Son Dakika

• No Posts Found

NÜKTEDAN – HER PEYGAMBER VAHİY ALMIŞTIR

Sevgili dostlar, din adına insanlar tarafından çok kitaplar yazılmıştır. Hele Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam ve Kur’an hakkında sayısı belirsiz. Her yazar dinden anladığı ve öğrendiği alanda yazıp-çizmiştir. Bunların hepsi, Araştırmaya, incelemeye, tenkit ve eleştiriye açıktır. Hiç biri Kur’an gibi değildir, kutsiyet izafe edilemez. Kişilerin görüş, düşünde ve kanaatlerini ifade ederler. Ancak, bu konuda bir takım kişiler tarafından birilerine dokunulmazlık ithaf edilerek yazdığı kitaplara ve söylediği sözlere tartışılamaz korumacılığı yakıştırılmıştır. Hatta, bir takım zatların görüş ve düşünclerinde hata etmelerine bile bir sevap yazılacağı iddiası kurallaştırılmıştır. Aykırılıkları Kur’an’la belirlenenler hakkında bile bu yapılmıştır. Ama, artık tabulaştırılmış o görüş ve düşünceler bu katagoride kutsanmış kişiler, Kur’an-ın kesin nasları olan ayetlerle yanlış ve hatalı oldukları delilledirilerek ortaya konuluyor. İşte, Peygamberler hakkında da Kur’an-a ters düşen bir takım yorum, görüş, düşünce ve değerlendirmeler eleştiriye açılıyor ve Kur’an-la karşılaştırılarak daha muhtevalı tespitlere ulaşılıyor. Ne var ki, zihni, eleştirel aklı ve tefekküre kapalı ufku olanlar, klasik anlayış ve inanışını terk edip güncellenmek istemiyorlar. Eski ezberlerini yeni idrak aynasına tutup, yansıyan ve yansıyacak olan gerçekleri görmek istemiyorlar. Bu konuda kimseyi zorlamak, suçlamak ve tekfir etmemek lâzım. Allah herkese akıl vermiş ve bilgiye ulaşmakta yakîn vermiş. Okusun, araştırsın, incelesin ve düşünsün!.. Aziz dostlar, Peygamberler, Allah’ın insanların içinden seçtiği kişilerdir ve bütün peygamberler de böyledir ve hepsi insandır. Bu sebeple onların hepsinin insan olduğunu ve dolayısıyla da Allah’a kul olduğunu asla unutmamak gerekmektedir. Yoksa, peygamberlere Yahudi ve Hıristiyanlar gibi ilâhi sıfatlar yakıştırıp şirke düşülür. Örneğin, Yahudiler Üzeyir Allah’ın Oğludur, Hıristiyanlar da İsa Allah’ın oğludur diyorlar Tevbe suresi ayet 30’da geçtiği gibi. Birde, peygamberi yüceltmek adına haddi aşmak, insanların üstünde bir vasfa veya en üstün insan vasfına çıkarmak. Hani, en şerefli mahlûk demek, bu yakıştırmaları da İnsanı en güzel bir şekilde yarattık Seni âlemlere rahmet olarak gönderdik* ifadelerini çarptırarak yapmak. Bu, Peygambere bir iltifat olmaz, haddi aşma açısından hakaret olur. Çünkü, Kur’an-ın peygamberi tarifi var ve Peygamberimiz Aleyhisselâmın da bu konuda uyarıları var “Beni, İsrail oğullarının peygamberlerini öğdüğü gibi öğmeyin” diyor. Evet, her Peygamber vahiy almıştır, vahiy alan her peygamber de Resüldür. Bazılarının dediği gibi vahiy alanlar kendilerine Kitap ve Suhuf verilenlerdir, bunlar Resül diğerleri de Nebi’dir demek yanlıştır. Yani, Nebi de, Resül de peygamberdir. Bu konuda Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır ve Prof. Dr. Mehmet Okuyan’ın tefsir ve mealleri okunabilir ve daha pek çok din âlimi var bu konuyu eserlerinde zikredenler, onların eserleride araştırma yapılıp incelenebilir. Değerli dostlar, Peygamber farsça bir kelimedir, anlamı haberci-haber getiren demektir. Kur’an da iki kelimeyle ifade ediliyor, Nebi ve Resül, anlamı Allah’tan vahiy alıp insanlara tebliğ eden, bildiren demektir. Peygamber kelimesi bu iki kelime Nebi ve Resül yerine kullanılmaktadır. Türk-İslam âlimleri Milâdi 1250 ile 1350 yılları arasında Fars kültürünün etkisinde kaldıklarından dolayı bir çok dîni terim Farsaça ifade edilir olmuş. Mesela, namaz, oruç, abdest gibi birçok kelime var Farsça, dilimize girmiş kullanıyoruz. Aslında Peygamber kelimesi Nebi ve Resül kelimlerinin anlamlarını gerektiği gibi karşılamıyor. Ama, dilimize girmiş ve benimsenmiş bir sefer, öyle kolay kolay terk edilemiyor. Hatta o ifade ettiğimiz tarih arasında din ve ilim dili Arapça, edebiyat ve şiir dili Farsça, konuşma ve resmi dil Türkçe gibi kültür ortamı gelişmiş, Farsça ve Arapça eserler yazılmış. Bu üç dilli karmaşık ortama Hoca Ahmet Yesevi Haretleri müdahale etmek istemiş. Anadolunun farklı mahallerine özenle yetiştirdiği talebelerini göndermiş, Türkçe dini ve edebi eserler yazılsın ve dersler verilsin diye. Mesela, Yunus Emre, , Hacı Bektaş veli, Ahi Evren gibi. Faydalı olunmuşmudur elbette, ama amaç gerçekleşmemiştir. Öyle ki, sonuçta Osmanlıca diye bir dil oluşmuş. Örneğin, peygamber yerine Yalvaç desek çoğunluk bilmez ayni anlamda olduğunu. Neyse, konuyu dağıtmayalım, ama müslüman Türkün çok okumasını ama mutlaka çok okumasının gerektiğini de özellikle vurgulayalım. Unutmayalım, hiç bir değer ucuz değildir, ucuz olan da değer değildir. Hoşça ve dostça kalmanız dileğiyle, selamlar ve sevgiler.
LEBİD

İlgili haberler

Yorumlar kapalıdır

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.