Son Dakika

• No Posts Found

Ramazan Sayfası – 28

MUSTAFA ULUÇAY

 KADİR  GECESİNİNİN  ÖNEMİ  ANLAMI  VE  AMACI   -1-

Gerçek kandilin ışıklarının ufka düştüğü gün, cehalet ve zulmet karanlığının üzerine, Hak-Adalet, Ahlak ve Rahmet güneşinin doğduğu sabahın Kadir aydınlığı. İlk anda idrakine varılamayan İlâhi mesajın akıl, gönül ve ruh inşirahı, son Resulü nuru efşanıyla sardı. Hz. Resül bu nurun helecanı ve heyecanıyla baştan-ayağa sarsıldı. Aldığı görevin azameti ve yüceliğiyle yerinde duramaz oldu, eve koştu, hayat arkadaşı, sırdaşı ve maddi sığınağı eşine durumunu anlattı ve cereyana tutulmuş zargır-zangır titriyor, üşümek değil, hastalık değil, ayakta duramıyor aldığı yükün manevi ağırlığı altında, telaşlı ve yorgun yatağa giriyor. Örtün beni örtün diyor, ancak aldığı görev yatmayı, örtünüp saklanmayı ve durmayı değil, aktif ve hareketli olmayı gerektirdiğinden kalk diyor ona o görevi veren Kâinatın hâlikı, sahibi ve hakimi, görev başına, en yakın akrabalarını, dalalet, atalet ve cehalet uykusundan uyandır. Evet, Hz. Muhammed içinde yaşadığı toplumun haksızlıklarını, adaletsizliklerini, zulüm ve ahlaksızlıklarını görüp, onlarla yaşamanın verdiği huzursuzluk, üzüntü ve keder duygularıyla nuzdaripliğinden bir arayış içine giriyor ve o toplumun içinden Mekke’nin üstünde sarp kayalık ve yokuşu tırmanıp Hira mağarasına kapanıyor, uzun-uzun tefekküre dalıyor, o durumdan kurtulma çareleri arıyor. Belki, onu toplumunun başına geçirecek olan, verecek olduğu Peygamberlik görevi için o yaşanan halet ruhiye ve manevi sıkıntılar, onu o göreve hazırlamak içindi.  Çünkü, Yüce Allah belirli bir zaman sonra Oku! Lafzıyla başlayan ilk vahyini gönderdi. Halkının içinde onu sevilen-sayılan ve Muhammedil Emin lakabıyla anılan, itibar ve güven abidesi yapan Yüce Mevla’sıydı. Ona vahy ettiği ilk Oku! Emriyle Resullük görevini de birlikte vermişti. Bu talimat ve görevlendirmenin olduğu geceyi Yüce Allah Kadir Gecesi ilan etti. Bu kutlu zamanın en mutlu an olduğunu bir Sure ile tescilledi. O gecenin ve gününün mübarek Ramazan-ı şerif ayında olduğunu başka bir surenin içinde bir Ayeti Kerime ile bildirdi. Bütün bunların önemi, ehemmiyeti, anlamı ve bir amacı olduğu Kur’an-ı  Kerim de bütün detaylarıyla anlatıldı. Tabi bu 23 yıllık bir süreci kapsadı. Bunun idrakine varmak, ne kadar büyük bir değer ifade ettiğini anlamak için, Kur’an-ı Kerim’deki Kadir suresinin anlamını doğru ve iyi öğrenmekten geçiyor. Ben sıradan bir mümin olarak her müslümanın bununla görevli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, Kur’an ayı olarak kutladığımız bu  mübarek Ramazan-ı şerif ayını bu duygu ve düşüncelerle değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.

