Son Dakika

• No Posts Found

TEFEKKÜR; DÜŞÜNDÜRÜCÜ BAZI ENTERESANLIKLAR

Düşünen insanlarla, düşünmeyen insanları aynı kefeye koyarsanız ne olur? Değerleri, değersizlerle eşitlemiş olursunuz. O zaman, insanlığın kıymet hükümlerini geçirecek olduğunuz bir ölçüm cihazınız olsun. Yoksa kiminle aşık attığınızı bilemez ve hayatta birçok fırsatları transit geçersiniz. Çünkü, hayal kuranlarla, rüya görenler ayni katagoriden değillerdir. Hayalperestlerle, evhamperestlerin arasında da çok ince bir nüans farkı vardır. Rüyadan uyananlarla, evhamdan kurtulanların şaşkınlığı ne tarafa adım atacağının çaresizliği içinde bocalamaktır. Kişi toplumun içinde yerini bilmeli, herhangi bir akımın rüzgarına kapılıp gitmemek için. Çünkü, insanı etkileyen güzellikler çoktur, gözünün gördüğü, gönlünün aktığı, nefsini taktığı ve aklının yattığı. Bütün bunlara karşı insan uyanık, tedbirli ve dikkatli olması lazım. Her insanın yaratılıştan farklı bir fıtratı vardır, parmak izi gibi orijinal. Ama, yine her insanın fıtratı, diğer insanların fıtratlarıyla birbirine çekim kuvveti olan cazibedarlığı vardır. Bu, insanın maddi özüne bağlılığını ifade eden yerçekimi kanunu gibidir. Sosyal hayatta kendini topluma dikte ettiren bir takım kişileri de unutmamak lazım. Bunlar insanlık için önemli bir tehlikedir. Bunların  bir hüviyet takdimi vardır ben! Buna, masumane hadi canım sen de o kadar büyütmenin anlamı yok diyenler olabilir. Oysa bu ben! Enaniyet ve ego noktasına geldimi tehlikelidir. Buna da kısaca bir mim koyalım, dikkatten vareste olmasın.

İşte bu noktada meşhur müfessirlerden Fahrettin Razi çok güzel bir tespitte bulunmuş. Kur’an-ı Kerimde geçen “Esatirul evvelin” lafzını tefsir ederken diyor ki, “ Rumların hikmeti beyinlerinde, Hindlerin hikmeti vehimlerinde, Yunanlıların hikmeti kalplerinde, Arapların hikmeti ise lisanlarındadır. Katılırsınız, katılmazsınız onun bu milletlerle ilgili görüşleri bu. Herkes kendine göre bu görüşler hakkında yorumlarda da bulunabilir. Kur’an da geçen o iki kelimenin iki kelimelik anlamı şu “öncekilerin hikayeleri”. Tabi bu hikayelerin içine tarih öncesinin ve sonrasının insanlarının tanrılarıyla ilgili yaşam serüvenleri giriyor. Fahrettin Razi de bu milletlerden dört tanesini örnek vermiş. Yahudiyi almamış, müstakil olarak ele alıp değerlendirmesinden ötürü olabilir. Yazdığı tefsirde bu dört milletle görüşünü sınırlaması enteresan. Hikmet, felsefe de bilgelik var, İmamı Gazali hikmetle felsefeyi mukayese ederken, felsefeyi hikmetten dışlamış, sonra da bu dışlanan yere gelip tasavvuf oturmuş. İyi mi olmuş, belki bir zaman, ama sonuçta İslam âleminin şu son haliyle, felsefenin nedenine ve niçinine yönelik sorgulamasına ne kadar muhtaç olduğumuzu sanırım idrak etmeye başladık. Çünkü, felsefeyi inkarla eşitleyenler, tasavvufla şirke düşenlerin veballerine ortak olurlar mı bilmiyorum. Ama düşünmekte yarar var. Bu nedenle “Esatirul evvelin” lafızlarının sibak ve siyaklarını (önünü-arkasını) tekrar-tekrar tefekkür süzgecinden geçirmekte işin bu konudaki uzmanlarına düşüyor .Yoksa, bu gidişle bid’at ve hurafelerden kurtulamayız.

Mesela, zihnimize çöreklenen bir hurafe var, alın yazısı! Kader, ezelde hayır ve şer takdiriyle insan DNA’sına kotlamanın kaydedildiğine inanmak. Oysa bu iradeyi yok saymak, aklı rafa koymak, sorgulamayı küfre eşit tutmak. Ne kadar enteresan bir garabet. Hayat yolculuğumuzda Gayb’la Şehadet’i tefrik edememek, birbirine karıştırıp din adına yaşamı çekilmez hâle getirmek. Asrımızda birçok konu artık gizlilikten çıkmış, alenileşmiş bilmeyen kalmamış. O eski sırlar, batıni ve deruni denilen, sadece bir takım kişilerin tasarrufunda olduğuna inanılan leduni bilgiler birtakım hokkabazlıklar olarak meydana çıkmaya başlamıştır. Bu nedenle kaderin bir ölçü olduğu ve kaderle ilgili senaryo yazılmış, roller tanıtılmış, ama dağıtılmamıştır gerçeği artık idraklere kazınıyor. Düşünenler, düşünmeyenlerle şimdi bir kefeye sığmıyorlar. Değerleri, değersizlerden ayırdetmenin ölçüleri berraklaşmakta, bilimsel kriterler gerçekleri net olarak belirlemektedir. O iki derede bir arada kalmak devri zamanı geçti, hedefi görmenin, bilmenin ve ona yönelmenin şaşkınlığında olanlar varsa, çok gitmez onlarda en yakın zamanda, eğer isterlerse kurtuluşa ulaşacaklardır. Çünkü, Allah dileyeni hidayet erdiriyor, dileyeni de dalalete sevk ediyor. Ama, yarın her ikisi içinde gerekçe isteyecektir. Hâlâ, ben! Ben! Ben diyenler, benliğinde ısrar ediyorlarsa, bu terazi bu sıkleti çekmez. Ne yapalım; Allah’ın dediği olur diyor ve herkese esenlikler diliyorum.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.