Son Dakika

• No Posts Found

Ramazan Sayfası – 30

NAMAZ 24 SAATTE BİR SAATLA GÜNE HÜKMEDER   -1-

Mübarek Ramazan-ı şerifin son günlerindeyiz. Bayrama bir-iki gün kaldı, bazı gönüller mahzun olurken, bazı gönüllerde görevini yapma mutluluğuyla bir ay oruçla birlikte namazı da noktalamayı düşünüyor. Teamül haline gelmiş olan bu uygulama külliyen yanlış. Çünkü, oruç bir ayla sonuçlanıyor ama, namaz öyle değil, ancak ölümle sonuçlanan bir dini görevdir. Öyle ki, ilmihal kitaplarında kazasından bahsediliyor, ama Kur’an da ve peygamberimizin hadislerinde yok böyle bir şey. Çünkü, vakitle çerçevelenmiş bir ibadet, vaktinde kılınmadığın da, vakit geri gelmeyeceğine göre o görev yapılmamış demektir. O nedenle, namazı kazaya bırakmak diye bir ruhsat yoktur. Çünkü, her namaz o vaktin ibadetidir. Ancak vaktinde kılınırsa gereği yerine gelmiş olur. Bayramdan sonra bu görevi bırakanlar Allah’a karşı en büyük saygısızlığı yapmış oluyorlar. Bu nedenle şu gerçeği unutmamalıdırlar. Allah’a kulluğun en belirgin alâmeti olan namaz, kılınmadığı zaman müslüman sözünü yerine getirmemiş oluyor. Doğruluktan ve dürüstlükten söz etmesi yalan olur. Dolayısıyla en büyük yalancılığı  Allah’a ve Peygamberine karşı yapmış oluyor. Birçok müslümanın böyle Ramazan’dan sonra namazı terk etmesi, hiçbir mazerete sığmaz, kişinin kendisini temize çıkarması mümkün değil. Namaz hakkında Nisa suresi 101-102-103. ayetlerde namazın savaş anında bile terk edilemiyeceği bildirilmektedir. Sefer ânında düşman korkusundan namazın kısaltılabileceği ruhsatı veriliyor ama terk edilmeye ve kazaya bırakılmaya asla izin verilmiyor. Namaz mutlaka camide kılınacak diye bir mecburiyet yoktur, camilerde daha bir teferruatlı kılınması bir zorunluluk olarak algılanmamalıdır. Yani, farz namazı kıldıktan sonra camiden çıkıp işine gidebilir. Evet, beş vakit namaz sabah iki rekat farz, iki rekat nafile, öğle dört rekat nafile, dört rekat farz ve iki rekat nafile, ikindi dört nafile, dört farz, akşam üç farz iki nafile, yatsı dört nafile, dört farz,iki nafile ve üç rekat vacip toplamı kırk rekat eder. Birer dakikadan hesap etsek kırk dakika eder. Hadi buna yirmi dakika ile abdesti de dahil edelim bir saat, bu 24’de bir eder, yani 24 saatin bir saatini ibadete vermiş olursunuz, buda hiçbir şeye engel değildir. Hatta bu bir günün farklı saatlerinde olması dolayısıyla, insana bu bir ruh huzuru verir ve gönlü dinlendirir. İnsanın manevi hasletleri, aklı, zekası, zihni, iradesi ve vicdanı  özgür halleriyle yüzleşir, kişi kendi olmanın iç rahatlığı ile Yüce Allah’ını anar ve bir deruni ruhi tatminlik hissiyle saf bir mutluluk yaşar.İşte bu aldığı güç müslümanı her türlü aşırılık ve sıkıntılardan korur. Dolayısıyla haddini bilir, yalnızlıktan kurtulur istikrarlı ve dengeli bir hayat ar.

