Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN-RAMAZAN AYININ MUHASEBESİNE DAİR

Sevgili dostlar, dini açıdan önemli bir zaman dilimini geride bıraktık. Görünüşte bir takım etkinliklerle yoğunluk arz eden bir Ramazan yaşadık. Neden görünüşte dediğimi sanırım biliyorsunuz, İslâm âlemi olarak Ramazan’ın ruhuna uygun tam bir İslâmi hayat yaşadığımızı söylememiz mümkün mü? Hakikatte hiç sanmıyorum. Bu toplumun içinde yaşayan biri olarak, genelde şahsi kanaatime göre, Ramazan ayının mübarekliğine ciddi bir sorumluluk duyarlılığı çerçevesi içinde katıldığımıza inanmıyorum. Elbette bilinçli ve ihlaslı olarak Ramazanı gerektiği gibi yaşayanlar vardır. Ama kahir ekseriyetimizin gaflet içinde olduğumuzu düşünüyorum. Bu benim sıradan bir müslümanlar olarak özeleştirimdir. Çünkü, bir Ramazan ayı süresince sokakta, camide, pazarda ve çarşıda gördüğümüz manzaralar, genelde bende bu duyguyu çağrıştırdı. Öyle ki, toplu iftar yemekleri dahil, anlamına ve amacına uygun bir Ramazan ulviyyeti, sadakati ve mübarekliği yaşadığımızı söyleyebilir misiniz? Belkide her müslüman kendi islam bilinci çerçevesinde bir Ramazan hayatı yaşadığına inanıyor diyeceksiniz; sizde kendinize göre haklısınız. Ama islâmın özüne ve Asrı-saadetin örnekliğine baktığımız zaman, gerçeğin hiçte öyle tezahür ettiği görünmüyor. Mesela, Kur’an ayı olan Ramazanın içinde, Kur’an-ın anlamına ve amacına ne kadar önem verildiği, okuyup öğrenilmesine ne denli emek ve çaba sarfedildiği anlamında hiçbir etkinlik görmedik. Diyanet İşleri Başkanlığı TRT’de yapılan Kur’an-ın güzel tilavet edilmesi yarışmasını desteklediği gördük. Başka, Ramazana özel herhangi bir olağan üstü etkinlik çalışmasını görmedik, rastlamadık ve olduğunu duymadık Aziz dostlar, sizinde bildiğiniz gibi bu asırda en çok muhtaç olduğumuz, Kur’an-ın hayatı kuşatan evrensel mesajı çerçevesinde insanlığa ve özellikle de müslümanlığa ışık tutacak, yol gösterecek bir çalışma yapmanın mübarek Ramazan ayı tam zamanıydı. Veya bu tür yapılmış çalışmaların bu ayda insanlıkla ve özellikle müslümanlarla buluşturulması Kur’an ayı olan Ranazan için önemli bir etkinlik olabilirdi. Ama, âdeta bir şov niteliği taşıyan sadece Kur’an-ı Kerimi güzel okuma yarışması yapıldı. Kur’an-ı iyi, doğru ve güzel anlama ve asrın idrakine okuyup, yaşamına uygulama yarışması ne zaman yapılacak? Kıymeti harbiyesi kalmamış bir takım fetva ve görüşlerin güncellemesine ne zaman sıra gelecek? 7,8 Yüzyıl önce belirlenmiş o zamanın şartlarına göre tanzim edilen ölçüler ciddi manada gözden geçirilip, bu zamanın şartlarıyla mukayesesi ne zaman yapılacak? Merhum Mehmet Akif Ersoy’un da dediği gibi asrın idrakine Kur’an-ın konuşmasını ne zaman sağlayacağız? Kur’an ayı olan Ramazan da gereken manasıyla Kur’an-a ne zaman döneceğiz veya dönme adımını atacağız? İşte, Ramazan geçti, Bayram bitti ve eski halimize döndük. Şöyle birde kendimize dönüp bakalım, geçen şu bir aylık Kur’an ayı Ramazan da, geçmişe oranla Kur’an adına ne kazandık? Hayatımızda ne gibi değişiklikler oldu? Hem kişisel, hem toplumsal ve hem de İslâm âlemi olarak bir muhasebe ve özeleştiri yapalım. Ne diyor rol modelimiz Hz. Muhammed Aleyhisselâm: “İki günü birbirine denk olan zarardadır.” Bu Ramazanda hangi alanda kâra geçtik? Lütfen müslümanlar olarak kendimize bir bakalım ve soralım! Değerli dostlar, Yüce Allah Kur’an-ı Kerimi Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselama indirip, bütün insanlığa muhatap etmedi mi? Yoksa, yaygın ve yanlış olan teamüle göre, Kur’an-ın ilk muhatabı ve tek sorumlusu, Hz. Muhammed ve İslâm adına Din Adamları Hocalar mıdır? Oysa, bunun böyle olmadığını her müslümanın bilmesi ve bu Kur’an bana da indi, bende Kur’an-ı bilip öğrenmem lâzım, kişisel olarak bana ne diyor, sorumluluk bilincini bu asrın müslümanlarının da akleden kalplerinde ve vicdanlarında duyması gerekmez mi? Bu konuyu bir örnekle noktalamak istiyorum. Yüce Rabbimiz Kitabı Mübini Kur’an-ı birçok isimlerle vasfediyor. Hidayet kaynağı, hükümler kitabı, hikmet, zikir, tefekkür, mektup, şifa gibi çok anlamlara geldiğini bildiriyor. Dolayısıyla Kur’an-ın bir adı da mektup, şimdi her müslüman birde bu noktadan Kur’an-a bakmalı ve düşünmelidir. Kâinatın yaratıcısı, düzenleyicisi, hakimi, sahibi ve yöneticisi Allahü zülcelal her kuluna olduğu gibi bana da bir mektup göndermiş deyip, ben bu mektubu açıp okuyayım bakalım bana ne demiş demesi ve mektubu açıp okuması gerekmiyor mu? Şu gerçeği unutmayalım, her insan Allah’ın karşısında tek tek hesaba çekilecek ve o mektuptan Kur’an’dan sorulacak, Yüce Allah Mektubumu okudun mu diyecek? Ben Arapça bilmiyorum mu diyorsun? Yapma! Temsilde hata olmasın, Amerika Başkanı sana bir mektup gönderse, ben Amerikanca bilmiyorum deyip mektubu bir kenara mı atarsın, yoksa bir kişiye okutmakla bile kalmayıp birkaç kişiye mi okutursun? Evet, uzun lafın kısası, Kur’an-ı okuyalım, ama anlayarak okuyalım, hem dünyamızı ve hem ahiretimizi kurtarmak için okuyalım, anlayalım ve yaşayalım. Herkese sağlık, selamet, huzur ve mutluluk dileğiyle hoşça ve dostça kalınız efendim.

                            LEBİD

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.