Son Dakika

• No Posts Found

RAMAZAN SAYFASI

RAMAZAN-23

Bir ayet

Adiyat suresi

Okunuşu

Bismillahirrahmanirrahim

1- Vel adiyati dabha

2- Fel muriyati kadha

3- Fel muğırati subha

4- Fe eserne bihı nak’a

5- Fe vesatne bihı cem’a

6- İnnelinsane li rabbihı le kenud

7- Ve innehu ala zalike le şehıd

8- Ve innehu li hubbil hayri le şedıd

9- E fe la ya’lemü iza bu’sira ma fil kubur

10- Ve hussıle ma fis sudur

11- İnne rabbehüm bihim yevmeizin le habir

Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın ismiyle

1- O harıl harıl (savaşa) koşanlara,

2- (Tırnaklarıyla yerden) ateş çıkaranlara,

3- Sabahleyin akın edenlere,

4- Tozu dumana karıştıranlara,

5- Derken bir topluluğun ortasına dalanlara yemin ederim ki,

6- Şüphesiz insan, Rabbine karşı çok nankördür.

7- Ve kendisi de buna şahittir.

8- Gerçekten o dünya malını çok sevdiği için katıdır.

9- Bilmiyor mu ki, kabirlerin içindekiler fırlatılacak.

10- Ve sinelerin içindekiler derlenecek.

11-O gün Rableri onların bütün yaptıklarından haberdardır.

Adiyat suresi tefsiri

Bu mübarek sure “Asr” suresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. Onbir âyet-i kerîmeyi içermektedir. Adiyat denilen bir kısım mahlukata yemin ile başladığı için kendisine bu ad verilmiştir. Bundan önceki “zilzal” suresinde hayır ve şer karşılığında mükafat ve ceza takdir edilmiş olduğu bildirilmişti. Bu surede de birçok insanların hayra değil, yalnız dünya varlığına ihtiraslı olup çalıştıkları bildirildiği için aralarında mühim bir irtibat vardır.

1. Andolsun o hızlı hızlı koşanlara.

1.      Bu mübarek sure, bir takım mühim kevni (varolan) olaylara yemin suretiyle insanları uyanmaya davet ediyor. İnsanların fani şeylere pek ihtiraslı olduklarını bildiriyor. “Haşr ve neşir” durumlarını ve Allah’ın insanların bütün durumlarını bildiğini ihtar ediyor. Şöyle ki: (Andolsun o) Cihanda giden gazilere ait at, deve gibi (hızlı hızlı koşanlara.) o muhterem süvarilere.

“Adiyat” diyenin çoğuludur ki: Koşup giden, at ve deve gibi şeylerdir. “Dabh” de binek hayvanlarının koştukları vakit duyulan sesleri demektir.

2. Sonra o çarparak ateş saçanlara.

2.  (Sonra o) Koşarken taşlara (çarparak ateş saçanlara.) o binek hayvanlarına da andolsun. “Muriyat” muriyenin çoğuludur ki: Ateş çıkaranlar manasınadır.

“Kadh” da ateş çıkarmak için çarpmak demektir.

3. Sonra sabahleyin baskın verenlere.

3.    (Sonra sabahleyin) Ansızın hücum edip düşman üzerine (baskın verenlere…) yani: İslam gazilerinin at ve deve gibi sabahleyin koşup giden nakil vasıtalarına da andolsun.

“Mugirat” Mügirenin çoğuludur ki: Ansızın düşmana karşı onu öldürmek veya esir almak veya malını elde etmek için hücum eden şeyler demektir.

4. Sonra onunla toz duman karıştıranlara.

4.  (Sonra onunla) Öyle sabahleyin düşmana karşı koşup gitmekle (toz duman karıştıranlara..) da, o cihat vasıtalarına da andolsun. “İsare”: Tehyic, yani tozları hareket ettirmek. “Nakt”da gubar, toz manasınadır.

5. Sonra onunla bir topluluğun ortasına girenlere andolsun ki:

5. (Sonra onunla) Öyle yürüyüp gitmekle (bir topluluğun) bir düşman cemiyetinin (ortasına girenlere…) de, yani: Din düşmanlarını parçalayarak ayrılığa düşüren, onların birliklerini darmadağın eden İslam gazilerine de andolsun. “Vesatne” kelimesi, bir topluluğun ortasına giriverdiler demektir. Bunlara bu şekilde yemin edilmesi, öyle cihad vasıtalarının önemine, yüksek şanlarına işaret içindir. Müslümanları hak yolunda kahramanlığa, fedakarlığa teşvik içindir.

