Son Dakika

• No Posts Found

TEFEKKÜR- HAYATTA BENİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN ŞEYLER

Sevgili dostlar, 75 yıllık hayatımda çok enteresan şeylerle karşılaştım. Üzüldüğüm oldu, kızdığım oldu, şaşırdığım oldu, azda olsa sevindiğim de oldu, hepsi bende bir iz bıraktı gitti. Bunların haklı ve mantıkı sebepleri varmıydı? Bence hepsi için yoktu. Üzerlerinde durmaya gelince, zaman geriye işlemediği için, hesap gününe havale ettim. Ancak bunların içinde şaşırıpta üzüldüklerim var, işte onlar aklımdan çıkmıyor, her hatırlayışımda da ayni şekilde hem şaşırıyorum ve hem de üzülüyorum. Bunlar nedir biliyor musunuz? Güvendiğim, inandığım, sevdiğim, saygı duyduğum ve değer verdiğim insanların bir çoğunun bu benim kıymet hükümlerimin onlar tarafından istismara uğraması ve hiç edilmesidir. Bu kayıplar hayatımda benim içimi çok acıtmıştır ve acıtmaya da devam ediyor. Çünkü, hayatın içinden hiç eksilmemişlerdir. Şu üç günlük fani dünyada böyle şeylere takılıpta hayatı karartmaya değmez diyenler duydum ve şimdi bu satırları okuyanların bazıları da diyorlardır. Hayır dostlarım hayır; hiç öyle değil, bunlar ucuz, basit ve hadi canım sende diyecek kadar, gereksiz değiller. Bunlar, insanı insan yapan insâni değerler manzumesidir, bunlardan kendilerinde bulunmayanlar, bunların dışında nelere sahip olurlarsa olsunlar, bence gerçek manada hiçbir hükmü yoktur. Bunlar neler mi diyorsunuz, bunları bana sorarken gerçekten öğrenmek ve bilmek mi istiyorsunuz? İyi, hadi birde sen söyle, senden de mi duyalım diyorsunuz? Eğer öyle düşünenler varsa, küçümseyici, istihzai bir tavrı hareketle hiçbir değer kırıntısına ulaşılamayacağını bilsinler. Neden mi? Hani Yunus’a sormuşlar, aşk nedir? Demiş ki, ben olda bil! Demek ki bazı şeyler anlatılamıyor. İşte bu nedenle diyorum ki, siz haklısınız. Ama ben bunların ızdırabını yaşadığımı anlatmak istedim. Onlar neler mi? Evet, onları da zikredeyim, güven, takdir, fedakarlık, sahiplenme, paylaşma ve bunlarla birliktelik oluşturma. Bunlar laf değil, hayata mal olan Allah’ın taktir ettiği gerçeklerdir. Çünkü, bu kıymet hükümleri insan yaşamının değerini belirler. Kişide bunlar yoksa, onun değeri de yoktur. Fazla mı uzattım, ne yapayım canım yanıyor; şu anda bile ürperti halindeyim. Ne olur, lütfen kime taktın, kimi kast ettin demeyin. Çünkü bu tavrımda birine bir öfke, bir öteleme ve bir tek hedef ve kimlik yargısı yok. Hüzün var, ızdırap var ve acı var kalbimi zorluyor ve ruhumu kemiriyor. Bir zamanlar din adına içimde kopan fırtınaların ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum. Ömer Hayyam o meşhur Rubaileri ile kime isyan bayrağını açtığını! Birlikte Nizamiye Medresesinde bilim yaptıkları Felsefe de İbni Rüşd, Tasavvufta İmamı Gazali, teknikte El Harezmi, Batınilikle Hasan Sabbah ve bunlara devlet destekli meydan okuyan Cahîz’in amacı neydi, şimdi aklım eriyor. Bu duruma isyan bayrağını açan Hasan Sabbah, fedaileri ile Sultanların korkulu rüyası olmuş. Ama, medrese arkadaşı çağdaşlarıyla bir problemi yok. Bu ortamda İmamı Gazalinin yazdığı bütün eserleri zamanımıza kadar hiç eksiksiz gelmiş. Neden acaba? Diğerlerinden bir-iki tane var-yok; düşündürücü değil mi? Yorumu siz okurlarıma bırakıyorum. Ha bu arada, tanıdığınız veya rast geldiğiniz din adamlarına sorunuz, o zamanın Mutezile imamlarından bir tanesinin ismini bilen var mı? Çünkü, o dönem öyle bir dönem ki, Tarikatlerin doğduğu, mezheplerin oluştuğu, bilimsel calışmaların yarıştığı, Felsefede yeni çığırların açıldığı, birçok hadis kitabının yazıldığı, din adına devlet hukuk ve fıkıh düzenlemelerin yapıldığı, dünya tarihinin en hareketli çağıydı. O dönem, çok büyük emek ve çile mahsulü din adına elyazması kitaplar bir tarafta acımasızca yakılıp tahrip edilirken, diğer tarafta da savaşta mağlup olan devletlerin kütüphaneleri altın yerine savaş tazminatı olarak alındığını tarihi araştırmalardan okuyoruz. Enteresan değil mi?
Evet, tarihten çok ağır bir bilgi yükü bombardumanı ile mi karşılaştık diyorsunuz. Yoksa, bunların delilsiz, belgesiz bir abartılar kumkuması serüveni olduğunumu düşünüyorsunuz? Bilemiyorum, her iki durumda olanlar, yani farklı-farklı düşünenler olabilir. O zaman, bilimsel tarihi araştırmalarıyla ortaya önemli eserler koymuş olan bilim adamlarını okuyunuz. Ben, ezber bozma açısından bir örnek veriyorum. Prof. Dr. Mikail Bayram’ı sosyal medyadan-internetten merak edenler araştırabilirler. Ahilik teşkilatlarıyla ilgili yaptığı çalışmaları ve bu teşkilatın önde gelen kişilerinin kimler olduğunu ve özelliklerini el yazması eserleriyle bıraktıkları belgeleri kütüphanelerdeki katalog sıralamalarındaki numaralarından öğrenebilirler. Mesela, merak saikını harekete geçirmek için halkımızın bildiği Nasrattin Hocanın Ahi Evran oluşu ve Mevlananın oğlu Sultan Veled’le birlikte Kırşehir de Moğallar tarafından şehit edilmesi! Meselesinden yola çıkarak İslam âlemindeki halkla bütünleşmiş gerçek ilim adamları ile, halka eviyalıkla takdim edilmiş, halkın üstünde sözde ilim adamlarını tanımaya yönelik gerçeklerle buluşmak isteyenlere bir teşvik olsun. Bütün bunlar ve çağrıştırdıkları anlam dünyaları ve bunlardan alınacak dersler önemlidir. Sonuç olarak: zamanımızda yaşananlarla tarihte olanların aynileşmesi bana çok dokunduğunun ızdırabı içindeyim. İşte, İslam âlemi bana göre bunun sancısını yaşıyor. Bundan nasıl bir fikri doğum meydana gelir bilemiyorum. Yüce Allah bizleri bunları aşacak bir tefekkür ufkuna ulaştırması dileğiyle hoşça kalınız efendim.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.