Son Dakika

• No Posts Found

TANZİMAT SOSYAL DEĞİŞİMİ – 2-

19.yüzyılda gündelik hayatta değişim en çok mekân tasarımında karmaşaya sebep olmuştu. Mekânların Avrupai tarzda dizayn edilmesi belli bölgelerden başlamak üzere kademeli olarak görülmüştür.

İç mekânlarda başlayan Batılılaşma daha sonra dışa yansıyacaktır.

Modernleşen hayat, ev ve süs eşyalarının asil işlevlerinin dışında kullanılmaları, yaşamın kültürel dengesini bozmuş, eski ile yeni arasında bir karmaşanın yaşanmasına sebep olmuştur. Örneğin; Avrupai tarz bir ev düzeninde evin girişinde bulunan vestiyer, Osmanlı konağının salonunda görülebiliyordu. Ayrıca salon Avrupai tarz bir dizaynda önemli bir mekândı. Salonda konulamayacak eşyalardan birisi de divandır. Çünkü salonda uzanıp yatmak hakkı hiç kimseye verilmemiştir. Fakat Osmanlı konaklarında ve evlerinde tersi bir uygulama söz konusuydu. Batılı adab-ı muaşereti benimseyen Osmanlı konaklarının salonlarının duvarlarına aile fotoğrafları asılmışken, Avrupa’da bu durum farklılık arz eder ve görgüsüzlük olarak görülmüştür. Çünkü aile fotoğraflarının yeri albümlerdir, salon duvarları değil. Duvarlara ancak sanat değeri yüksek resimler asılabilirdi.

Yine yazı masası da bir süs eşyası olarak bizde salon süslerdi. Avrupa’da ise ona gerekli olan kütüphane, yazı masası gibi eşyalar erkeğe ait olan odada bulunurdu. Duvarına, ayna asılmaz, bunun yeri kadına ait mekânlarda bulunurdu. Tüm bu farklılıklar bize gösteriyor ki Batı’dan aldığımız Batı yaşan tarzını oluşturan nesneleri kendi kültürümüze uyarlamamız hiç de görüldüğü kadar kolay olmayacaktır.

Değişimin diğer bir boyutunda gündelik yaşam içerisinde yer alan insan faktörünün kılık-kıyafetindeki değişimin yanında saç ve bıyık şekillerinde de önemli değişim yaşanmıştır. II. Mahmut dönemiyle başlayan bu değişim, kadınlarda alında, iki kaş üstüne top kakül bırakmaya, delikanlılar ise, saçlarını Avrupalılar gibi uzatıp yandan ya da ortadan ayırarak taramaya ve alınlarının üstüne kakül bırakma şeklinde kendini göstermiştir. Önceleri çocuklar ve delikanlılarda görülmeye başlayan özenti Avrupa saç modası, birtakım muhalefete rağmen kısa süre sonra toplumda yaygınlaşmaya başlamıştır. Osmanlı’da bıyık kesme modası kendini daha sonraları göstermiştir.

Alafranga yaşayışın Osmanlı kültürüne uymadığı ve tezatların yaşandığı dönemin romanlarına konu olmuştur. Bu tezat yaşam esprili bir şekilde dile getirilmiştir.

1- Bizde başlığını çıkarmayıp, ayakkabı çıkarmak, Avrupalılarda ayakkabıyı çıkarmayıp, başlığını çıkarmak saygı anlayışıdır.

2- Bizde sağda erkek, solda kadın, Avrupalılarda solda erkek, sağda kadın bulunurdu.

3- Bizde eski saate göre saat 12, ya sabahtır ya akşam, Avrupa saat biriminde ise, öğle

veya gece yarısıdır.

4- Avrupalılar miladi yılbaşını eğlence ile geçirirken, bizde Muharrem yılbaşı eğlence düzenlenmezdi.

5- Biz yazar ve okurken sağdan başlarız, Avrupalılar soldan hem yazar hem okurlar. Batı dillerinde fazla harfler yazılır, fakat okunmaz, Osmanlıcada ise bazı harfler yazılmaz ama okunur.

6- Bizde “kanaat” “tevekkül” bir erdemlik göstergesi, onlarda ise miskinlik olarak nitelendirilir.

7- Bizde sakal, bıyık uzatılır hatta erkeklik alameti kabul edilir,  Avrupa’da ise kesilir.