NAMAZLA  İLGİLİ  BİR  MUHASEBE -2-

Mümin için namaz, bir otokontrol mekanizmasıdır. Çünkü dünyada bir insan için en büyük hakikat imandır, imandan sonra namazdır ve Salih ameldir. Günde farklı zamanlarda beş vakit namaz kılan bir mümin günü kontrolü altına almış yönetiyor demektir. Bu, bir mümin için kendisini ve kâinatı yaratanın özel bir hazırlıkla karşısına çıkmaktır.İmanın birinci şartı Allah’a inanmak, ancak bu öyle inandım sözüyle değil, özüyle ve bütün benliğiyle bir iman bilinci duruşu ortaya koyacak şekilde bir huzura çıkma saygınlığı olacaktır. Yoksa bazılarının yaptığı gibi  namaz kılmayı bir borç ödeme şeklinde telakki edip, günde beş sefer taksit ödeme anlayışına çevirmemek lazım. Çünkü namaz, Allah’a bir kulluk göstergesi ve bir ubudiyet belgesidir. Kişi, her şeyi ile bağlı ve medyunu olduğu Allah’a itaatini günde beş vakit arz etmekle aczini ve fakrını bildiğinin teslimiyetini ortaya koymuş oluyor. Bu yolda beşer olarak yaratılışını ve beşerden insana tekamül edişini Allah’ın görevli yaratıkları Melaikelerle birlikte olduğunun bilinci ve imanıyla, ruh dünyasında uhrevi bir hazla eşrefi mahlukatlığını idrak eder. Levhimahfuzdan gelen İlâhi mesajlara muhatap olmanın şerefini, yalnızlığa terk edilmediğinin güvenini ruhu ve bütün benliği ile hissedip, kendisine o mesajları tebliğ edip ve bir yaşam kılavuzu olarak veren Allah’ın elçisi Hz. Muhammed Aleyhisselama minnet ve şükran saygınlığı içinde yönünü Kâbe’ye doğru döner. Ciddi bir sınav sorumluluğu içinde hesap gününe inanmışlığının teslimiyetiyle, Yüce Allah’ım senin eşsiz ve emsalsiz büyüklüğünün ve yüceliğinin karşısında kulluğumu arza geldim. Affına, bağışlamana, rahman ve rahmet sıfatlarının sonsuzluğuna sığınarak kulluğumun kabulünün lutfuna geldim deyip, namazlarında mümin bu duruşu sergiler. Euzü-besmele ile şeytanın şerrinden, Allah’ın rahmetine sığınarak, Rabbim, sen noksan sıfatlardan uzak, kemal sıfatlarla muttasıf ve hamde layıksın. Bir ay boyunca sıkı-bütün bir ibadet ve Allah’a kulluk şuuru içinde olan bir kişi, Bayram namazı sonu birden bu hali terk ediyorsa, bu çok hazin bir durumdur. Bu ruha işlememiş, canına değmemiş, kalpte yer etmemiş ve aklın kabulüne mazhar olmamış, parakende bir ticaret anlayışıdır. Allah’a kulluğunu yaşamının bütününe hasredemeyişiyle, nefsinin hakimiyetinden kurtulamamanın hüsranıdır. Böyleleri için ancak Yüce Allah’tan hidayet dileriz ve bu durumdan tövbe ile arınma temennisinde bulunabiliriz. Sözünde durmayana ne denir, özellikle her şeyini borçlu olduğu birine karşı böyle bir tavır alana!..

FATİHA’NIN  ANLAMI  ÜZERİNDE BİR  MÜLAHAZA       -3-

Hayat kitabımız ve her şey için yaşam kılavuzumuz Kur’an-ı Kerimin ve elimizdeki Mushaf’ı şerifin ilk suresi Fatiha, Arapça metni, anlam-mana ve muhtevasıyla müthiş ve muazzam bir suredir. Anlam zenginliği üzerinde Âlim ve ulemamızın uzun-uzadıya değerlendirmeleri olmuştur. Elbette bundan sonrada olacaktır. Ama, beni en çok etkileyeni Fatiha’nın fetih anlamına da gelmesi ve fetih kelimesinin açılımındaki anlam gücü çok muhteşemdir. Açma manasına da gelen fetih kelimesi namazda müminin kalbine inşirah vermesi, ruhuna ve aklına ufuklar açması, Rabbi ile arasındaki engellerin, mania ve setlerin kalkması çok önemli. Rabbine en yakın hal olan secde mahallinde mümin Allah’a kul olmanın manevi hazzını ve rahatlığını duymasıdır. Fatiha suresi insana bu iman bilincini veriyor. Fatiha’nın ayet-ayet üzerinde biraz durursak, bu konuda Allah’a kulluk bilincinde ibadet görevinin önemini ve amacını daha iyi anlarız. Burada çok önemli bir noktaya daha değinmeden geçemiyeceğim. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimin de  “Fe iza kara’tel kur’ane festeiz billahi mineşşeytanirracim.” diyor. Ne demek bu? ( Kur’an okuyacak olduğun zaman, şeytanın şerrinden Allaha sığın) demek. Yani, euzü besmele okumadan Kur’an okuma demektir. Bu ayetle sabit bir Allah emridir. Bunu, cami veya merasimlerdeKur’an okuyanlar yapıyorlar. Yüksek sesle makamla kıraat edenler euzü besmele çekiyorlar da, onun dışında zaazlar da ve herhangi bir sohbet esnasında Kur’an okuyanlar buna riayet etmiyorlar. Yeri gelmişken bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Herhangi bir mecliste sohbet esnasında Hz. Peygamberin Muhammed ismi geçtiğinde saygıdan hemen sağ ellerin avuç içlerini kalbimizin üstüne koyarız. Bilenler Hz. Peygambere salâvat getirir, bilmeyenler sadece ellerini kalplerinin üstüne koymakla saygılı olduklarını ifade etmiş oluyorlar. Bu güzel bir şey Hz. Peygambere bir saygı ve sevgi ifadesi. Ama, sıkı durun burada çok önemli bir başka şey söylemek istiyorum. Allah’ın adı anıldığı veya Kur’an okunduğu zaman müminlerde farklı bir davranış, dikkat çekici önemli hareket gösterilmiyor. Burada kimseyi kınamak için değil, ayni hal içinde kendimi de bulduğumdan ötürü söylüyorum. Neden acaba bu lâkayıdlık hakim olmuş bize? Oysa Yüce Rabbimiz Enfal suresi 2. Ayette mealen şöyle buyuruyor: “Müminler ancak o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperir ve onlara Allah’ın âyetleri okunduğunda, bu onların imanlarını arttırır ve onlar yalnız Rablerine güvenip dayanırlar.” Meali Bayraktar Bayraklı Hoca’nın mealinden aldım, Yorumunu mümin kardeşlerime bırakıyorum. Burada bir parantez açıp, Din Görevlileri kardeşlerime tavsiyem, dini merasimler için mümin kardeşlerimin evlerine gittiklerinde okudukları Kur’anı mahalleye değil sadece o evde olanlara okusunlar. Bütün çevreye verip vebal sahibi olmasınlar.