KADİR  SURESİNİN  MEALİ, 

KISACA TÜRKÇE ANLAMI   -2-

Kandil gecesi sıralamasına dahil edilen ve Ramazan-ı Şerifin 27. gecesi olarak kutlanan Kadir gecesi önemli ve gerçekten özel bir gecedir. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimi bu gece Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhissalatü vesselama inzal etmeye-indirmeye başlamıştır. Bu özel gece Kur’an-la duyurulmuş ve müstakil bir sure ile önemi ve özelliği anlatılmıştır. Bu surenin Meali, yani Türkçe anlamı şöyledir: “ Doğrusu, Biz, Kur’an-ı kadir gecesinde indirmeye başladık. 2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? 3. Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. 4. Melekler ve Ruh o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. 5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” Bu surede anlatılanlar ve bu anlatılanları anlayanlar, Peygamber Efendimizi müstesna tutmak kaydı ile, müfessirlerimiz, özellikle Kadir gecesi hakkında iki görüşe ayrılıyorlar. Bir kısmı, Kadir gecesi faziletiyle ve özelliğiyle sadece Kur’an-ın inmeye başladığı gecedir diyorlar. Bir kısmı her yılın içinde vardır, ama sabit bir gecede değil, yıl içinde değişmektedir. Ayrıca bu geceyle ilgili Peygamber Efendimizden irtibatlı rivayet edilen hadisler vardır. O hadislerin içinde en meşhur olanı “Kadir gecesini ramazan ayının sonunda arayın 27. gecesi olması kuvvetle muhtemeldir” Âlimler bu hadisi esas almışlar ve bu gece Kadir Gecesi olarak ülkemizde müslümanlar arasında kutlanıyor. Bin aydan hayırlı olduğu ki, bu azami bir ömre bedeldir. Kur’an-ın böyle bir gecede inmeye başlaması, Kur’an-ın önemini ve özellğini vurgulamış oluyor. Yüce Rabbimiz kadir gecesinin ne olduğunu ne gibi bir öneme ve özelliğe sahip olduğunu, Peygamberimize sen nereden bileceksin? Ben bildirmeyince bilemezsin diyor ve gecenin kıymetini, önemini, faziletini muhtevasıyla bildiriyor. “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh o gecede Rablerinin izni ile her türlü iş için inerler. O gece tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir” diyor. Evet, o bin aydan hayırlı olan Kadir gecesinde Melekler ve Ruh Allah’ın izni ile yeryüzüne iniyorlar ve her türlü işle iştigal oluyorlar. O işler her türlü işe şamildir. Bu durum şafak sökesiye kadar bir hareketlilik içinde sürüyor ve her yere bir selametlik hakim oluyor. Burada müslümanların sabaha kadar uyanık olması ve bu gecenin feyzinden ve bereketinden istifade etmesi  gerekmektedir. Bu geceyi bir ihya hareketidir, müslüman bunu, Kur’an-ın ışığında kendisi, çevresi toplumunu, ülkesini ve bütün İslam Âlemini muhasebe edip gözden geçirecektir. Dünya insanlık âlemi içinde nasıl bir durumda olduğuna bakacak ve ona göre de ilerisi için bir plan yapıp kendisine hedefler belirleyecektir.

