Son Dakika

• No Posts Found

CUMA SOHBETİ – KUR’AN-BİLİM-İSRA VE MİRAÇ

MUSTAFA ULUÇAY

Aziz sohbetdaşlarım, bu Cuma namazını merkezde şehir içinde bir cami de kılalım dedik ve Çeltikçi Mahallesi tarihi camiinde karar kıldık. Yakın bir zamanda restorasyon geçirdi, yeni ve ilk orijinal şekline dönüştürülmüş. Tabi, bu zamanın teknolojik katkısının gerekliliği de bu dönüşümde yer almış. Bu çalışmada göze batan bazı entersanlıklar var, onları namazdan sonra ayrıntılarıyla zikretmeye çalışacağım. Şimdi arkadaşım ve aziz dostum Mustafa ile ikimiz onun arabasında camiye doğru gidiyoruz. Sokaklar araba dolu nerde bir park edecek yer var orası işgal edilmiş. Bazı yerlerde yayaların bile kaldırımlarda yürüme hakkı gasbedilmiş. Bu arada mahalli seçim arabaları da propaganda gezilerini sürdürüyor. Bu kervanda eski belediye başkanları ve yeni başkan adayları politikalarını yapıyorlar. Projelerini ve vaatlerini sıralıyorlar, iyi güzel de sokaklar arabadan geçilmiyor. Ne apartmanların altında otopark ve ne de belediyenin yaptığı otoparklar var. Oysa bu parklar zorunlu ve sorumlusu da Belediye Başkanları yani Belediyeler. İşte bu düşüncelerle camiye giderken arabayı nereye park edeceğimizin telaşında idik. Mustafa beni caminin kapısında bıraktı ve arabasına park yeri bulmaya gitti. Neyse ki, camiye uzakta olsa zar-zor bir yer bulmuş geldi. Caminin avlusunda az oturup içeri girdik. Müezzin yokmuş, İmam Efendi teklif etti, Mustafa müezzin ben de yanında Müezzin çardağına oturduk.

Turistik vari bir şekle büründürülmüş cami çabucak doldu, bir kardeşimiz vaaz ediyor, caminin avlusuna geldiğimizde başlamıştı vaazına. Dikkatimi çekti güzel konuşuyor. Çok güzel anlamlı ve düşündürücü cümleler kuruyor. Kur’an ve bilim üzerine yoğunlaştırdığı konuşmasını son zamana getirdi,  müslümanların Kur’an’dan ve bilimden uzaklaştıklarına değindi ve Hıristiyanların teknikte ve bilimde gösterdikleri gelişmelere dikkat çekti. Müslümanların Kur’an-a ve bilime gerektiği gibi önem vermemelerine işaret eder anlamda sözler söyledi. Ancak, Kur’an’dan okuduğu ayetleri ve Hz. peygamberden naklettiği Hadisi şerifleri biraz açsaydı, detaylandırsaydı vaazı daha etkin ve düşündürücü olurdu. Çünkü, bu konuda bir takım kavram ve mefhumların açıklayıcı bir üslûpla ifade edilmesi gerekir. Meselâ, müslümanlar olarak en az ibadetler kadar bilimde, fende ve sanatta da sorumluluğumuz olduğunu vurgulasaydı. Örneğin pozitif bilimde  fizik, kimya, biyoloji, matematik ve sibernetik gibi hangi alanda eksiğimiz varsa onu ikmal etmemizin de üzerimize farz olduğunu söyleseydi daha iyi olurdu. Yani, bu alanda da müslüman dinen sorumludur deseydi. Çünkü, İslâm âlemi bu eksiğinden dolayı bu duruma geldi. Gelelim hutbeye, malûm ya teamül gereği Recep ayının 27. Gecesi Miraç Kandili olarak kutlanıyor. Konuyla ilgili  yukarıdan Diyanet’ten gelen matbu hutbeyi İmam Hatip kardeşimiz okudu. Ancak, eski hutbelerden biraz daha özetti. Her zaman olduğu gibi İsra ve Miraç birlikte sunuldu, İsra es geçilip Miraç biraz dillendirildi. Hz. Peygamberin göklere çıktığı ifade edildi, nedense Necm suresinin baştan 8-10 ayet Miraca raptedilmedi, sadece Peygamberimizin Miraç dönüşünde ümmetine üç hediye getirişinden bahsedildi, bunlarda beş vakit namaz, Bakara suresinin sondan 2 ayeti ve Allah’a şirk koşmayanın affedileceği idi. Bu klasik bilgiler zikredildi, ama İsra’dan sadece ayetin meali verildi. Demek ki, matbu hutbede bunlara yer verilmiş, İmam-Hatip kardeşimiz bunları cemaate duyurdu. Ancak, burada bir noktaya değinmeden geçemiyeceğim. Miraç konusu Kur’an da geçmiyor ama bir İsra olayı var, İsra suresinin birinci ayetinde geçiyor. Bu da, bir gece yürüyüşü Mescid’i Haram’dan, Mescid’i Aksa’ya Peygamberimizin yürütülmesidir. Bu yürüyüşte Yüce Allah, Peygamberimize kâinatın işleyiş kanunlarını gösteriyor, lâkin o yürüyüşte bir takım ayetlerin gösterilmesi olarak ifade edilen,  kâinat kanunlarından hiç bahsedilmiyor. Yani, bu yolculuk hakkında hiçbir yorum yok, ama bir rüya olduğu rivayet edilen Miraç meselesine o kadar malûmatlar dercedilmiş ki, onunla ilgili Miraciye adı altında kitaplar yazılmıştır. Bu Cuma bahsedilmedi biz de geçelim ve bu konuyu kapatalım. Evet, namazı kıldık ve cemaat dağıldıktan sonra merak ettim caminin içini gezdim ve yapılan restorasyonu yakından görüp inceledim. Kendimi bildim bileli namaz kılıp cami ile ilişkiliyim, bu konuda bir fikir beyan edebilirim. Gördüğüm enteresanlıklar camiye girişten itibaren başlıyor. Caminin girişinde son cemaat mahallinin çatı yüksekliğinin önüne bir siperlik yapılmadığından, hafif rüzgarlı havalarda yağmur serpintisi caminin içine kadar giriyor. Caminin içi 15-20 santim yüksekliklerle üçe bölünmüş. Pencere mermerleri caminin içine çıkıntılı yapılmış. Bir bölüntüyle Minberin önü de yarım namaz mahalli bir yer ayrılmış, ayrılan yer namaz kılana bir engel oluyor. Cami içi düzenlemesi de Mihrap ve duvarla ayni seviyede, önde duvar dibinde rahle konacak bir yer yok. Yani cemaatin camide ibadetini rahatça yapabilecek bir düzenleme yapılmamış. Daha başka gariplikler de var onları geçiyorum, ancak şu kadarını da ifade edeyim, camiye bu düzenlemeyi vermekle ne yapılmak istenmiş gerçekten düşündürücü! Âdeta, namaz kılmak isteyenlere sıkıntı olsun, sadece gelip cami turistik eser gibi gezilsin istenmiş sanki. Cami bir kontrolden de mi geçmemiş hayret!  Evet aziz sohbetdaşlarım, bu Cuma intibalarımız da böyle, biraz uzun gitti, ama ne yapalım gerekliydi diye düşündük. Belki yetkililer gelir ve bu durumu görürler. Esenlikler dileğiyle hoşça kalınız efendim.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.