FATİHA’NIN  ANLAMI-MANASI  VE  AMACI        -4-

MUSTAFA ULUÇAY

Mübarek Ramazan ayında devam ettiğimiz hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim ile ilgili bilgilendirme, düşünce ve değerlendirmelerimizi bugün sonlandırma niyetindeyiz. İnşallah gelecek Ramazan’a ömrümüz, sağlığımız ve sıhhatimiz devam eder o günler içinde birşeyler düşünürüz. Şimdi, Mübarek Ramazan’ın şu son günlerini, yine hayat kitabımız Kur’an-ı Kerime, yani Mushaf’ı Şerifin ilk suresi Fatiha’ya dönüyoruz. Çünkü, hayat devam ediyor, mevsimler dönüyor, dünya dönüyor, günler ard-arda geliyor, ömür ilerliyor, ecel yaklaşıyor. Yani, yaşamda değişen bir şey yok, Bayramla beraber dini hayatı kenara çekelim, oruç bitti deyip, namazı ve dini duyarlılığımızı, hassasiyetimizi ve sorumluluklarımızı erteleyelim. Bu, Elest Bezminde verdiğimiz söze, laf arasında bende müslümanım iddia ve ifademize hakaret olur, sözünde durmama durumuna düşmüş, kendimizin yalancısı olmuş oluruz. Ben dürüst bir kişiyim demeye yüzümüz olmaz. Çünkü, Allah’a verdiğimiz sözü tutmuyoruz. Bu nasıl bir dürüstlüktür deyip kendimize sormamız gerekmektedir. İşte, her namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha bunu ıspat eder. Buyrun! İlk Ayeti ile başlıyoruz; önce Arapça metni, sonra Türkçe anlamıyla ve özetleyerek “Elhamdülillahi rabbil âlemin”  ( Alemlerin öğretmeni Allah’a hamd olsun) Âlemler, atomlardan, galaksilere, hozmik âlemden,  fizik ve meta-fizik âleme, içindeki çeşitli canlı-cansız yaratıkları ile dünya âleminden, ruhlar, melekler, cinler ve daha bilmediğimiz nice yaratıklar âleminin Rabbi, terbiye edicisi, şekillendiricisi, en güzel kıvamda yaratıcısı ve bunların yöneticisi Allah’a hamd olsun. Hamd en büyük, emsalsiz ve eşsiz saygı sadece O’na mahsustur ve ona özeldir. Çünkü, O’nunda eşi, emsali, dengi ve yardımcısı yoktur. “O, errahmanirrahim” dir. (O yarattıklarına, yaşamlarını en güzel bir şekilde sürdürmeleri için sonsuz ikram ve ihsanda bulunmaktadır.) İnsan olarak kendimize bakalım, dünyayı her şeyi ile hizmetimize ve istifademize sunmuştur. Her şeyden haz alacak, sevinç ve neşe duyacak ve bunlarla yaşamımızı kolaylaştıracak, insani özelliğimizle dünyanın dışına taşacak ve bu arayışlarla keşiflerde bulunacak özellikler vermiş bize ve vermeye de devam ediyor.” Maliki yevmiddin” ( Hesap gününün sahibi) Evet, bütün bunları insanın yararına sunmuş, yararlanması içinde insana ruh, akıl, irade, vicdan ve bilinç vermiş, diğer yaratıklardan üstün bir kıvamda ve özellikte yaratıp, donatmış, bunların heder olmayıp bir değer ifade etmesi içinde insanı, kulluk bilinci ile sınava tutmuş, sınavı kazanıp kazanmadığını ad hesap gününe bırakmış. Cennet evine mi, Cehennem hapishanesine mi gideceği, o gün orada, öldükten sonra dirildiğin mahşer yerindeki Mahkeme-i kübrada, yani hesap günün de belli olacak. Sınavı kazanmak için o güne hazırlanmak, Fatiha’nın diğer ayetlerinde temel ilkeler niteliğinde gayet açık ve net olarak bildirilmektedir.

