Son Dakika

• No Posts Found

RAMAZAN SAYFASI

RAMAZAN-9

Bir ayet

Fil suresi

Okunuşu

1- Elem tera keyfe fe’ale rabbüke biashabilfil

2- Elem yec’al keydehüm fi tadlil

3- Ve ersele aleyhim tayran ebabil

4- Termihim bihicaratin min siccil

5- Fece’alehüm ke’asfin me’kul

Meali 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Görmedin mi Rabbin ne yaptı fil sahiplerine!

2- Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

3- Üzerlerine sürü sürü kuşlar saldı.

4- Onlara balçıktan pişirilmiş sert taşlar atıyorlardı.

5- Derken onları, yenilmiş ekin yaprağı gibi kılıverdi.

Fil Suresi Tefsiri

Fil suresi, Mekke’de nazil olmuş ve beş ayetten oluşmaktadır. Peygamber Efendi’mizin doğumundan elli gün önce meydana gelen Fil vakasından bahsettiği için bu ismi almıştır.

Fil Suresinin Tefsiri

1- Ey Habibim! Görmedin mi, yani görmüş gibi bilmedin mi? Yani elbette Rabbinin fil sahiplerine, Kabe’yi yıkmak isteyen o zalim kavme neler yaptığını Allah’ın bildirmesi ile bildin.

2- O kudreti sonsuz olan Alemlerin Rabbi, o fil sahiplerinin kurdukları tuzağa, onların Kabe hakkında aldıkları yıkma kararını bozgunluk içinde bırakmadın mı?

3- Evet, Allah, o fil sahiplerini cezalandırmak için onların üzerlerine bölük bölük kuşlar (Ebabil kuşları) gönderdi.

4- O kuşlar onların üzerine ‘’siccilden’’(pişmiş tuğladan) yapılmış taşlar atıyorlardı. Herhangi birinin başına isabet eden taş parçası, o kimsenin ayağından çıkarak öldürüyor veya bir hastalığa uğratarak yok olup gitmesine sebep oluyordu.

5- Allah (C.C.), Kabe’ye düşmanlık gösteren o hain topluluğu yenilip çiğnenmiş ekinler gibi kıldı. Hepsi de kutsal değerlere düşmanlığın sonucunda darmadağın olarak Allah-u Teala’nın kahrına uğramış oldular.

Habeşliler, Yemen’i ele geçirince “Ebrehe” adındaki komutan buranın valisini öldürerek yemen valisi olmuştu. O da diğer Habeşliler gibi Hıristiyandı. Valiliği döneminde Arabistan’ı yakından tanıdı. İdaresindeki halkın Hacc ve ziyaret için Mekke’ye gittiklerini ve Kabe’ye hürmet ettiklerini görmüş ve kıskançlık duygularının kabarmasına sebeb olmuştu. Kabe’nin saygınlığını azaltmak ve saygınlık kazanarak halkı kendisine döndürmek için ondan daha cazip ve görkemli bir kilise yapmaya karar verdi. Habeş kralının da yardımı ile kısa sürede San’a şehrine görkemli bir kilise yaptı. “Kulleys” adını verdiği bu kiliseyi altınlar ve gümüşler ile süsledi. Çevreye haber göndererek halkı Kabe yerine Kulleys’i ziyaret etmeye çağırdıysa da bu çağrı kabul görmedi. Hatta bir gece Kulleys’e gizlice giren bir adam hakaret olsun diye kilisenin içine pisledi. Bu duruma son derece öfkelen Ebrehe, Kabe’yi yakmaya ve taş üstünde taş bırakmamaya yemin etti.

Ebrehe,60.000(atmışbin) kişilik kalabalık bir ordu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Taif’e geldiği zaman adamlarının bir kaçını keşif için ileri gönderdi. Onlarda Mekkelilere ait hayvan sürülerini önlerine katıp getirdiler. Bu hayvanlar arasında Hz.Peygamber (A.S.M.)’ın dedesi olan Abdülmüttalib’in de 200(ikiyüz) devesi bulunuyordu.Abdülmuttalib yanına birkaç kişi alarak doğruca Ebrehe’ye gitti. Gelen kişinin boylu poslu, iri yapılı, heybetli bir olduğunu gören Ebrehe, ona büyük hürmet gösterdi. Ebrehe tercümanı aracılığı ile Abdülmuttalib’e sordu. ‘’Ne için geldin?’’ Abdülmuttalib develeri için geldiğini bildirince Ebrehe:

‘’Ben de seni akıllı ve büyük bir kişi sanmıştım. Senin dinine ve ceddine ait olan Kabe’yi yıkmaya gelmişken, sen develerden bahsediyorsun dedi’’ Abdülmuttalib :

‘’Ben develerin sahibiyim. Develeri isterim. Kabe benin neyime onun sahibi var. Onu koruyacak olan odur cevabını verdi.’’ Ebrehe:

‘’Bana karşı onu koruyacak olan kimse yok’’ deyince Abdülmuttalib:

