kabilesinin koyunlarının kılları sayısınca günahları olsa affedilirmiş. Daha pek çok uyduruklar var, başta o geceyi ibadet ve taatle ihya eden Cehennem’den kurtuluş Beratını alırmış. Yok böyle bir şey. Kur’an-la bunun bağlantısı yoktur. Cehennemden kurtuluş beratı alacak olanlar ancak öldükten sonra Mahşer yerinde kurulacak olan Mahkeme-i Kübra’da olacaktır. Çünkü, Cennetlik ve Cehennemlik amel işleyenlerin hesapları orada görülecek ve neresini hak ettiyse oradan, oraya sevkiyat yapılacaktır. Zümer Suresinin sondan 5 Ayetini okuyan bunun doğrusunu orada görüp bulacaktır. İnsanın amel defteri öyle yaz-boz tahtası değildir. Nisa suresi 137. Ayet de bu konuya açıklık getirmektedir. İnşallah haftaya devam etmek kaydı ile hoşça ve dostça kalınız sevgili dostlarım.

                                            LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.