Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN: ASRIN İDRAKİNE KUR’AN-I SÖYLETMELİYİZ!

Sevgili dostlar, bilmem biliyor musunuz yukarıdaki cümle Mehmet Akif Ersoy’a aittir. Bunu ne zaman söylediğini gün ve ay olarak tarihini bilmiyoruz. Ama, kaba taslak ifade edelim 20. Asırda söylediği kesin. En azından bir asırlık mazisi vardır. Söylediği zaman nasıl karşılandı, tenkit ve eleştirilere, tasvip ve kabullere ne oranda muhatap oldu tam olarak bilmiyoruz. Sanırım Cemalettin Afgani’nin ülkemize, İstanbul’a geldiği dönemde olsa gerektir. Çünkü, Osmanlı’nın son dönemi önemli arayışların harman olduğu bir dönemdi. Keza bu arayışların Cumhuriyetin ilk döneminde de yaşandığını biliyoruz. Evet, kendini yenileyememiş Osmanlı İmparatorluğu, ayakta kalıp varlığını sürdürmek için bazı yeniliklere yönelmiş, ama açığı kapatamamış, otorite boşluğu ve bazı nedenlerden dolayı çökmüş. İbn-i Haldun’un dediği gibi “İmparatorlukların da bir ömrü vardır, onlar da doğar, büyür, olgunlaşır, yaşlanır ve ölürler” diyor. İşte, Osmanlı da bu sürece dahil olup tarihe mâl olmuştur. Konumuz tarih dersi vermek değil elbette, lâkin hayat kitabımız olan Kur’an-ı Kerim bir tarih süreci içinde inzal olmuş, yaşanmış, yaşanmaya çalışılmış ve çalışılmaktadır. Ancak, Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm ve dört halife döneminden sonra ciddi manada Kur’an-dan kopuşlar başlamış. Kıyamete kadar Müslümanların hayat kitabı olan Kur’an, her devir, dönem ve çağa hitap edeceği bildirildiği halde, güncellenme durdurulup yapılmamıştır. Bazı devir ve dönemlerin âlim ve ulemalarının görüş ve düşünceleri, içtihat ve fetvaları, sonraki dönemlere yaşam kaynağı olarak dayatılmış, bu daha çok devlet otoriteleri tarafından yapılıp Kur-an’ın süzgecinden geçirilmemiş ve böyle devam etmiştir.

Aziz dostlar, düşünebiliyor musunuz! Hz. Peygamber, Kur’an-ı yazdırıyor ve yazdırdıklarını dikkatle ve özenle koruyor. Ama, lütfen dikkat edin! Kendi görüşü, düşüncesi, tavsiyesi ve direktifi olarak, “Bu da benim fikrimdir, önemlidir bir tarafa kaydedin lâzım olur” diyerek bir cümlecik olsun yazdırdığı bir belge ve kayıt yoktur. Ancak, bir takım devlet başkanlarına İslâm’a davet mektupları yazdırmıştır. Onların da korunup saklandığı meçhuldür. Olsa bile anlam ve amaç açısından dikkat çektiğimiz konu itibariyle belge niteliği olmaz. Evet, Hz. Peygamberin teşebbüs etmediği Kur’an dışı dini bir görüş ihtiva eden belge bırakmadığına göre, âlim-ulema ve müçtehit adlı kişilerin yazıp-çizdikleri nasıl sürekli olarak uygulanma zorunluluğu taşır? Böyle bir selâhiyyeti kim, nereden alır? Aslında bu konuda bir gerçeği teslim etmek lazım, o görüşleri, fetva ve içtihatları serdedenler böyle bir iddiada  bulunmuş değiller. Ama, hani bir söz vardır “Kraldan fazla kralcı” evet aynen öyle, o âlim ve ulema ile bir takım otoriteler bu görevi yapmışlar ve Müslümanlara bu kural ve kaideleri dayatmışlar. Bunlara uyacaksınız, İslam dini bunların görüş ve düşüncelerinden ibarettir, bunlar Mezhep İmamları, Tarikat Şeyh ve Mürşitleridir. Eleştirilmez, tenkit edilmez uyulur, itaat edilir, yoksa dinden çıkarsınız, zındık ve mürted olursunuz demişlerdir. O kadar da değil diyenler mi var? Sorun sokaktaki Müslüman kardeşlerimize, hani adam ne demiş “Halep orda ise arşın burada” bakalım ne cevaplar alacaksınız?

Değerli dostlar, işte bu nedenlerle inanarak ve düşünerek diyorum ki, Kur’an-a dönelim, zamanımızdaki duruma yönelik Kur’an-ı yorumlayan Uzman ve mütehassızlara kulak verelim, bu konudaki konuşmalarını, çalışmalarını okuyup takip edelim. Yüce Mevlâ’mıza hamdolsun bu alanda yetişmiş çok değerli, çalışkan ilim ve bilim adamlarımız var. Dünyada kütüphane-kütüphane, ülke-ülke gezen, araştıran, soruşturan ve incelemelerde bulunan, gece uykularını, gündüz istirahatlerini feda eden dini alanda çalışmalar yapan akademisyenlerimiz var. Farklı görüş ve düşüncelerde en azından üçü-beşi bir araya gelip çalışıp-tartışan, medeni ölçüler içinde birbirini eleştiren fikir ve tefekkür sahibi araştırmacı Müfessirlerimiz ve yorumcularımız var. Artık, teknolojinin gelişmişliğinde hepsi birbirinden haberdar, aralarında bilgi ve görüş paylaşımı yapabiliyorlar. Konferanslar, paneller, sempozyumlar, dersler ve sohbet toplantıları yapıyorlar. İslâm dinini ilkesel olarak tarif ederken Kitap, Sünnet, İcma-i Ümmet tamlamasında, özlenen ve olması gerekem İcma–i Ümmet şimdiye kadar bu şekilde gerçekleşmiyordu. Ama şimdi, imkanlar dolayısıyla bu mümkün olabiliyor. İstenildiğinde çok geniş kapsamlı İcma-i Ümmet yani ilim adamlarının bir arada toplanmaları mümkün. Bunu ülkemizde yapanlar da var, mesela, değerli ilim ve bilim adamlarımızdan bu alanda çalışmaları olan, başta bu çığırı açan Ankara İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Hüseyin Atay, Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk, Mustafa İslamoğlu, Abdülaziz Bayındır, Bayraktar Bayraklı, Mehmet Okuyan, Caner Taslaman ve Emre Dorman gibi daha pek çok değerli Akademisyen ilim ve bilim adamlarımız var, asrın idrakine Kur’an-ı söyletecek ve nitekim de bu görevi yapıp söyletiyorlar. O zaman bunlara kulak verelim. Allah bu yolda çalışanların hepsinde razı olsun diyor, hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle Yüce Allah’ın selam üzerinize olsun sevgili dostlar. LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.