Son Dakika

• No Posts Found

YALNIZLIKLAR İÇİNDE KALAN İNSAN

MUSTAFA ULUÇAY

Ateşler içinde yanan bir insanın çok uzaklarda bir ışık görmesiyle sevinmesi ne anlama gelir? Bu durumda olan insanı en iyi kim anlar? Damdan düşenin halinden kim anlarsa o anlar! Yani o anı yaşayan anlar. Düşünün! Bir yerde öyle bir kaldınız ki, birden içiniz müthiş bir hisle burkuldu. Kimsesizlik, yalnızlık, terkedilmişlik gibi olmaz, unutulmuşluk da, hatırdan silinmiş gibi olmaz. Her halin sualini, o hali en iyi yaşayan verir. Bilirsiniz, ümitsizlik, çok kötü bir talihsizliktir. Her şeyiniz var ama ümidiniz yok. Sanki o anda her şeyi tüketmişsiniz. Yokluk, hiçlik sarmış benliğinizi, canınız dudağınıza gelmiş, gözleriniz ufka dikilmiş, tam o anda çok uzaklarda da olsa bir ümit ışığı gördünüz, ne olur? Ne olur demeye kalmaz, dudağınızdan uçmak üzere olan canınız bir anda bütün benliğinizi kaplar, gözleriniz parlar ve var gücünüzle o ışığa odaklanırsınız. Adeta, yeniden hayata dönmüş gibi olursunuz. Evet, hayat bu! İnişleri, çıkışları ve sayısız badireli sıkıntıları var, an gelir nefes almakta daralır, yutkunur ve zorlanırsınız, gözleriniz kararır, bittim ben dersiniz, tam o anda beklenmdik bir şey olur, gözleriniz parlar sizi hayata döndüren alıp-verdiğiniz nefeslerin farkında bile olmassınız. An gelir ıssızlık, sessizlik ve asudelik insana iyi geldiği zamanlar olur, sıktığı, daralttığı ve bıktırdığı zamanlarda olur. İnsan nelerle mutlu olur, nelere tahammül eder, sabreder, dayanır ve bekler, neyi ümit eder? O âna bağlı! Haksızlığa, gadre, zulme ve vefasızlığa uğrayan, en fazla gangisi için üzülür? Bunların cevabı lafla olmaz yaşamak lazım. Yoksa, bin nasihatten bir musibet yeğdir, ata sözünün bir anlamı olmazdı. Her meyvenin ve sebzenin tadı farklı olduğu gibi, her zehirli nesnenin de zehiri farklıdır. Acı biber yiyenle, zakkum çiğneyen ayni değildir. Haksızlığa uğrayan hakkını alınca, gadre uğrayan sürgünden dönünce, zulme uğrayan zulümden kurtulunca sevinir ve mutlu olur, ama vefasızlığın devası yoktur. Onun için bütün ışıklar sönmüştür. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Saatlerce yatan, oturan, ayakta duran ve yürüyen insan, saatlerce gözünü bir noktaya dikipte bakan insan gibi değildir. Biri, bir ihtiyaçtan veya bir zaruretten dolayı bunları yapmıştır dersiniz rahatsız olmazsınız. Amma velakin diğeri sizi tedirgin eder, korkutur ve endişelendirir. Yanında iseniz, ondan yavaş yavaş uzaklaşırsınız. Neden? Bu hayra alamet değil dersiniz, çünkü normal yaşama uymuyor. Hep gülen, hep ağlayan, hep konuşan ve hep susan da tehlike işaretleri verenlerdendir.

İnsan, ruh sahibidir, ruhunu tarif edemese de varlığına inanır, ruha inanmayan lafta kendisini hayvanlarla eşitlese de, gerçekte onlarla yan-yana çayırda olmak istemez! Çünkü, onların barınağı ile kendi barınağını tarihten bu yana hep ayrı yapmıştır. İnsanı hayvandan ayıran sadece ruh değil, akıl var, irade var ve vicdan var, insanın bunlarla hayata, olaylara ve dünyaya bakışı var. Hiçbir hayvanın felsefe yaptığını duydunuz mu? Ne kadar safsata bir söz diyorsunuz değil mi? Doğru, haklısınız ama safsataları katlaya-katlaya yazıp bu insanların geçmişteki yaşayışlarıdır deyip, inandırmaya çalışanlara ne demeli? Bu, bir bilimdir mi diyorsunuz? Zamanımızda o kadar çok şey bilim sayılır oldu ki, İnternet denilen teknoloji bu enflasyonun en açık pazarıdır. İnsan, bilim diye ürettikleriyle savaş halinde, ekonomiden siyasete, edebiyattan felsefeye, kültürden elinden düşürmediği sihirli kutu cep telefonuna kadar bir ekran okuma sarmalına tutuldu. Artık, açık alanda gecenin sessizliğinde yıldızlara bakıp hayal kuramıyor. Nerde o “Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” mısralarının hayal kurma deruniliğinde gönül gözünün ufuklar ötesine ziyareti. Fuzuliler, Mevlânalar ve Nesimiler yetişmiyeli çok oldu. Artık, kaç ekran televizyon, kaç cigabayt internet hesabı bile geride kalmak üzere! Devrin insanı bu yoğunluğun içinde yalnız yaşıyor, ama bu yalnızlığının farkında değil. Ne zaman ki hastalanıyor veya bedenine bir dert arız oluyor, o zaman yalnızlığını anlıyor. Bilmem dikkatlerinizi çeken oluyor mu? İnsanlar genelde üç türlü terki dünya ediyorlar. Trafik kazası, kalp sektesi ve yoğun bakım ünitesi. Bana göre üçü de düşündürücü, eşi, dostuyla helalleşmeyi ve ölümün son anlarının güzelliğini yaşamayı görmeyi ve görenlerin o anı etkileyici bir duygusallıkla anlatanına pek raslayamaz olduk. Tabakat kitaplarında anlatılır, Hz. Bilâli Habeşi ağır hasta yatağında yatmaktadır, son anlarına doğru arada bir kendinden geçiyor ve ayıkıyor, her ayıktığında da tebessüm ediyor-gülüyor, çevresindekiler ise ağlamaklı, soruyorlar ne gülüyorsun? O Cennetle müjdelenenlerin listesinde olmayan Bilâl, Hz. Peygamberi görüyorum beni beklediğini söylüyor diyor. Evet, bu haftada bu kadar, esenlikler içinde kalınız.

İlgili haberler

Yorum yaz

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.