Son Dakika

• No Posts Found

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ SÖKE ŞUBESİ KATKILARIYLA ATATÜRK, DİN ve LAİKLİK (1)

tuba yazıBüyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK sadece Türk Ulusuna değil ezilen, sömürülen, vatanı işgal edilmiş tüm dünya uluslarına, vermiş olduğu Kurtuluş Savaşı ile örnek olmuş ve bir anlamda Türk Ulusu başta olmak üzere ezilen tüm ulusların lideri sayılmıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün liderliğinde Türk Ulusunun vermiş olduğu mücadeleye biz “Kurtuluş Savaşı” demekteyiz. Fakat Kurtuluş Savaşı kavramı genel bir kavramdır. Kurtuluş Savaşı dediğimizde kavramın içine “ülkemizi işgal etmiş emperyalist düşmanlardan kurtulmak” da girmektedir; “egemenliğe, akla, bilime, huzura, onurlu yaşamaya engel olan düşmanlardan ve cağın gerisinde kalmış düşüncelerden” kurtulmak da girmektedir.

Dolayısıyla tarihçiler Kurtuluş Savaşımızı iki kısımda incelemektedir. İlk kısma “İstiklal Savaşı Dönemi” ikinci kısma ise “Devrimler” dönemi denmektedir. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde başlayan İstiklal Savaşımızı biz Türk Ulusu dışta emperyalist düşmanlara karşı ve içte de onun işbirlikçilerine karşı vermişizdir. Vermiş olduğumuz İstiklal Savaşı’nda dışta İngiliz, Fransız, Yunan ve İtalyanlara karşı mücadele verirken; içte Damat Ferit Paşa’nın oluşturduğu ve Padişah Vahdettin’in onayladığı Milli Mücadeleye karşı oluşturulmuş ordu ve bazı ayrılıkçı düşmanlar ile savaşmış ve bu çetin savaştan galip çıkmışızdır. Lozan Antlaşması ile de bunu tüm dünya ya haykırmışızdır.

Kurtuluş Savaşımızın silahlı mücadele bölümü yani “İstiklal Harbi” bittikten sonra ATATÜRK hemen ikinci safhaya geçmiştir, devrimler safhasına, yenilikler, cehaletten, geri kalmışlıktan kurtulma safhasına… Esas itibariyle ATATÜRK cehaletle savaşını daha İstiklal Savaşı sırasında vermeye başlamış olmasına rağmen, silahlı mücadelemiz bittiği andan itibaren çağdaşlaşmaya hız vermiştir.

Atatürk bu yolda bir dizi devrimler, yenilikler yapmıştır. Bunların en önemlisi ve tüm yeniliklerin devrimlerin temelini Laiklik, Ulusçuluk ve Demokrasi oluşturmaktadır. Çünkü eğer laiklik veya demokrasi veya ulusçuluk giderse bu çağdaşlaşma yolunda zincirin kopması demektir. Kesinlikle ama kesinlikle laiklik olmadan çağdaşlaşma ve demokrasi olmaz. Demokrasi olmadan millet egemenliği ve bilimin yol göstericiliği olmaz, Ulusçuluk olmadan ise birlik bütünlük ve dayanışma olmaz. Bu sebeptendir ki Türkiye Cumhuriyetinin temelini Laiklik, Ulusçuluk ve Demokrasi oluşturmaktadır. Daha sonra bu temelin üzerinde Türkiye Cumhuriyeti yükselmektedir. Bu yüzdendir ki Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak ve Türk Ulusunu tekrar köle yapmak isteyen kişi ya da kişiler her seferinde Büyük Önder ATATÜRK’ÜN Laiklik, Ulusçuluk ve Demokrasi ilkelerine saldırmakta ve onu saf dışı etmeye çalışmaktadır.

Bu sacayağının en önemlisi olan Laikliği ele almakla yazımıza yön vermeye başlayabiliriz. Bir küçük hikâye ile başlayalım.

Atatürk, Florya’dan çekmece’ye doğru yürürken, ağaç altında dinlenen bir ihtiyar adama rastlar. Adam hürmetle ayağa kalkarak, Ata’yı selamlar.

Atatürk yaşlı adama sorar: – Beni tanıyor  musun?

Adam: – Tanımaz olur muyum, evimde resmin bile asılı. Der.

Atatürk memnun olmuştur. Konuşmaya başlarlar. İhtiyar; – Bir işine aklım ermedi. Cumhuriyetçiliği, inkılâpçılığı, milliyetçiliği, halkçılığı hatta devletçiliği anlıyorum   ama şu “laikliği” pek kavrayamadım. Neden her şeyi birden bozdun?

Atatürk, yaşlı adama: – Bunu sana bir hikâye ile anlatayım der. Mısır’ı fetheden komutan, halife Ömer’e bir mektup yazmış : “burada birçok kütüphaneler, içlerinde de birçok kitaplar var. Bunları yakayım mı, yoksa bırakayım mı? …” Diye sorar. Ömer cevap verir: “kitapları incele, eğer faydasız şeylerse yak! Yok, eğer faydalı şeylerse, yine yak! Çünkü halk, o kitapları okudukça, onlara uymaktan vazgeçmeyecekler, eskiyi unutmayacaklar ve bize – yani yeniye ve yeniliğe – daima düşman olacaklardır! …”

Hikâyeyi anlatan Ata, ihtiyara sorar: – Şimdi sana laikliğin ne olduğunu açıklayayım mı? İhtiyar derin bir sezgi ve sağduyu ile cevap verir: – İstemez paşam, hepsini ve ne demek istediğini çok iyi anladım…

Bugün alnımızı açık, başımızı dik tutabildiğimiz bu aziz vatan toprakları üzerinde, bayrağımızın özgürce dalgalanabilmesini ve ezanlarımızın serbestçe okunabilmesini kendisine borçlu olduğumuz yüce Atatürk’ün  görüş ve düşünceleri arasında en az bilineni, ama en çok yanlış anlatılan ve tanıtılanı onun din ve laiklik hakkındaki görüş ve düşünceleridir. Biraz önce anlattığımız hikâyecik bunun en güzel örneğidir.

Ülkemizde çok büyük bir aydın ve halk kesimi Atatürk’ün dine olan saygısını, bağlılığını ve en önemlisi onun dinin içine düşürüldüğü durumdan kurtararak hak ettiği yüce mevkie yükseltme niyet ve iradesini görüp, tereddütsüz desteklerken; az sayıdaki istismarcı iki kesim ise aynı çıkar çizgisinde buluşarak onun din konusundaki bu son derece olumlu tavrını görmezlikten gelip “dinsizliğini” ileri sürmek cehalet ve ihaneti içerisine düşmektedirler.

İstismarcı bu iki kesim, dine karşı olanlar ile dini kendi çıkarları için bir menfaat aracı kılarak siyasallaştırmak isteyenlerdir. Atatürk’le ve Atatürk ilkeleriyle din arasında kasıtlı olarak ters bir bağlantı kurmaya çalışan bu kişilerin hedefi Atatürk’ü dine karşı bir silah gibi göstermek gayretidir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi dinsizlik olarak yorumlanmak ve din düşmanlığı paravan yapılmak istenmektedir. Oysa Atatürk, bu iki menfi kesimin tanımlamalarının çok dışında ve üstünde, dini yüceltmek ve onu yüzyıllardan beri siyasetçilerin ve cahillerin elinde bir oyuncak olmaktan kurtarmak için dini özüne yönelmiş ve onu ortaya koymaya çalışmıştır.

Devamı Yarın Gazeteniz YeniSöke’de

Saygılarımla…

İlgili haberler

Yorum yaz

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.