Ramazan Sayfası

RAMAZAN-15

            Bir ayet

            Maun suresi

Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim.

1- Era eytellezi yükezzibü biddin.

2- Fezalikellezi, yedu’ulyetim.

3- Vela yehüddü ala taamilmiskin.

4- Feveylün lilmüsallin.

5- Ellezine hüm an salatihim sahun.

6- Ellezine hüm yüraun.

7- Ve yemne’unelmaun.

Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle.

1- Gördün mü o dine yalan diyeni?

2- İşte yetimi itip kakan odur!

3- Yoksulu doyurmaya teşvik etmez.

4- Fakat veyl o namaz kılanlara ki,

5- Namazlarında yanılmaktadırlar.

6- Onlar ki, gösteriş yaparlar.

7- Ve yardım etmekten sakınır (zekatı vermezler).

Maun suresi tefsiri

Maun suresinin tefsiri, içeriğinde bulunan yedi ayetin açıklanmasıyla yapılmaktadır. Sure “Din” ve “Maun” suresi olarak adlandırılmaktadır. 17. sure olarak Mekke’de indirildiği söylense de, bazıları surenin yarısının Medine’de indirildiği görüşünü benimsemişlerdir. Bunun nedeni surede gösteriş amaçlı namaz kılanların durumu anlatıldığı için Medine’de, hesabı, ahireti ve cezayı yalanlayanların ise Mekke’de yaygın olmasından dolayı Mekke’de indirildiğidir. Sure 7 ayetten, 25 kelimeden ve 115 harften oluşmaktadır. Surenin içeriği ahiret, hesap, ceza ve mükafat, ahirete inanmayanların sadece kendi çıkarlarını düşündüklerini, yetimi korumadıklarını, namazı gösteriş amaçlı kılanların ahirette azapla karşılaşacağını anlatmaktadır.

Maun suresinin tefsiri

Surede geçen,”dini yalanyanı hiç gördün mü”? derken, kendine verilen nimetleri kendi kazanmış zanneden, yaşamında her şeyi tesadüf zanneden, ölümden sonra ahirete ve hesaba inanmayan kişileri gördün mü, anlamındadır. Bunlar yetimi hor görmekte, yoksulla bir arada olmak istememektedir.  Bu kişilerin yaptığı her şey gösteriş amaçlıdır. Bunlar namazı da gösteriş için kılmakta, namazın anlamını ve neden kılındığını bile bilmemektedir. Yapılacak yardımları bile engeller, hayır yapılmasını istemezler. Bu davranışlar içinde olanlar dini inkar etmiş olan, ahiretin anlamını bilmeyen, kabul etmeyen kişilerdir. Din iki temel üzerine kurulmuştur. İlki Allah’ın birliğine inanmak, ikincisi ölümden sonra dirilmeye, hesap gününe yani ahirete inanmaktır. Müşriklerinde kendine göre dini vardı. Fakat burada anlatılan İslam dinidir. Allah’a inanmayan batıl düşünceler din olarak kabul edilemez.

İşte o kişi veya kişiler, yetimi hor görür, derken, yetim ve öksüzleri dinini inkar etmiş ve ahirete inancı olmayan kişiler hor görür, itip kakar. Fakirlere eziyet edip, hakaret eden, zayıfları dikkate almayanlar imanı olmayan, ahiret ve din inancı  olmayan kişilerdir. İmanı olan müminler fakirleri korur, yetimlere her türlü yardımı yapar.

Bunlar yoksulu doyurmayı teşvik etmezler, derken, yoksulları ve fakirleri doyurmanın imandan ötürü olduğunu anlatmaktadır. Bu ayet yoksulları doyurmak gerektiğini ve yoksulları doyurmayı, onlara yardımcı olmayı imanın bir gereği olarak ifade etmiştir. Ayette insanların en önemli ihtiyaçlarından olan doyurmak ele alınarak, bunun yanında diğer ihtiyaçlarında giderilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Yani yoksulların doyurulması, barınma ihtiyaçlarının giderilmesi, giyeceklerinin temin edilmesi teşvik edilmiştir. Kişiler bunu yaparken dünya hayatından menfaat gözetmemeli, bunu Allah rızası ve ahirette sevab ve ödül kazanmak için yapmalıdır. Bu da sadece dine iman edilmekle sağlanabilir.