KADİR GECESİ İLE İLGİLİ BİR

 DEĞERLENDİRME    – 3 –

Kadir gecesini, diğer kandil geceleri serüveni içerisinde değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü, bu gecenin çok büyük bir önem ve özellik ihtiva ettiği bilinmektedir.Mesela, Kadir gecesinin Ramazan ayının içinde olduğu ve Kur’an-ın bu ayda inmeye başladığı için, Ramazana farklı bir mübareklik verdiği ve bu nedenle Ramazana Kur’an ayı diyoruz ve ona görede önceden hazırlık yapıyoruz. Bu mübarek ayda Rabbimiz oruç tutmamızı emretmiş. Sevgili Peygamberimizin  örnekliğinde bu ayı değerlendireceğiz. Kadir gecesi hayatımızı inşa edeceğimiz Kur’an bu gece inmeye başladı ve Peygamberimiz Hz.Muhammed Aleyhissalatü vesselama bu gece risalet verildi. Bu gece Peygamberimiz adına da önemli ve özel bir gecedir. O zaman, Peygamberimiz Ramazanda Kur’an-la buluştuğu ve Risalete kavuştuğu günler olması dolayısıyla Ramazan da ne yapıyordu? Önce onu araştırıp öğrenmemiz ve onları bir kenara kaydedip, sonra bir mümin olarak Kur’an-ın bize indiğini de kabul edip, o geceye ona göre bir değerlendirme programı hazırlamamız gerekmektedir. Bu özelinde-özeli bir plan ve programdır. Aslında, bunu da içine alacak bir aylık bir Ramazan programı yapılması gerekir. Bu, kişiden-aileye, aileden-topluma, toplumdan da islam âlemine şamil olacak bir genellemeye hitap etmelidir. Her yıl için ayrı bir muhtevada olmalıdır. En azından temel kriterler ayni olup, detaylar zamanın şartlarna göre farklılık içinde olması lazım. Gelişen dünyanın içinde bulunduğu her türlü oluşum, gelişim ve değişimler dikkate alınmalı ve bunlara paraler hedefler belirlenmeli, planlar ve programlar bunlar dikkate alınarak yapılmalıdır. Hz. Peygamber, her Ramazan ayının  son on gününde İtikafa giriyormuş. Yani, mescidin bir köşesinde kendine bir yer ayırıp orada ongün kalır, mecbur olmadıkça kimse ile konuşmaz, dışarı çıkmaz ibadet ve tefekkürle meşgul, Bayram namazından sonra itikaftan ayrılırmış. Bu İtikaf olayını vefatına yakın Ramazan da yirmi güne çıkarmış. Bu İtikaf meselesi  bir ay Ramazan içinde  çok önemli bir ayrıntıdır. Bunu ve Kur’an ayı olan Ramazanı ve içindeki Kadir gecesini ve Kur’an-ı Kerimi  bu ayda, yaşamımızla irtibatlandırıp enine-boyuna ve özelliklerine önem verip değerlendirmemiz gerekmektedir. Özellikle dikkatimi çeken Peygamberimizin İtikaf sünnetine Söke’de uyanı hiç görmedim. Yani, hiçbir camide itikafa giren bir müslüman duymadım, buda bana çok garip geldi. Bazılarına sorduğumda da o da ne, nasıl oluyor diyorlar.

KADİR GECESİNDE İNMEYE BAŞLAYAN KUR’AN  KERİM -4- Evet, Yüce Allah gecenin bir vaktinde Mekke’nin üstünde bir mağarada tefekküre dalan Hz. Muhammed Aleyhisselama Oku! Emri ile indirmeye başladığı Kur’an-ı Kerimi böyle bir Ramazan ayı içinde vahyetmişti. Artık, Ramazan ayının başı mı, ortası mı veya sonu mu bilmiyoruz, ama Bakara suresi 185. Ayette Kur’an-ın Ramazan ayında inmeye başladığını biliyoruz. Onun için bu aya Kur’an ayı diyoruz. Bu ayda Kur’an-ı Kerim tilavet ediyor, Mukabeleler okuyoruz. Ama, ayni zamanda bize de inmiş olan Kur’an-ı bilmiyoruz. Anlamı ve amacını hayatımızla irtibatlandırıp, günlük yaşamımızla buluşturarak, ne kadar uyum sağlıyoruz bunun murakabe ve muhasebesini yapmıyoruz. Sadece itibar ettiğimiz güzel sesle tegannili ve makamla okuyanları dinliyor, keyif alıyoruz. Aslında bundan fazla anlamıyla ve hayatımıza hitap eden yönüyle daha çok ilgilenmemiz gerekmektedir. Dünyada İslam âleminin durumunu görüyoruz, gayri-müslimlerin etkisi altında. Bu duruma nerden ve nasıl düştü İslam âlemi, bunun araştırlması gerekmektedir. Bir sürü İslam ülkesi var, ama örnek alınıp arkasından gidilecek bir tane yok. Öncelikle bir sefer hepsi kendi içinde problemli, farklı, görüş ve düşünceler, birçok guruplaşmalara sebep olmakta, ortak bir noktada buluşma yok. Kur’an merkeze alınmadığından, çeşitli mezhep, meşrep ve tarikat önderlerinin görüşleri ve düşünceleri din adına belirleyici ve yönlendirici  oluyor. Kur’an söz konusu olunca, herkes Kur’an-ı anlayamaz deniyor. O anladığını söyleyenler de, aslında kendi anlayışı adına bir şey söylemiyor, kendisinden çok-çok önceleri söyleyenlerin sözlerini naklediyorlar. Onlara uyulmasının zorunlu olduğunu, yoksa dinden çıkılacağını iddia ediyorlar. Oysa, o dedikleri kişilerin 500 yıllık bir geçmişleri var ve bu süreç zarfında onların o görüşlerinden islam âleminde bir gelişme olmamış ve onların üstüne de gelişme kaydedecek onlardan sonra gelenlerde bir şey koymamışlar. Gayri-müslimlerin geliştirdikleri teknoloji onları etkisi altına almış ve neticede gelinen durum ortada. Ne yazık ki, halâ gerektiği gibi bir uyanış görülmemektedir. Kur’an-a gerektiği gibi dönülmemiştir. Bazıları şekilciliğini öne çıkarıp, aklı ve iradeyi dışlayıp, birilerine uydu dindarlık bağıyla insanlar aldatılmaya çalışılmaktadır. İşte, bu gün ve gecelerde bu kâbustan kurtulmanın çabası ve çalışması yapılmalıdır. Kur’an-a ve Kur’an ayına gereken değer verilmiş olsun. Kadir gecesinin de gerçek manası anlaşılmış olsun.