‘’Orası beni ilgilendirmez. İşte sen, işte O!’’dedi. Bu konuşmadan sonra Ebrehe develerin verilmesini emretti. Abdülmuttalib develerin alıp Mekke’ye geri döndü. Başına toplanan ahaliye ‘’Bu evin sahibi onu korur korkmayınız’’ diye teselli verdi ve halka dağlara çıkmasını emretti. Kendisi de Kabe’ye gidip şöyle dua etti:

‘’Allah’ım! Kul malını, evini, ehlini korur. Sen de bu evini, kendi ehlini bu zalim haçlı ordusuna karşı koru. Onların haçlı kuvvetleri Sen’in kuvvetine asla galip gelemeyecektir. Onlar cahilliklerinden Senin haremine karşı yürüdüler, Senin büyüklüğünü düşünemediler.’’ Abdülmuttalib bu şekilde Allah’a yalvarıp ağladı. Sonra dağa çekilip Hıristiyan Habeş ordusunun yapacağını ve başlarına gelecekleri izlemek için yüksek bir yere çıkıp beklemeye başladılar.

Ebrehe, 17 Muharrem Pazar günü sabahı ordusunu düzenleyip askerin önüne Mahmud adı verilen meşhur fili koyarak Mekke’ye doğru yürümeye başladı. Mekke’ye yaklaşıp içeri girmeye hazırlanırken o meşhur fil aniden çöküverdi. Ne yaptılarsa fili yerinden kaldıramadılar. Filin yönü başka tarafa çevrilince koşarak o tarafa gidiyor, fakat Mekke’ye çevrilince yere çöküyordu.

Onlar fille çekişmekte iken deniz tarafından aniden çıkan Ebabil kuşlarının hücumuna uğradılar. Dağ kırlangıçları adı verilen bu hayvanlar, ağızlarında bir tane ve ayaklarında iki tane olmak üzere mercimekten büyük, nohuttan küçük kızgın taşlar yüklenmişlerdi.

Kibirli Ebrehe ve kalabalık ordusu, büyük bir paniğe kapılmış, bir o yana bir bu yana kaçışmaya başlamışlardı. Habeş ordusunun çoğunluğu, üzerlerine düşen kızgın taşlardan helak olmuşlardı. Düşe kalka Yemen’e varanlarda çok geçmeden orada ölüyorlardı. “Ebrehe” Yemen’e varmış ve sonunda bedeni küçücük kalmış, kalbi parçalanarak can vermişti.

Meşhur fil sağ kalmıştı. Fakat gözü görmüyor, ayakları tutmuyordu. Habeş ordusundan kalan cenaze artıkları da, Allah tarafından gönderilen şiddetli bir yağmur ve bunun sonucunda gür bir sel ile temizlenmişti. Araplar, bu hadisenin meydana geldiği seneye ‘’Fil Senesi’’ adını verdiler.

İşte Fil Suresi, bu ibret verici kıssayı haber vererek din düşmanlarını sakındırmakta ve Allah’ın güç ve kudretini gözler önüne sermektedir. Ayrıca Hz.Peygamber (A.S.M.)’ı teselli ederek, Allah’ın mukaddes kıldığı Kabe’ye saldıranların helak olduğu gibi, Allah’ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Habib’ine ve onun tebliğ ettiği dine saldıranların da helak olacağını bildirmektedir.

Bir hadis

Ebu Umeyr ibni Enes, Resulüllah (A.S.M.)’ın ashabından olan amcalarından naklettiğine göre, bir grup kimse Resulüllah (A.S.M.)’a binekleriyle gelip: “Dün hilali gördük’’ diye şehadette bulundular. Bunun üzerine, Hz.Peygamber (A.S.M.) Efendimiz, onlara “oruçlarını açmalarını, sabah olunca da musallaya (bayram namazına) gelmelerini emretti.” Ebu Davud, Salat 255. Nese-i.ideyn 2.

ALLAH’A KUL OLMANIN YOLLARI 

İnsanla Allah arasındaki 28 basamaklık Allah’a yaklaşım merdiveninde, 7 kademe kulluk söz konusudur. Bu da 7 ayrı Sıratı Mustakim’i ifade etmektedir. Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle başlayan manevî tekamül de 7 safhada gerçekleşir.

 

1- Allah’a ulaşmayı dilemek.

2- Mürşide uyma.

3- Ruhun Allah’a teslimi (1.teslim).

4- Fizik vücudun Allah’a teslimi (2.teslim).

5- Nefsin Allah’a teslimi (3.teslim).

6- İrşad olmak.

7- İradenin Allah’a teslimi (4.teslim)

Allah’ın 7’li sistemi, bütün standartlar içinde geçerlidir. 7 rakamı Kur’anın temelini teşkil etmektedir: 7 kat gökler, 7 kat yerler, 7 kat cehennem, 7 kat cennet…Kur’an standartlarındaki 7 kademe kulluk da, 7 kademe takvayı, 7 kademe Sıratı Mustakimi (sağlam ve doğru yolu), 7 kademe hidayeti ve 7 kademe cenneti ifade etmektedir.

