Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN – VERMEK İSTEMESE – İSTEMEK VERMEZDİ

Sevgili dostlar, Yüce Allah diledi Beşeri, İnsana tekamül ettirdi.  O beşer ki, dünyada nefsi ile hareket eden, kan döken ve fesat çıkaran bir toplumdu.  Arzu, heves, ve şehvetiyle nefsinin kontrolünde hisleriyle ve duyu organlarıyla yaşayıp varlığını sürdürüyordu. Yüce Allah onlardan bir takım özelliklerle bir insan nesli oluşturdu. Bunu, sembolik olarak Âdem ismi atlında, meleklerine tanıtarak ve tazimde bulundurup özelliğini göstererek, dünyaya Halife nasbettiğini Kur’an-ı Kerim Bakara Suresi 30’ncu Ayetten 40 kadar 10 Ayette detaylarıyla açıklıyor. İnsan suresinin 1 ve 2’nci ayetlerinde de bu oluşumun uzun bir süre aldığını bildirmektedir. Kur’an da bu konuda başka detaylarda var, insanın fiziki ve psikolojik yapısı hakkında. Biz o detaylara girmiyeceğiz. İnsanın beşerden intikalini sağlayan özelliklerinden kısa-kısa pasajlar sunmaya çalışacağız. Esas konumuz da insanın hidayete ermesi ve dalâlete düşmesi hususuna açıklık getirmektir. Çünkü, bu konuda da yanlışlar yapılmaktadır. Mesela, Kur’an da birçok yerde geçen bu konuyla ilgili Ayeti kerimeler vardır. Onlardan bazılarını nakledeceğiz. Ama, önce olaya baştan başlamak istiyoruz. Yüce Allah Âdemi beşerden insana tekamül ettirip cennet misal bir bahçeye eşiyle beraber koyuyor ve bir tembihte bulunuyor. Burada istediğinizden yiyin-için gezin-dolaşın yaşayın, ancak şu ağaca yaklaşmayın ve ondan yemeyin. Şeytan onları kandırıyor ve o ağaçtan yiyorlar, o anda kendilerinde çok enteresan bir hâl meydan geliyor, çıplak olduklarını fark ediyorlar. İşte o an insan olma özelliğini idrak ediyorlar ve nefisleriyle yüzleşiyorlar. Birbirlerinden utanıyor, o anda ilk gördükleri bazı ağaç yapraklarıyla o ayıp yerlerini örtmeye çalışıyorlar.      Aziz dostlar, işte insan için esas dünya hayatı ve sınav maratonu o andan itibaren başlıyor. Yüce Allah onları o cennet misal bahçeden çıkarıyor, insanlık sorumluluğunun idrakine varan Âdem ve eşi, insani hasletleriyle, nefislerini tanımak ve o alandaki heva, heves ve duygularını kontrol altında tutup yönetmekle görevli olduklarının bilincine varıyorlar. İlk etapta işledikleri suçun pişmanlığı ve utancıyla Yüce Allah’a yarvarmaya başladılar. Araf suresi 23. Ayette o durum şöyle ifade edilmekte: Ayet meali “ Her ikisi ‘Âdem ve eşi’ Rabbimiz! Biz nefsimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz hüsrana uğrayanlardan oluruz dediler.” Burada nefislerin her istediğine uymanın, insana uğrattığı zararlar ortaya çıktı. Bundan sonra insanın dünya hayatı başlıyor, dünyaya Halife nasbedilmesinin bilinciyle hareket ediyor. Yani, insan tamamiyle kendisinin idrakine varıyor; ruhunun emri dirayetiyle, iradesini ele alıyor, aklının araştırıp, soruşturması, karar aşamasında temyiz makamı vicdanın devreye girmesi ve kendisine verilen Beyan bilinciyle seçimini yapıyor. Zaten Yüce Allah, “Dinde zorlama yoktur; artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır…………..” deyip, Bakara suresi ayet 256’ da insana bir seçme hakkı muhtariyet vermiştir. Ancak, Nahl suresi ayet 9’da, “Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğrisi de vardır. O, dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi” diyor. Yani, seçimi insanın kendisine bırakıyor. Ama, uyarmayı da yapıyor. Ra’d suresi 4’ncü ayette şöyle buyuruyor: “ Onlara iyice açıklasın diye her Peygamberi yalnız kendi kavminin dili ile gönderdik. Artık Allah dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O güçlüdür, hikmet sahibidir.

Değerli dostlar, anlaşılan o ki, hidayeti dilemek, istemek insanın elinde, vermekte Allah’ın elinde. Ancak, Yüce Allah vermek istemeseydi, insana istemek vermezdi. Demek ki, vermek istiyor, lakin insan istemezse Allah da vermiyor. Ayet metninde geçtiği gibi “Vema teşâune ille eyyeşaallah” ama yanlış anlamalar, hep doğrunun önünü tıkamıştır. Mesela, “Dinde zorlama yoktur” deyince, bu ifade sadece ibadetler açısından anlaşılıp değerlendirilmiştir. Namaz, oruç, zekat, hac ve kurbanla din çerçevelenip sınırlandırılmış ve hayatın tümü kast edilmemiş, çünkü dini hayat, dünyevi hayat diye yaşam ikiye bölünmüştür.  İşte bu yanlış anlayış, müslümanları yanlış değerlendirmelere sürüklemiştir. İslam dini ibadet dini değil, ubudiyet dinidir, insanın hayatının bütününü kuşatır. İsra suresi ayet 18’ de Yüce Allah şöyle buyuruyor: Mealen, “ Kim bu geçici dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz, sonra da onu, kınanmış ve koğulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.” Evet, dilemek ve istemek esastır. Onun için Yüce Allah dileyeni hidayete, dileyeni dalalete sokuyor. Yani, bir insan mümin olmak istediği gibi, kafir olmakta isteyebilir, kendi seçimini kendisi yapar. Yoksa, ezelde taktir edilmiş kaderini, dünyada mecburi yaşar diye bir zorunluluk yoktur. Eğer, “Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı; fakat O, dileyeni saptırır, dileyeni doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan elbette sorgulanacaksınız.” Diyor, Nahl suresi 93’ncü ayeti kerimede. Evet, üçüncü soruyu da sanırım cevapladık. Hayırlı bayramlar dileğiyle hoşça ve dostça kalınız.

LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.