KUR’AN-I  ANLAMA  YOLUNA  GİRMELİYİZ     -5-Belki her müslümanın evinde Kur’an vardır ve bir çoğuda okunuyordur. Ama anlamı bilinmeden, garip bir gerçek, dünyada anlamı bilinmeden en çok okunan kitabın da  Kur’an olduğu söyleniyor. Ancak yanlış anlaşılmasın, elbette Kur’an okunacaktır, lakin önemli olan anlamını bilerek okumaktır. Çünkü o okuduğunu anlamak ve yaşamak için indirilmiştir. Mesela, doktor reçeteyi  sadece okunsun diyeyazmaz, yazılanlar okunup anlaşıldıktan sonra uygulansın diye yazar. Bu konuda daha ilginç şeyler oluyor, bazıları Kur’an ayetlerini bir kâğıda yazar ve suyun içine koyup, o suyu içmekle tedavi olacağına inanır. Bunu meslek edinenler var, şifa ayetlerini yazıp kitaplaştıran ve para kazananlar. Bu ayetleri bazen hiç hoş olmayan yerlerde kullanılması tavsiye edilir. Bunlar dünya menfaatleri için yapılan inanç istismarlarıdır. “Kur’an müminler için şifadır” ayeti, cahiller veya o çıkarcılar tarafından ifade ettiğimiz gibi herhangi bir hastalığa şifa olsun diye kullanılıyor. Oysa, Yüce Allah Kur’an-ın uygulanıp yaşanmasında şifa olacağını bildiriyor. Mesela, İsra suresi 82. Ayet de şöyle buyruluyor: “ Kur’an-dan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını arttırır.” Bu neye benziyor, Anayasa’nın bir maddesini kâğıda yazıp, yukarıda ifade denilen işlemi yapmaya benziyor. Evet, hayat kitabımız Kur’an-ı Kerimi anlamalıyız ama doğru anlamalıyız ve doğru uygulamalıyız. Onu, üfürükçülerin, muskacıların ve fal bakanların kitabı yapmamalıyız, yapanlara da itibar etmememeliyiz. Bu durumlara düşmemek içinde hergün Kur’an-dan en az bir ayet okuyup anlamını öğrenmeli ve hayatımızla irtibatlandıracak şekilde düşünmeliyiz. Örneğin önemli bir konu, beş vakit namazda okuduklarımızın anlamlarını mutlaka öğrenmeli ve üzerlerinde düşünmeliyiz. Çünkü, ne beş vakit namaz kılanlarımız var herhangi bir türbeye gittiğinde, orada medfun bulunandan medet umuyor ve dilekte bulunuyor. Veya en azından bu kişinnin yüzü-suyu hürmetine diyerek bir şeyler bekleyenler var. Oysa, hergün beşvakit namazda her rekatta okunan Fatiha’da bir ayeti kerime var “İyyake nağbüdü ve iyyake nestain” yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dilerim diyoruz. Yani türbede  yaptığımıza, kıldığımız namazla ters düşüyoruz ve dolayısıyla şirke giriyoruz. Şirkte, tövbe etmedikçe affedilmeyen en büyük günahtır. İşte bu yanlışları yapmamak için kitabımız Kur’an-ı öğrenmeliyiz.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.