6. Muhakkak o insan, Rabbi için elbette nankördür.

6.     Cenab-ı Hak, yeminin cevabını, yani: Üzerine yemin edileni, ne için öyle yemin edilmiş olduğunu şöylece beyan buyuruyor: (Muhakkak ki: O insan) yani: Çoğunluğu itibariyle insan nevi, haddizatında (Rab’bi için elbette nankördür.) o kadar ilahi nimetlere nail olduğu halde onların şükrünü yerine getirmeye çalışmaz. Hakkı iptale cüret eder. Ancak temiz yaratılışlarını muhafaza edenler, yasak, ahlâksızca şeylerden kaçınırlar, nefislerini güzel faziletler ile süslemeye çalışırlar.

“Kenüd” nimete karşı nankörlükte bulunan kimsedir. Asıl manası, hiç bir şey bitirmeyen yer demektir. Hayırdan kaçınan, vazifesini yapmayan kimse, öyle bir yere benzetilmiştir.

7. Ve şüphe yok ki: O (insan) bunun üzerine (bu nankörlüğüne) elbette bir şahittir.

7.        (Ve şüphe yok ki: O) İnsan, o nail olduğu nimetlerin kadrini bilip şükrünü yerine getirmeyen nankör şahıs (bunun üzerine) böyle nankörlüğü hakkında (elbette bir şahittir.) kendisi de insaflıca düşününce kendisinin nankörlükte bulunmuş, şükür vazifesini yapmamış olduğunu bilir. İtirafa mecbur olur. Diğer bir görüşe göre de muhakkak ki: Allah (C.C.), o kulunun bütün durumlarına şahittir, onları tamamen görüp bilmektedir. Bu ilahi beyan büyük bir tehdidi içermektedir.

8. Ve şüphesiz ki: O, mal sevgisine de aşırı derecede düşkündür.

8.  (Ve şüphesiz ki, o) İnsan, tabiatı itibariyle (servet muhabbeti için pek şiddetlidir.) pek fazla cimrice bir halde yaşar, kimseye yardım etmek istemez. “Hayr” burada çok mal, çok servet demektir, insanlar, öyle bir malı bir hayır sandıkları için ona böyle hayır adı verilmiştir.

9.  Bilmez mi ki: Kabirlerde olanlar, fırlatılacakları zaman.

9.       Öyle mala düşkün, ilahi nimetleri inkar eden bir insan (bilmez mi ki: Kabirlerde olanlar, fırlatılacakları zaman..) pek kolaylıkla yeniden hayata erdirilerek tekrar yeryüzüne çıkarılacakları vakit..

“Bu’sire”; Son derece kolaylıkla çıkarılıp etrafa dağıtıldı demektir.

10. Ve kalplerde olanlar, toptan ortaya konduğu vakit,

10.      (Ve kalplerde olanlar) Hayır ve şerre ait bütün düşünceler, kanaatler, ve gizli tutulan münafıkça, inkarca kuruntular (toptan) dışarı çıkarılarak (ortaya çıkarıldığı zaman..) yani: Kıyamet koptuğu, insanlar mahşere sevkedildiği zaman.

11. Şüphe yok ki, Rab’bileri o gün onlara (ait bütün işlerden) elbette haberdardır.

11.      (Şüphe yok ki:) Bütün o insanların (Rableri) onları yaratmış, kendilerini nimetlere nail kılmış olan Kerem Sahibi Yaratıcı (onlara) ait bütün işlerden (elbette haberdardır.) yâni: Onların bütün amellerini, maksatlarını Allah (C.C.), ezeli ilmiyle bildiği için artık o kıyamet gününde onlara o amellerine, arzularına göre ceza verecektir. Bu da büyük bir ilâhî tehdittir. Artık insanlar, uyanmalıdırlar, daha elde fırsat varken dinî vazifelerini güzelce yapmaya çalışmalıdırlar, ta ki: Ahiret aleminde cezadan kurtularak mükafatlara nail olabilsinler.

Bir hadis

Resulüllah (A.S.M.):

“Kim ramazan ayını oruç tutar ve haramlardan sakınırsa, Allah onun geçmiş günahlarını affeder.Ey gençler, sizden kimin gücü yeterse evlensin, çünkü bu, gözün haramdan sakınmasını ve iffetin korunmasını sağlar. Kimin evlenmeye gücü yetmezse, oruç tutsun, çünkü oruç, cinsel arzuları kontrol etmede çok faydalıdır.” Tirmizi,savm/78

SÜNNET VE VACİP

 

Sünnet, Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir.

