Son Dakika

• No Posts Found

DEĞİŞMEK İSTEMEYENİ ALLAH DEĞİŞTİRMEZ

Aziz sohbatdaşlarım, Cuma intibalarımızı sürdürüyoruz. Amacımızı biliyorsunuz müslüman kardeşlerimize yararlı olmak. İslam âleminin durumu ortada, İslam devletleri olarak içinde örnek alınıcak bir devlet görünmüyor. Tabi, Kur’an-ın tarif ettiği ve adınında İslam Dîni olacak bir İslam devleti çerçevesinde bunu düşünüyorum. Dolayısıyla devletleri oluşturan milletleridir, o milletleri oluşturan da fertleri/kişileridir. Bu perspektif açısından kimse kimseyi suçlama hakkına da sahip değil. Çünkü, fert açısından yaşanmayan islam, toplum açısından da yaşanmaz, kendisi gerektiği gibi imkanları nispetinde olsun İslamı yaşamayan, başkalarına neden yaşamadığını sorma hakkı yoktur. Bir müslüman olarak ben böyle inanıyor ve düşünüyorum. Mesela, “kendisi himmete muhtaç dede, başkalarına nasıl himmet ede” demiş şair. Doğru da demiş, önce kişi içinde yaşadığı toplumda şikayet ettiklerinden kendisi arınmış olacak ki, o şeylerle ilgili söz hakkına sahip olsun. Zamanımızda islam toplumu bu konuda ciddi bir sorun yaşıyor. Bu nedenle, bu hususta kendimizi ihmal ettiğimizin idrakine varalım düşüncesini canlandırmak istiyorum. Çünkü, önce kendimizi tanımak, yaşadığımız ortamın sorumluluklarını yaşadığımız çağın şartlarıyla nasıl bir bilinç noktasında buluşturuyoruz ve hayatımıza mal ediyoruz ona bakmamız lazım. Yani, kendimizi dinimizin esasları çerçevesinde dosdoğru yönetebiliyor muyuz? Önce onu bir görelim. Cuma namazını kılmak için Hacı Sivaslı camiine geldim, imam efendi vaaz ediyordu, bir kenara oturup dinlemeye koyuldum. Vaazın konusunun Vel-asr Suresi olduğunu anladım, İmam Efendi surenin ilk iki ayetini anlatmaya çalışıyordu. Bu sure üç ayettir Kur’an-ın en kısa surelerindendir. Ama, anlam yüklü, hayatın içinden, çok önemli noktalara vurgu yapan ve insana istikamet veren bir suredir. İmam Efendi bu surenin baştan iki ayetine takılıp kaldı ve bu ayetlerle ilgili çok söz etti, üç-dört kelimeyi o kadar çok tekrar etti ki on-onbeş sefer buldu. Hele zaman ve hüsran kelimelerini, vaazını bunlarla sonlandırdı. “Hani eskilerin bir lafı vardır, benim oğlum bina okur döner döner yine okur” aynen onun gibi oldu. Yani, laf çok ama içi boş ve tekrar etmesi de na hoş! İmam Efendinin o andaki hâleti ruhiyesini bilelmem, ama bilgi verici değildi ve sıkıcıydı, her zaman söylediğimiz gibi zamanımızın sorunlarına çare ve problemlerine çözüm getiremiyordu. İnsanları bilgilendirmek için öne geçen ve bunu din adına yapan, seçtiği konu ile ilgili önceden ciddi bir çalışma yapmalı ve kendisini iyi hazırlayıp toplumun önüne öyle çıkmalıdır. Bir sefer çok kitap okumalıdır, konusuna hakim olabilmesi için bunu mutlaka yapmalıdır. Ciddi bir görev bilinci ve sorumluluk duygusu böyle elde edilir. Ayrıca, seçtiği konuyu fikrine ve bilgisine güvendiği kişilerle de istişare etmeli ve önündeki cemaatiyle ondan sonra paylaşmalıdır. Hutbeyi de yine caminin İmamı okudu, Hutbe yukarıdan geldiği için matbu idi, donuk, tutarsız, muğlaktı ve ortaya okundu, günün anlamını ifade etmiyordu. Burada da bilgisizliğin çok kitap okumamanın eksikliği gayet net ve açık olarak belli oluyordu. Velhasıl, İmam Hatip kardeşlerim okuyacaksınız çok okuyacaksınız, benim İlâhiyat Fakültesi Diplomamam var deyip kenara çekilmek doğru değil. Hiçbir şey yerinde saymıyor, dünya bilim ve teknolojik gelişmeleri sosyal medyadan takip ediyorsunuz, bir takım devletler nasıl aralarında yarışıyorlar. Hiç değilse ellerinizden düşürmediğiniz cep telefonlarından olsun dünyanın gidişatını görüyorsunuz, dinimizde bundan bin sene önce verilen bir takım fetvalar, görüşler ve içtihatlar var, miadını doldurmuş ve geçerliliğini kaybetmiş, bunların güncellenmesi gerekmektedir. Mesela, misafirlikte konulan birtakım ölçüler var, yolculuğun meşekkatinden dolayı konulmuş 90 kl’nin şartı ve namazın kısaltılması olayı. Şu zamanda 90 kl’nin seyrinde ne meşekkat var? Evet, Mezhepler arasındaki ihtilaflara ve dini yaşamayı bazı kişilerin şahsında odaklaştırıp, onlara verilen kutsallığa takılıp kurtuluş ümit etmek. Lütfen dikkat edelim, müslüman olup Allah’a teslim oluyoruz, ama Yüce Allah müdahale etmiyor kurtuluşumuzu yine bizim irademize bırakıyor. Bu gerçeği göremeyen bazı insanlar kendilerini, ölü yıkayıcının eline ölü gibi teslim ediyorlar, bunu anlamak mümkün değil. Evet, Allah’ın verdiği aklı, iradeyi ve bilinci kiraya vermeyip kendimiz kullanma dileğiyle hoşça kalınız aziz sohbetdaşlarım.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.