Son Dakika

• No Posts Found

TARİH’İN AMACI – 3 (MİLLİLİĞİ/ ULUSALLIĞI VE EVRENSELLİĞİ)

kemal arı pngMakalenin ikinci kısmı dünkü sayımızdadır…

Bütün bu söylenenler, öğretim süreçlerine nasıl yansıtılabilir? Bu soruya biri çıkıp, pek çok etkinlik ve faaliyetleri sıralayarak yanıt verebilir. Ancak ben iki nokta üzerinde durmak isterim: Birincisi, tarihi tamamlayan coğrafya ve tarihi ören yerleri… Kişinin bire bir temas ettiği coğrafyayı ve ören yerlerini unutmak olanaklı değildir. Bu yapılmadığında bilgiler havada uçuşur. Buna müzeleri ve tarihi anıtları da ekleyebilirsiniz. Ancak dediğim gibi coğrafya tarihi tamamlayan önemli bir bilinç kazanma alanıdır. Birinci olarak bunu söylemek isterim.

İkincisi ise ders kitapları ve dersin anlatılma biçimleri… Türkiye’de tarih kitapları yazılırken, insanın içini bayan, sanki bir bilirkişi raporu gibi yazılıyor. Ve tarih kitapları, insana okuma kültürü açısından baktığınız zaman, insanın ağzında bir tat bırakmıyor. Kara kuru, tatsız tuzsuz şeylerdir tarih… Ve o kitapları okuyan körpe beyinler, daha ilk başta kafalarını duvara çarpmış gibi oluyorlar. Benim anlayışıma göre, tarih yazmak aynı zamanda bir edebi üslubu gerektirir. Edebi üslupla yazılmış, hoş anlatımlı bir kitap, tarih öğretiminde çok şeyi değiştirebilir. Dil ve edebiyat olarak tarih metinlerine katkı sunamadığınız zaman, içilmesi insana kusma duygusu veren bir ilaç gibidir. Bu nedenle ders kitapları, pedagojik özelliklere uygun, okuyan kitlenin dimağına seslenen, ilgi çekici bir içerikte yazılmalıdır. Bence Türkiye’de tarihçilerin yazma sorunu var. Bu sorun aşılmadan ne yaparsak yapalım anlamı yok.

Avantajlarını sıraladım. Ortak bir bilinç oluşturmak ve bireyi yaşama ve evrensel değerlere hazırlayan en güçlü etken, avantajı. Dezavantajına gelince; eğer milli eğitimdir diye, kendi ülkenizin sınırları dışına çıkamazsanız; evrensel değerlerle tarih eğitimini bütünleştiremezseniz, bu en büyük dezavantaj olur. Ancak dikkat edin bizim tarih kitaplarımıza, Aydınlanma Dönemi kısaca geçer. Oysa Sanayi Devrimini yaratan bu büyük devrimsel akılcı dönüşüm nasıl göz ardı edilebilir? Hatta çoğu kez, tarih öğretmenleri konu buraya geldiği zaman, bunu geçelim bile diyebilmektedir.

Milliyetçiliğin tek bir tanımı yok. Ben milliyetçilik tanımını, Ernest Renan’ın ünlü “Millet nedir?” konferansında sınırlarını koyduğu biçimde algılıyor ve yineliyorum; bireyi kendi öz değerleriyle bütünleştiren; ona birey ruhu veren; ondan yurttaşı ve ulusu yaratan bir akım ve düşünce biçimi olarak algılıyorum. Milliyetçilik deyince, bugün bunu bir kavmi asabiyet, bir boylar çekişmesi olarak algılayanlar olabilir. Ben bu görüşte değilim. Evet, milliyetçilik/ulusçuluk, demokrasiye geçişi sağlayan en önemli eşiktir. Bu kimliği tamamlarken toplumlar feodal ilişkileri yıkar; tarım kültüründen sanayi devriminin getirilerine ulaşır; orada emek sermaye çekişmesi başlar ve sonunda bu çelişkileri, ulus kimliği içinde, oluşturulan yasalar ve demokratik değerler aşar… Bu nedenle milliyetçilik yapacağız diye; dibi sonu gelmeyen hamasetleri içeren öyküler anlatmak değil; bir kültürün nasıl geçmişin binlerce yıllık derinliklerinden süzülüp geldiğini ve günümüzde gelip, hangi noktada kendini bulduğunu anlatmaktır önemli olan. Bir de bireyin, kendi toplumuna aidiyet duygusunu geliştirmek de son derece önemli…

Prof. Dr. Kemal ARI

Saygılarımla…

Makalenin dördüncü bölümü yarın gazeteniz Yenisöke’de…

İlgili haberler

Yorum yaz

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.