Hz. Peygamber (A.S.M.)’In farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği ibadetlerdir.

Birisini bir şey yaparken görüp de bir şey demezse veya onu yapın derse, o da sünnet olur. Burada yapılan işi beğenmesi, o işe razı olması ve bundan sonra bu işin yapılmasını emretmesi, o işin sünnet olduğunu gösteriyor.

“Namaz kılmak” bir farzdır, ayrıntısı ise hadislere bırakılmıştır. Namazların rekat sayıları, kılınma biçimleri ayette ayrıntıları ile verilmiş değildir. İşte o zaman sünnetlere uymamız gerekecek, “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın.” Yani sünnetler ile namazın nasıl kılınacağı anlatılmaktadır.

“Allah’ın kitabına, Peygamberin sünnetine sarılırsanız hiç sapıtmazsınız.Ümmetim bozulunca, sünnetime uyana şehid sevabı verilir.” Hakim.

“Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.”  Müslim.

“Farz, Vacip ve Sünnet” arasındaki fark: Farzı inkar eden kimse dinden çıkar, vacibi inkar eden kimse dinden çıkmaz ama günah işlemiş olur, sünnette vacip kadar olmasa da inkar eden kimse yine günah işlemiş olur. Ama aralarında fark vardır, örneğin; namazın vaciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vaciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapmak gerekir. Eğer kasten terkedilmişse, namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir. Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez. Ama kasten sünnetlerin terkedilmeleri, alınacak sevabı azaltan davranışlardır.

Vacipleri kasten terk etmek namazın yeniden kılınması gerektirir. Sünnetleri kasten terk etmek namazın yeniden kılınması gerektirmez ama namazın sevabı azaltır.Vacip, Farz kadar kesin olmamakla birlikte kuvvetli bir delil ile yapılması emredilen şeylerdir.

Kesin olmayan bir delille sabit olduğu için, vacibi inkar eden kişi, kafir olmaz. Ancak bir açıklama getirmeksizin ve te’vil etmeksizin vacibi terkeden kimse fasık kabul edilir. Vacibin terki farzın terki ölçüsünde olmasa bile yine de günah ve sorumluluğu gerektirir.

Bayram Namazları, Vitir Namazı, Kurban Kesmek vacip ibadetler arasındadır.

Farzı inkar eden kimse dinden çıkar, vacibi inkar eden kimse dinden çıkmaz ama günah işlemiş olur. Örneğin; namazın vaciplerinden herhangi birinin terkedilmesi namazı bozmaz. Namazın vaciplerinden biri sehven terkedilmişse sehiv secdesi yapmak gerekir. Eğer kasten terkedilmişse, namazın iade edilmesi yani yeniden kılınması gerekir.

KISSADAN HİSSE

DARI EKMEK

 

Bir hükümdar maiyetiyle birlikte ülkesinde bir gezintiye çıkmıştı Yolu üzerindeki bir köyde çok yaşlı bir adamın tarlasına fidan dikmekle meşgul olduğunu gördü İhtiyara uzaktan seslendi:

-Baba, sen ne diye fidan dikmeye uğraşıyorsun? Maşallah yaşını yaşamışsın, bu diktiğin fidanların meyvesinden herhalde yiyemezsin

İhtiyar cevap verdi:

-Bu diktiğim fidanların meyvesini bizim yememiz şart değil evlat Biz nasıl bizden öncekilerin diktiği fidanların meyvesinden yedikse, bizim diktiğimiz fidanların meyvesini de bizden sonrakiler yer

Bu cevap hükümdarın hoşuna gitti ve ihtiyara bir kese altın verilmesini emretti

İhtiyar bu ihsanı karşılıksız bırakmadı:

-Gördün mü evlat, bizim diktiğimiz fidanlar şimdiden meyve verdi

Bu cevap da hükümdarın hoşuna gitti, bir kese daha altın verilmesini emretti

Yaşlı köylü sıradan biri değildi Çarıklı erkanı harp diye nitelenen kişilerden biriydi:

-Evlat herkesin diktiği fidan yılda bir defa meyve verir, bizim diktiğimiz fidan yılda iki defa meyva verdi

Bu diplomatça cevap da hükümdarın hoşuna gitti ve bir kese daha altın verilmesini emretti Ama bu defa vezir araya girdi ve hükümdarı uyardı:

-Aman sultanım bir an önce buradan uzaklaşalım Bu ihtiyar bu gidişle tarlasına fidan dikmek yerine, devletin hazinesine darı ekecek.

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.