Son Dakika

• No Posts Found

-BAKACAK- CUMA VAAZLARI VE EZAN-I MUHAMMEDÎ

 

Yaşar ÇAĞBAYIR

Çocukluğumda köyümüze gelen elekçi-kalburcu, semerci, ayakkabı tamircisi, kalaycı, gümüş işleyicileri vb. esnaf geldiğinde onların kondukları köy odalarına gider onları gözlerdim. Toplumumuzun geçmişten gelen bir anlayışı olarak bu kişiler öyle pek muteber insanlardan sayılmazdı, o zamanlar. Şimdi her birinin sanatkâr olduğu anlaşıldı ama ne yazık ki çoğu da sahneden silindi gitti veya gitmek üzere. Bunlardan bahsetmemin sebebi Ezan okunurken işlerini bırakmaları, ezan bitene kadar sessizce beklemeleri yüzündendir. Ta altmış beş yetmiş yıl öncesinden  hatırımda kalan ve beni manen şekillendiren davranışlardan birisi olduğu için söz etmek durumunda kaldım. Hele bir tanesi vardı ki bu bize yakın bir akrabamızın sundurmasında kurduğu demirci ocağında demircilik yapardı. Hiç hatırımdan çıkmaz. Ezan okunmaya başladığı zaman ocakta kızdırmakta olduğu demiri hemen kenara alır, körük çekmekte olan çırağına seslenerek sadece “Ezan!” derdi. Çırak körük çekmeyi bırakıp gelir, ikisi beraber çeliğe su verdikleri yalağın kenarına ilişirler… Dudaklarının kımıldadığını görürdüm. Babam da bağda bahçede çalışırken Ezan-ı Muhammedîyi işitince işini bırakır abdest almaya giderdi. Namazdan sonra işine dönerdi.

Bir başka hatırladığım husus da şudur. Köyümüzden pazarlara hayvanlarla giderdik. Acıpayam ovasının ortasında o zamanlar büyük bir pazar vardı: Karahüyük Pazarı. Çarşamba günleri kurulurdu. Bu pazara gitmek için biz gecenin yarısında, muhtemelen  iki veya iki buçuk sıralarında çıkardık. Sabah ezanı vakti de meşhur çakı-bıçak, tahra-nacak vb. demir ürünlerinin yapıldığı Yatağan’da olurduk. Yatağanlılar, sabah erkenden atölyelerinde ham demirleri kızdırıp döverek şekillendirmek üzere işe başlarlardı. Onların çekiç sesleri bir müzik gibi makam içinde avlu kapılarından dışarıya yankılanırdı. Her ustanın ayrı bir çekiç vuruşu var gibi gelirdi. Belki de o anda işlemekte oldukları demirin cins veya kalınlığından kaynaklanmış olabilir. Müezzinin minareden ilk “Allah-ü Ekber” nidasıyla aniden bütün çekiç sesleri kesilir, semada yalnızca Ezan-ı Muhammedî nidaları ve bir de sokakta bizim hayvanların nal sesleri kalırdı. Eğer cami, mescit yakınında isek hayvanları durdurur, babalarımız namaza giderlerdi. Biz de onlar gelene kadar hayvanlarımıza bakardık.

Bu hatıraları niçin anlatıyorum? İşte asıl mesele bu? 

Diyanet İşleri Başkanlığının resmi İnternet sitesinde Kur’an-ı Kerim Oku Dinle portalinde (http://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/cuma-suresi-62/ayet-9/diyanet-isleri-baskanligi-meali-1) meali verilen Cuma Suresinin 9. ayetiyle YÜCE ALLAH ŞÖYLE EMREDİYOR: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Başka meallerde “Namaz için çağrıldığında” ifadesinin yanına parantez içinde (ezan okunduğunda) yazılmış. Zaten EZAN da çağrı demek olduğuna göre parantez içi açıklamaya da gerek yok sanırım. Mevzu anlaşılıyor.