Tanzimat ile birlikte yaygınlaşmaya başlayan Avrupalı usulüne göre yaşayış şeklinin benimsenmesi uzun bir süreçte gerçekleştiği görülmektedir. Kıyafette yaşanan değişim, sakal ve bıyıkları kesmek, Beyoğlu yakasına takılıp yeni tarz eğlence mekânlarına gitmek ahşap evler yerine kâgir ev veya zamanla apartmanlar yaptırmak, konuşma diline Frenkçe kelimeler sokma, yer sofraları yerine çatal ve kaşığın kullanıldığı masalarda yemek yemek, spor yapmak, eşlerin kol kola girip sokakta yürümesi, toplumsal yaşamda yabancı kadın ve erkeğin birbiriyle münasebete geçişi kadın-erkek gruplarının müzik eşliğinde dans etmesi, kadın giysisinde zamanla gelen açılma, yeni alfabe tartışmaları, gibi eskiden alafrangalık sayılan bütün bu şeyler değişen zaman şartlarında günlük yaşamın bir parçası olmuştur. Gelenekçi yapıya sahip çıkan kesimin hor gördüğü alafranga yaşam tarzı alaturka karşısında galip gelmekteydi

AİLE: Bütün toplumu sarsan ve toplum temelini teşkil eden aileyi etkileyen değişimi, hem bir zorlama hem bir ihtiyaç olarak ortaya çıkması 19.yüzyılın ilk çeyreğine rastlar ve 19.yüzyıl sonunda batının etkisinde modern aile tipine özlem olarak kendini gösterir.

Toplumsal bunalım ve değişmenin kendini en şiddetli hissettirdiği İstanbul’da değişimin ilk örnekleri görülebilir. Batıyla olan iletişimler, devlet tarafından öğrencilerin Avrupa’ya gönderilmesi, kızların eğitimi batıdaki gelişmeler takibi, kültür ve eğitim boyutunda ilk somut adımlar olmuştur.

Osmanlı aile yapısı, ülkenin batıya açık bu politikasından kültürel anlamda etkilenmiş bu etki en çok İstanbullu kentliler arasında görülmüştür.

İstanbul’da yaşayan Müslüman hanelerin yarısından fazlası geniş aile yapısındaydı, geri kalan kesim ise çekirdek aile hanelerinden daha büyüktürler. Osmanlı’da ailenin küçülmesi batı ile etkileşiminin bir sonucuydu. Osmanlı toplumunda gündelik yaşamın en küçük birimi olan ailede zengin kesim konaklarda geniş aile olarak yaşamını sürdürüyordu

Hâkim olan ataerkil düzendi. Ailenin birkaç kuşağı halalar ve teyzelerle, damat gelinlerle aynı konut içinde yaşıyorlardı. Yeni ekonomik koşullar ve gelişen dünya şartları geniş aile yapısını değiştirecektir. Bu tür aile yapıları kendine yeterli bir ev ekonomisiyle yürüyor, birçok ihtiyacını kendi içerisinde karşılayabiliyordu. Öte yandan bu tip aileleri bir arada tutan en önemli etken gelenek, görenek, otoriteydi. Bunlar zayıfladığında anlaşmazlık ve dağılma kaçınılmaz olacaktı. Geleneksel aile, kendi kültürünü de yine göreneksel yollarda üretirdi. Kız çocuklara verilen eğitimin başında iyi bir anne olarak yetiştirmek gelirdi. Osmanlı ailesinde yemek bir sini etrafında oturularak ortadaki bir kaptan yenirdi. Çatal, bıçak kullanımı ve masa, sandalye, tabak, bardak uygulamasının Osmanlı ailesine oldukça geç girdiği söylenebilir.

Kültürel değişimle birlikte çekirdek aileye yöneliş hızlıdır ve insanlar artık üç kuşak bir arada yaşamak için gayret sarf etmemektedir.

Erkek merkezli taşra kültüründe hoş görülmeyen iç güveyilik saray etkisi altında olan İstanbul’da oldukça makul bir yaşam biçimi olarak kabul edilmiştir. Aile’de genelde erkeğin, özelde de aile reisi olarak erkeğin mutlak hâkimiyeti olmasına rağmen aile içi idarenin ve çocukların yetiştirilmesinin kadının görevi olarak kabul edilmesi, yaygın olmamakla birlikte çok eşlilikte ilk eşin töresel ve hukuksal üstünlüğü dönemin evlilik ve aile yapısının ana hatlarını oluşturmaktaydı.

Özellikle nesiller arası duygusal ve pratik bağlar şeklinde varlığını koruyan geleneksel Türk aile değerlerinin korunmasını savunan birçok kişi olmasına rağmen bu yıllarda İstanbul’da aile yaşamındaki değişimlerin belirleyicisi ağırlıklı olarak batı tarzı aile modeliydi.

Osmanlı döneminde geleneksel bir yapı içerisinde bulunan aile ve aile fertlerinin konumu Avrupalılaşma sürecine paralel olarak modelde olmak üzere değişmeye başlamıştır. Fakat umumi olarak geleneksel yapı uzun bir süre daha devam etmiştir. Böylece ailenin yaşadığı değişim toplum hayatında yeni hareketlilik alanlarının açılmasına yeni ifadelendirmelere ihtiyaç hissetmiştir.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.