 

1- Kim Allah’a ulaşmayı dilerse; 1. kulluğu gerçekleştirir.

2- Allah’a ulaşmayı diledikten sonra mürşidine tabi olan kişi, 2. kulluktadır.

3- Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi 3. kulluktadır.

4- Fizik vücudunu Allah’a teslim edenler, 4. kulluktadır.

5- Nefsini Allah’a teslim edenler, 5. kulluktadır.

6- Kim muhlis olursa; 6. kulluktadır.

7- Kim iradesini de Allah’a teslim ederse; 7. kulluktadır.

7 kulluk derecesi

1.derece kulluk: Amenular (iman yönü) kulluğu: Kişinin Allah’a yönelmesiyle şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olduğu noktayı ifade eder. Kur’ân-ı Kerim’e göre kişi daha Allah’a ulaşmayı dilediği an birinci derece kulluğun ve takvanın sahibi olmuştur. Şirkten kurtulmuştur, dalaletten kurtulmuş hidayete adım atmıştır, Allah’ın dostu olmuştur, hüsrandan kurtulmuştur ve gideceği yer kesin olarak Allah’ın cennetidir

2.derece kulluk: Uyma ve takip etme kulluğu: Kim Allah’a ulaşmayı dileyip de 12 ihsanla Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tabi olursa, o kişi ikinci derecede kul olma özelliğine sahip olmuştur. Bu kişi aynı zamanda ikinci derece takvanın da sahibidir. Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh ulaştırır.

3.derece kulluk: Evvab kulluk: Kişi mürşidine tabi olduğu zaman ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru “seyri sülük” adı verilen bir yolculukla “Sıratı Mustakim” (doğru ve sağlam yol) üzerinden Allah’a doğru yola çıkar. Nefsin; “Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye” kademelerindeki her %7’lik aklanmasına paralel olarak ruh da bir gök katı aşar. 7 gök katını ve 7.gök katının 7.alemini aştıktan sonra Allah’a ulaşır ve Allah’ın Zat’ında ifna yolu ile yok olur. İşte bu nokta kişinin hidayete erdiği, evvab kulluğa ulaştığı noktayı ifade eder.

4.derece kulluk: Muhsinler kulluğu: Kişinin fizik vücudunu Allah’a teslim ettiği nokta muhsin kul olduğu noktayı ifade eder. Ve kim muhsin olarak yüzünü Allah’a teslim ederse, o taktirde sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Ve işlerin sonucu Allah’a ulaşır.

5.derece kulluk: Ulul elbab kulluk:  Kişini daimi zikre ulaştığı, nefsinin afetlerinin tamamen temizlendiği ve yerini Allah’ın nurlarının aldığı kulluk kademesidir.

6.derece kulluk: Muhlis  (irşad) kulluk: Kişinin ihlasa ulaştığı, halis olduğu noktayı ifade eder.

7.derece kulluk: Bihakkın kulluk: Kişinin salah makamına ulaşarak, iradesini Allah’a teslim ettiği kulluk kademesidir.

KISSADAN HİSSE

Sırtını keseletmek

Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarından, yaşlı, fakir, garip, fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir. Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul’a gelmiştir. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider… Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak… Bedenini ve ruhunu rahatlatmaktır.

Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.

– Sultan Murad’ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.

Habib baba üzülür… Rica, minnet eder, yalvarır…

– Ne olursun’ der,

– Kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.

Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum. Binbir dil döker. Hamamcı merhamet duyar,insafa gelir… Dayanamaz… Kabul eder… Hamamın en sonundaki odayı göstererek …

– Baba şu odada hızla yıkanıp çık, para da istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.

Habib Baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar… Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir… Ama sadece görünümü… İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad’dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.

– Hele bir bakalım, demiştir,

– Bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?

Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır…

Hamamcı vezirler der, almak istemez… Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir… Habib Babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:

– Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sen de sar peştemali beline, gir yanına…

– Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın… Ve ekler:

– Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.

Sonra 4.Murad da Habib Babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır…

Habib Babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona… Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir…

Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib Baba yumuşak bir sesle konuşur:

– Evladım, der,

– Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsaade edersen bir keseleyivereyim.

Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve çok memnun olur…

Memnun olur, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.Memnuniyetle Habib Babanın önünde diz çökerken:

– Buyur baba, der,

– Ellerin dert görmesin.

Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib Baba, 4.Murad’ın sırtını bir güzel keseler… Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.

– Baba, der,

– Gel bende senin sırtını keseleyeyim de ödeşmiş olalım. Habib Baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle:

– Olur evlad, deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib Babayı yoklar, ağzını arar…

– Baba, der,

– Görüyormusun şu dünyayı… Sultan Murad’a vezir olmak varmış… Bak adamlar içerde tef, dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi…

Habib Baba Sultan Murad’ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler… Sultan Murad’ın Habib Babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:

– Be evladım, der, Habib baba,

– Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O, seni sevince sırtını bile Sultan Murad’a keselettirir…

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.