Benim bu ayetten anladığım, Cuma günü ezan okundu mu cumayı eda etmek üzere camiye yöneleceğiz. Yani camide bulunacağız. Niçin? “Allah’ı zikretmek (Cuma namazı kılmak) için…  Dahası alışverişi bırakacağız. Buradaki alışveriş herhâlde sadece para verip mal almak, mal verip para almak işleri olmasa gerektir. Bana göre dünya işidir. Konuşmak, mala sallamak, direksiyon sallamak, hatta ve hatta hayır için lokma dökmek vb. sıralamaya gerek yok sanırım.

Gelelim VAİZ BEYLERE (Efendi demeyeceğim. Çünkü efendi kelimesi YUNANCA’dır.) Yeri gelmişken onu da serdedelim: Kur’anî terimle RESUL, NEBİ olan yüce kişiliğe Acemce Peygamber ifadesini uygun görerek Türkçe “ELÇİ / ALLAH’ın Elçisi” lafzını reva görmeyenler PEYGAMBER kelamına Yunanca EFENDİ sıfatını pek münasip buluyorlar.

Ben hep şaşmışımdır: Vakit, namaz vakti konusunda, oruca başlama ve açma saatlerinde oldukça titiz davranan hocaların neden ezanla ilgili olarak iyi bir planlama yapmadan kürsüye çıktıklarında… Namaz vaktinden yarım saat veya kırk beş dakika önce vaiz kürsüye çıkıyor. Konusu belli, zaman belli… Niye bu zaman dilimine konuşmalarını sığdıramazlar da illaki cemaate yapacakları duyuruları tam Ezan-ı Muhammedî okunurken sunarlar? Vaiz hocanın söylediklerini ezan yüzünden anlayamıyoruz, vaiz hocanın söyledikleri yüzünden de Ezan-ı Muhammedî bize vermesi gereken ulviyeti yaşayamıyoruz.

İsterim ki bir gün vaiz hocanın biri bize şu Ezan-ı Muhammedî’nin hükmünü de izah ediversin. Lakin “Hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme.” gibi nifak cümlesinin ardına sığınmadan…

Bilirsiniz ki çocuklarımız dünyaya geldiğinde sağ kulağına EZAN, sol kulağına KAMET okuruz. Bu bana göre bu dünyaya hoş geldin. Biz seni Allah’ın bir emaneti olarak aldık ve adını da şöyle çağırmak istiyoruz. Aynısıyla camiye gelen bir Müslümanın müezzin tarafından sağ kulağına Ezan, sol kulağına da Kamet okunarak tabiri caizse yeni bir dünyaya hoş geldin. Şimdi hep beraber Allah’ın huzuruna çıkıyoruz. Kendinizi buna hazırlayın. Maneviyatınızı ona göre, bir Müslümana yakışacak şekilde hazırlayın. Namaz bitip selam verdiğinizde KENDİNİZİ TAMAMEN ALLAH’A TESLİM OLMUŞ hissedebilesiniz gibi ulvî duyguları uyandırmak değil midir?

Diyanet İşleri  Başkanlığı yayınlarından olan DUALAR, 3. bs. 2011-Ankara adlı eserin 144. sayfasının alt kısımlarında şöyle bir paragraf var: “EZAN OKUNURKEN KONUŞULMAZ, MÜZİK ÇALINMAZ, SELAM VERİLMEZ, HATTA KUR’AN BİLE OKUNMAZ. Çünkü…”

Hocalarımızdan, Diyanet Aylık Dergi’nin (Ekim 2009, sayı 226) TEVHİDE ÇAĞRI- EZAN adlı ekini dikkatle inceleyerek kürsüye çıkmalarını ALLAH RIZASI için istirham edeceğim.

(Bu yazıyı Asr Suresinin 3. ayeti gereğince kaleme almak sorumluluğunu hissettim.)

Allah cümleye hidayet

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.