SIRATI MÜSTEKİM–DOSDOĞRU YOL–BURADA      -5-

Evet, bir Ramazan ayı süresince bizi takip eden kardeşlerim, bugün Ramazan’la ilgili sohbetimiz burada sona eriyor. Ancak, bundan sonra sohbetlerimiz yine gazeteniz Yeni Söke’deki köşemizde Allah’ın izniyle devam edecek, yeter ki sizler bizi, gazeteniz Yeni Söke’yi okumaktan ve izlemekten vaz geçmeyiniz. Bu hatırlatmadan sonra Fatiha’da kaldığımız yeden sohbetimize devam ediyoruz.  5. Ayet “İyyake nabüdü ve iyyake nestein” (Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz.) Bu ayeti çok iyi ve doğru anlamalı, idrak etmeli ve uygulamayı da ona göre yapmalıyız. Çünkü, bu konuda yanlış yapan çok müslümanlar görüyoruz. İbadet Allah’tan başkasına yapılmaz, ibadet derken de sadece namazı anlamayalım. Bu, Allah’a kulluk görevi, itaat, ve ubudiyet çerçevesinde gösterilen hal ve hareketlerin insanlara veya başka şeylere gösterilmesidir. Bunu, Allah’ın uluhiyyetine mahsus sıfatlar, ifadeler, dilek ve temenniler olarak anlayalım. İbadet böyle olduğu gibi, yardım istemekte böyledir. Mesela manen, şıhım, şeyhim, mürşidim veya üstadım beni bu içine düştüğüm kötü durumdan kurtar veya kurtulmam için yardım et demek. Herhangi bir türbeye gidip orada medfun bulunan kişiyi öne çıkarıp, herhangi bir hastalık için şifa veya başka dileklerde bulunmak, ondan yardım istemek veya ona atfedilen manevi bir ünvan ve rütbe adına, Allah’ım bu zatın yüzü-suyu hürmetine deyip, ondan bir takım şeyler dilemek şirktir. Ayeti kerimede bunlar yasaklanmaktadır. 6. Ayet “İhdinas sıratalmüstekim”  ( Bizi dosdoğru yoluna ilet)  Evet, sıratımüstekim–dosdoğru yol  Kur’an-ın yoludur. Sırat köprüsü adıyla cehennemin üzerine kurulmuş bir köprü yok. O sırat burada bu dünyada, doğruluk-dürüstlük, hak-hakkaniyet ve adalet köprüsü olarak burada. Öbür dünyada hesap gününde, mahkeme-i Kübrada hesabın görülecek ve gideceğin yer orada belirlenecek, Cennetse-cennete, cehennemse cehenneme gideceksin, köprüden geçmek diye bir durum yok. Hesapta sınav bitiyor, bir daha sınav yok, ya direk cennete, ya cehenneme. Onun için bu dünyada sıratımüstekim den dosdoğru yoldan yürüyüp, ayrılmayacak ve sapmayacaksın. O yolda yürüyüp sapmayan ve Allah’ın çok güzel nimetlerine ulaşanlar var. 7. Ayet onlara dikkat çekiyor. “ Sıratallezine enamte aleyhim, gayril magdubi aleyhim veleddallin” ( Nimete erdiğdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğrayanların, sapanların yoluna değil). Bu konuda Kur’an-ı Kerimde daha geniş ve farklı ifadelerde çok bilgiler verilmektedir. O nedenle, aziz müminler Kur’an mealleri okuyun, tefsirler okuyun, Kur’an-ı Kur’an-dan öğrenin ve Kur’an-ın sahibi Yüce Allah’a Kur’an-la kulluk edin. Allah yar ve yardımcımız olsun, Bayramınız kutlu, yaşamınız mutlu, ebedi hayatınız cennetle umutlu olsun.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.