Son Dakika

• No Posts Found

CUMA SOHBETİ; HAZIRLIKSIZ KÜRSÜYE ÇIKILMAMALIDIR

Sevgili sohbetdaşlarım, bildiğiniz gibi şu imtihan dünyasında hepimizin bir yaşam tarzı var. Yaradanın taktir ettiği ömür süreci çerçevesinde herkes kendi çapında, yetki ve etkin durumuna göre de sorumluluk taşımaktadır. Vakti zamanı geldiğinde Yüce Allah bu durumdan hepimizi hesaba çekecektir. Herkes kulluk görevini ve bu alandaki sorumluluk bilincini ne ölçüde yerine getirdi veya getirmedi hesabını verecektir. Bu noktada hiçbir imtiyazlı kişi yoktur. Bu nedenle her insan yaşadığı toplumda kişisel ve sosyal alanda sorumluluğunun bilincinde olması gerekir. Meselâ, dini açıdan insanları bilgilendirmekle görevli olanlar, bu alanda kendilerine verilen yetkiyi en doğru ve en iyi bir şekilde kullanmaları gerekir.

Ne yazık ki, zamanımızda bu görevin-istisnalar hariç-genelde hakkıyla yapıldığına inanmıyoruz. Çünkü, olayın yakından takipçisiyiz ve haftalardır köşemizde bu konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunuyoruz. Ama, yapılan uyarı ve eleştirilere rağmen bir arpa boyu yol alamadık. Cuma namazlarında yapılan vaazların etkin olmadığı kanaatimizi edindiğimiz intibalarla dile getiriyoruz. Ne yazık ki, şimdiye kadar olumlu gelişmelere rastlayamadık. Sebebi-hikmetini bilmiyoruz, haliyle hatalar ve yanlışlar devam etmektedir. Geçen hafta da daha önceki haftalar gibi, Vaiz Efendi, vaazında iyi hazırlanmamış. Başta, Vâiz Efendinin merkezi sistemle yüzlerce, hatta binlere kişiye hitap ettiği bir ortamda olduğunu bilmesi lazım. Bu nedenle, vaazını anlaşılır, etkin ve bilimsel kriterlerde yapması gerekir. Bunun için vaazının bir planı olacak, hitabetinin, bir ölçüsü, okuduğu ayetlerin Arapça ve türkçe metinlerinin açık ve net bir çerçevesi olması gerektir. Daldan-dala atlamamalı, çok şey söyliyeceğim diye, çok ve hızlı konuşmamalıdır.

Yani, konuya hakim olmalı, onun içinde çok ve iyi çalışmalıdır. Cemaat vaazı dikkatle dinlemeli, Vaiz cemaatin ilgisizliğini görünce, cemaatini vaazıyla mutlaka ilişkilendirmelidir. Cemaate sual sormalı ve cemaatinde kendisine sual sormasını sağlamalıdır. Vaiz efendi, geçen hafta 1. Dünya Savaşı’nda, Anadoluya üşüşen emperyalistlerden bahsetti. Ama heyecanlıydı, oysa ağır, vakarlı bir ifadeyle, geçmişten zamanımıza bilimsel ve tarihi olayları Kur’an’la ilişkilendirip kurtuluşumuzu ekonomik ve teknolojik bağımsızlığa getirip sonlandırabilirdi. Lâkin dedik ya, iyi hazırlanmamış.  Sonra, yanlış yapmaktan çok kaçınmalıdır, söyledikleri doğru olmalı ve delile dayanmalıdır. Mesela, bu konuda geçen hafta önemli bir yanlış yaptı. Allah adına konuştu, güya Allah demiş ki, ey kulum bana ne ile gelirsen gel, kul hakkıyla gelme. Benimle aramızda olan günahlarını affedebilirim ama, kulumla aranızdaki hakları affedemem. Onunla dünyada iken helallaşın, yoksa akıbetiniz kötü. Şimdi birinci yanlış, Kur’an’da böyle bir Ayet yok.

Böyle bir ayet olmadığına göre böyle bir tehdit de yok. Kul hakkı elbette önemlidir, ama böyle tehditvari bir ifade söz konusu değil. Çünkü, bu eşyanın tabiatına aykırıdır. İnsanlar birbirleriyle yaşamak zorundadırlar, birlikte yaşayanların elbette birbirlerine hakları geçecektir. Bu birlikte yaşamanın gereğidir. İnsanlar, Allah’ın karşısına birbirlerinin haklarıyla çıkacaklar bundan doğal bir şey olamaz. Onun için, bu söz yanlıştır. Bu yanlışın doğurduğu bir dua ile karşılaştım, Müslüman, ellerini açmış Mevlâ’ya” Ya Rabbi beni kimseye muhtaç etme” diyor. Yanlış, ya Rabbi beni namerde muhtaç etme demesi gerekmektedir. Evet, Yüce Allah şirki affetmeyeceğini söylüyor. Yani, ölmeden önce şirkin affı için Allah’a tövbe etmek gerekir. Lokman suresi bu konunun delilidir. Haftaya buluşmak dileğiyle hoşça kalınız aziz sohbetdaşlarım.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.