Son Dakika

• No Posts Found

CUMA SOHBETİ; İMAN BİLİNCİ–TAHKİKİ İMAN

Aziz sohbettaşlarım, biliyorsunuz Cuma günü hayatımızda önemli bir zaman dilimidir. Bu, Cuma’ya verdiğimiz kutsiyetten ileri geliyor. Gerçi, Cuma günü ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de müstekil bir Cuma suresi var, ama ‘Cuma günü mübarektir, kutsaldır’ diye bir ifade yoktur. Bu kutsiyeti ve mübarekliği Peygamber efendimize atfediliyor. Onun üzerinden bir çok rivayetler yapılmıştır. Bunların doğruluk derecesi tartışılabilir, biz o konuya girmeyeceğiz. Müslümanın hayatında önemli yeri olan Cuma gününün öğle vaktinde kılınan Cuma namazının cemaat halinde birlikte kılınması, Namazdan önce Hutbe okunması ve bu Hutbe’yi cemaatin dikkatli ve sessizce dinlemesi, bugünün önemli bir özelliğidir.

Çünkü, Cuma gününün farklılığı bunlarladır. Cuma namazını önce Peygamberimiz kıldırmıştır. Bu konuda önemli bir enteresanlık vardır, nedense buna eğilen, merak eden ve araştıran olmamıştır. Öyle ki, Peygamberimiz adına 6 büyük hadis kitabı hazırlanmış yazılmış, ama 11-12 yıl peygamberimiz cuma namazı kıldırmış ve bu namazlarda hutbeler okumuş, tabi bir de yılda iki bayram var, 12 yılda 24 bayram namazı eder. Bu hadis kitaplarında Peygamberimizin Cuma ve Bayram namazlarından hiç bahsedilmez. Oysa, bunlar için 6 tane kitap yazmak bile az gelir. Neden bu hutbelerden hiç bahsedilmemiştir? Bu konuda düşünmek ve araştırma yapmak lazım. Bu kadar çok Cuma ve Bayram namazlarında Peygamberimiz neler dedi, neler söyledi, okuduğu hutbelerin konuları nelerdi, cemaatine nasıl hitap ederdi? Neden bu hutbeler kayda girmemiş acaba? Neden, hadis kitaplarında yer almamış ve ravilerin dikkatini celbetmemiş? Oysa, o hadis kitaplarına bu hutbeler konu başlıkları olabilirdi!  Evet konuyu uzmanlarına havale ediyor ve biz geçen hafta kılınan cuma namazındaki konuya geçiyoruz.

Dinimiz açısından en önemli konu olan iman, geçen haftanın vaaz ve hutbesini oluşturuyordu. Ama, gerektiği gibi işlenemedi, dile getirilemedi, düşünceme göre her iki anlatım da yetersizdi. Başta, iman bilincinin Kur’an-a ve ilmi kriterlere göre bir tarifi yapılmalıydı. Sonra temel ilkeleri birer cümle ile ifade edilmeli ve bunların tahkiki cemaate tavsiye edilmeliydi. İman meselesinde zaafiyetimizin toplumumuzda ciddi bir sorun olduğu, ibadet ve eylemlerimizle belli olmuyor mu? Bu konu bir takım ayeti kerimelerle vurgulanmalı ve zaafiyetin önemli noktaları, çarpıcı ifadelerle dinleyenleri düşüncelere sevk etmeliydi. Tabi zamanımızdan örnekler verilerek ve önemli noktalara dikkat çekilerek. İman noktasında Kur’an ve akıl öne çıkarılıp dikkatlere sunulmalı, hurafe, safsata ve bidatlerden yaşamımız içinde belli-başlı olanlarından en mühimleri ortaya konmalıydı. Mesela, kadercilik ve alın yazısı hikayesi, Kur’an-ın iradeye verdiği seçme özgürlüğü çerçevesinde, akleden kalp idrakiyle reddedilebilir ve geçersizliği ispatlanabilirdi. Bu yapılmıyor, Kur’an-vahiy müslümanlığı öne çıkarılmalı, aklı terk edişimize vurgu yapılmalıydı.

Peygamberimizin vefatından 2 asır sonra yazılan rivayet kültürünü esas alan İmanın 6. şartından hiç  bahsedilmemeliydi. Hele şu mezarlık edebiyatı, Kur’an hakikatleriyle mutlaka gerçek zeminine oturtulmalı 7’ler 40’lar 52’ler gibi uyduruk dini bidatlara  son verilmesine dokunulmalıydı. Peygamber efendimize yakıştırılan bir takım şirk ihtiva eden sözler, düşünceler ve eylemler deşifre edilmelidir. Mesela, herşeyin Peygamberimizin nurundan yaratıdığı ve “Sen olmasaydın! Sen olmasaydın ben bu eflakı yaratmazdım” uyduruk kutsi hadis anlayışı gibi. Yani, uzun lafın kısası konumuza başlık attığımız sağlam bir iman bilinci için, imanımızı taklitten tahkike çıkarma tavsiyesi yapılmalı. Bu duygu, düşünce ve inançla Allah’ın selamı üzerinize olsun aziz sohbettaşlarım.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.