Son Dakika

• No Posts Found

TEFEKKÜR: HADDİNİ AŞMA FATURASI

Her şeyin bir ölçüsü haddi ve hesabı, sınırı ve sonu vardır. Bunları tanımadan dolaşana, başıboş, avare, sağa-sola berduşane koşana divaneliğinin hesabı, sorulmaz mı sanırsın? Zalimin zulmü yanına kâr kalır, ipini kırıp-koparan dana sağa-sola saldırır, tutulmaz mı sanırsın? Düşünmeden konuşan, amaçsız dolaşan, karanlıkta vuruşan sonunda perişan, olmaz mı sanırsın? Kimse benim bileğimi bükemez, attığım düğümleri sökemez ve sorunlarımı çözemez demesin. Gün gelir bileğini öyle bir bükerler, bütün düğümlerini sökerler, bırak sorunlarını aklından geçenleri bile çözerler! Ortada sibek gibi kalırsın, kimse yüzüne bakmaz, hâlin ahvalin sormaz, yarana merhem olmaz. Şunu kafana koy, kimse seni, senin ölçtüğün gibi ölçmez, senin kendini gördüğün gibi görmez, senin sana verdiğin değeri vermez. Sen böyle yapmakla haddini aşıp filan yerde olduğunu hayal edebilirsin, bir takım makam ve mansıplara sığmam diyebilirsin. Sen, senin kıymetini yüksek biçebilirsin, unutma bütün bunlar sana nerden baktıklarını bilmediğin için önemsizdir. Çünkü sonunda bu hayalperestliğinin kırıklığını yaşayacaksın. Eğer bu duruma düşmek istemiyorsan haddini bileceksin. Had-hudut, sınır ve istiap ta durmayı öğreneceksin. Durmasını bilmezsen şarampole yuvarlanırsın. Bu nedenle yola çıkan gideceği yeri tespit edip bilmelidir. Yoksa, git-git yolun sonu gelmez, ama senin sonun gelir. Hiç ummadığın bir yerde Azrail’le karşılaşır hayata bay bay diyebilirsin..

Evet, haddi aşmamayı söyledik buraya geldik, bir mola verip çevreyi dinleyelim dedik. Ama, adam ölçüyü-tartıyı kenara atmış, avazı çıktığı kadar narayı basmış, var mı benim façamı aşağı indirecek, raconumun üstüne racon kesecek diyor. Yazık ki ne yazık, o kadar nasihat ve tembih bir işe yaramamış. Adam hâlâ  geçme dediğim köprüden geçmeyeceksin, içme dediğim çeşmeden su içmeyeceksin, mıntıkamda yağıp esmeyeceksin, sakın ha sakın var mı bana yan bakan demeyeceksin diyor! Sen buna, senin bu atıp-tuttuğun yerde, sana varasıya kadar ne bıçkınlar, ne kaçkınlar, ne bar-bar-bağırıp palavra savuranlar geldi-geçti-gitti diyebilir misin? Sende sıranı sav, arkandan gelenler var ikazını yapabilir misin? Yoksa boş ver deyip gelip-geçer misin? Aslında bunların aksini yapanlar var. Ne yazık ki, zamanımızda bunlara pek kıymet veren kalmadı. Bakıyorsun adam geçmişe-geleceğe meydan okuyor, nefesi bile şirk kokuyor. Bu ne arlanmaz ve sıkılmaz bir yüz, izalesi zor bir pürüz diyorsun. Adam sana ne diyor, var git gemini başka denizde yüzdür. Burada bana posta koymak, tekerime çomak sokmak, kulağımı burkmak, önümde durmak kimin haddine! Hiç bakmaz  çiğner geçerim diyor. Bakıyorsun bu bir bilek kuvveti, teknoloji mukavemeti, cahil cesareti ve evliya kerameti mi, değil. Ya nedir bu, bu bir âlim ve ulema hamaseti toplumun vurdum duymaz kasvetidir. Çünkü böyle olduğu için mü ‘minin ne satveti kaldı ne savleti ve ne de halveti, zavallı  üryan bir yol tutmuş gidiyor. Bu yolda gidenler mâna âleminin menkıbeleriyle muhabbeti, imana kuvvet sandı, âlimsen sana uyumak ibadet, boncuk saymak tesbihat dendi. Hatırla, yolun başında iken sana tarikata çağırmak cihat, şeyhe şartsız teslimiyet biat, dini urban sarık, cübbe ve hil’at, bunlarla artık tamamdır berat demediler mi? Uyu uyu yat uyu, endişeyi bırak, sevapları katlamaya bak, çerağını yak, sana farz oldu artık Cennette uyanmak, müjdesini vermediler mi? Asırlardır bu ninnilerle uyudun, cehaletin değirmenlerine hep su taşıdın durdun, sonunda ne oldun? Kendini gayrimüslimlerin gerisinde buldun. Uyandın desem, tam değil, hâlâ aklın kirada, iraden şıhı evliyada alamadın. Allah’a kulluğunu  özgürce haykırmaya soyunamadın. İşte onun için diyorum ki, aklını kullanmamakta haddini aşanlar, onuruyla savaşanlar, nefsiyle vuruşanlar, şeytanla dalaşanlar, dertleri başlarından aşanlardır. Allah aşkına kurtuluşu kendinde görmeyenler, tarihte kalmış Kölemenli devletine özenenler, Tomambay’ı Sultan Selim’e tercih edenler, ok ve mızrakla, tekniğin karşısında yenilenler değil mi bunlar? Böyle oldukları için, teknolojiyi keramete yeğ tutan, aklı, kalbe komutan, iradeyi bilinçle yöneten, keşfi, icadı üretene erişemediler. Hâlâ Allah’ın ayetlerini notalarla okuyan, okuduğunu anlamayıp tasavvuf soluyan, miadı geçmiş anlayışları inatla savunan, doğru bildiği yanlışlarla avunan, ihvanı Müslüman değil mi bunlar? Bu nedenle diyoruz ki, yeter be kardeşim kendine gel artık, özünle buluş, Kur’an-a fıtratınla kavuş, işte budur kurtuluş. Yoksa ne demişler, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az. Esenlikler dileğiyle, hoşça kalınız efendim.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.