O namazı kılanlara yazıklar olsun ki, namaz hakkında hata ve gaflet içindedirler, ayetlerinin, Yüce Rabbimiz kafirler ile münafıkların benzerliklerini anlatmıştır. Suredeki ilk üç ayette münafıkların ve kafirlerin insanlara karşı davranışları konu edilmiş, diğer ayetlerde ise bu kişilerin Allah’a karşı davranışları anlatılmıştır. Surenin son ayeti diğer ayetlerin ortak yönünü yardımı önlemelerini anlatmaktadır. Surede denmiştir ki, gaflet, gösteriş ve riyayla kılınan namaz, insanları kötülükten koruyamaz. Burada anlatılan namazda ki hata, yanılgı, namazı önemsemeyip vakti dışında kılmak, toplumla birlikteyken özenle kıldığı namazı yalnızken terk etmek, namaz kılmaya isteksiz olmak, uyku gibi sebeplerle namazı terk etmek, namazlara gereken önemi vermemektir.

Bir hadis

“Size Ramazan ayı geldi. O bereket ayıdır. O ayda tam hayır vardır ve Allah sizi yıkayıp tertemiz eder. Rahmetini inzal eder, hataları siler, duaları kabul eder. Sizin rağbetinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Onun için Allah’a kendi tarafınızdan hayır ödeyin (çok hayır yaparak Ramazanın hakkını verin). Zira saki, o ayda Allah’ın Rahmetinden mahrum kalan kimsedir.”

“Size Ramazan ayı geldi. O mübarek bir aydir. Allah size Ramazan ayı orucunu farz kıldı. O ayda gök (rahmet) kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve azılı seytanlar bağlanir. O ayda bir gece vardir ki bin aydan daha hayırlıdır. Kim o gecenin hayrından mahrum kalmıssa, o kimse hakikaten (bütün hayırlardan) mahrum kalmıştır.”

Ravi: Hz. Ubade (R.A.), Hz. Ebu Hureyre (R.A.).

RUHUN MAHİYETİ

 

Ruh kelimesi değişik ilimlerde farklı anlamlar ifade eder ve bu kavram her ilimde kendi özel ıstılah anlamını taşır. Kur’an literatüründe de onun hakkında özel bir mana göz önünde bulundurulmuş ve değişik tabirler ile kullanılmıştır.Ruhun içeriğini ve özelliğini bilmek ve anlamak imkansızdır. Konu hakkında Allah (C.C.):

“Ruh hakkında soranlara de ki: Ruh Rabbimin işlerindendir, size az bilgi verildi.” İsra/85.

Bu ayette ruhun hangi manasının sorulduğu konusunda birkaç ihtimal mevcuttur. Hayvani ruh, insani ruh (düşünen ruh), “Ruhu’l-Kudüs” ve “Cebrail” ve “melekler”den daha üstün bir yaratık anlamıyla ruh bu ihtimallerden sayılır. Ama kastedilenin tıp ilminde kendisinden söz edilen hayvani ruh olamayacağı kesindir; çünkü bu ruh ilmin ulaşıp tanıyamayacağı bir olgu değildir. Aynı şekilde bu ruhun Cebrail de olduğu söylenemez; çünkü bazı ayetlerde ruh meleklerin kenarında ve onlardan farklı bir hakikat olarak zikredilmiştir. Bu ayet esasınca ruh hakkında sadece şunlar söylenebilir: Ruh soyut ve Allah’ın emri türünden bir hakikattir. Allah’a mensup olan bir hakikat zaman, mekân ve diğer maddî özelliklerin ötesinde olur. Bu rububi olguyu ve mertebelerini idrak etmek keşif ilimlerinin kategorisine girer ve Hz. Peygamber (A.S.M.)’ın bu ilimlerden yoksun olduğu düşünülmemelidir. Ama insanların çoğu böyle bir anlayışdan yoksun olduğu için, bu konuda söz söylemek akılların şaşkınlığına neden olmaktadır.

Aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri idare eden, kullanan ruhtur. Ruh, göz vasıtasıyla renkleri, kulakla sesleri kavrar, sinirleri çalıştırır. Adaleleri hareket ettirir, böylece bedene iş yaptırır. Böyle işlere ihtiyarî yani istekli işler denir. Aklı kullanmak, düşünmek ve gülmek gibi şeyleri yapan ruhtur. Ruh, parçalanmadığı ve parçalardan meydana gelmediği için, hiç değişmez, bozulmaz, yok olmaz. Ruh, bir sanatkara benzer. Beden, sanatkarın elindeki sanat aletleri gibidir. İnsanın ölmesi, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Bu da, sanatkârın sanat aletlerinin yok olmasına benzer.

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: Cesetten ayrılan ruh, ya azaba, ya nimete kavuşur. İyilerinki yükselir, kötülerinki yedi kat yerin dibine iner. Bedenden ayrılan ruh, aletsiz, vasıtasız olarak her şeyi bilir. Bunun için, çeşitli nimet veya azapla karşılaşır. Ruh bedendeyken, bir uzuv, mesela insanın bir ayağı felç olsa, ruh bu ayağa tesir edemez. Ölüm ise, bütün uzuvların felç olmasına benzer; ancak ruh, bedenden ayrılınca, yine bilir, görür, anlar, sevinir, üzülür, bu halleri yok olmaz.

İnsan, değil ruhun, en basit bir bitki hayatının dahi durumunu,içeriğini ve sırlarını bilememektedir. Eşyanın özelliklerini ve sırlarını ancak Allah (C.C) bilir. Çünkü bütün yaratılmışların ustası ve yaratıcısı O’dur. Üstad Bediüzzaman, “Akıl, ubudiyyet vazifesini ifa içindir, esrar-ı Rububiyet’i idrak için değildir,” ifadesiyle, insanın Rububiyyet’in sırlarını çözmek için vazifeli olmadığını ve ona gücü yetmeyeceğini bihakkın ortaya koymuştur.

Mesela: Elektriğin varlığını aklımızla anladığımız halde, duygularımızla göremez, özelliğini ve içeriğini tam anlamıyla bilemeyiz. Bununla beraber, elle tutulmayan, gözle görülmeyen, eni ve boyu, ağırlığı ve hafifliği, katılığı ve sıvılığı bulunmayan, rengi, tadı, kokusu olmayan bu hakikatin varlığından da şüphe etmeyiz. Zira o hakikat, eserleri ve hareketleriyle, meyve ve neticeleriyle ortadadır. Biliyoruz ki, bilgisayarda hesap yapan, radyoda konuşmayı, televizyonda görüntüyü, CD,Disk gibi kayıt cihazları ve avizede aydınlatmayı te’min eden hep elektriktir. Yukarıda sözü edilen eşyaları yürüten, sevkeden, yönlendiren, çekip çeviren hep odur.

Ama,bütün bu harika kabiliyetlere sahip olan elektrik eğer şuurlu olsa, kendi mahiyetini idrak edemez. Görme özelliği olsa, ancak çalıştırdığı makinanın aletlerini görebilir. Ruh da, kendi içeriğini ve özelliğini bilememekle birlikte, ruhu taşıyan ve onu sevk eden ceset fabrikasında birçok işi bir arada, beraber ve yanlışsız yapmaktadır.

Sonuç olarak ruh için şunu söyleyebiliriz: İnsanın bilinen ve bilinmeyen duygularıyla görüp hissedemediği ve içeriğini ve manasını idrak edemediği hakikatlar vardır. Ruh da bunlardan biridir.

KISSADAN HİSSE

SEVGİ BAHÇESİ

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: …”Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”diye.

Ermiş kişi

“Bakın göstereyim” demiş ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş, Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz, diye bir de şart koymuş. “Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş.

Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.  Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını.

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. “İşte sevgi budur”,demiş ermiş.

Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz.

Şunu da unutmayın:

“Hayat pazarında ALAN değil, VEREN kazançlıdır her zaman …”

EDEBİYAT SAYFASI

PİR-İ AŞK

Alsanda hezar tedbir,takdir hüdanındır bil.

Yüzme benlik içinde,günah isyanındır bil.

Dökme cihana nemi,giryan hüdanındır bil.

Dili yakma odlarda,aşklar hüdanındır bil.

Sevda deyip yürüme,tuhfe bulanındır bil.

Yürüme diken içre,vehm-ü gümanındır bil.

Kayboldu gitti zaman,erbab-ı sefanındır bil.

Ararken canı bulduk,canlar hüdanındır bil.

Arama günde tedbir,herşey rahmanındır bil.

Aşıkda keder bitmez,sefa gümanındır bil.

Yakma yarı narlarda,giryan çilenindir bil.

Salma cihanı elden,dizeler yazanındır bil.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.