TEFEKKÜR – KADINA ŞİDDETE TEPKİ YÜRÜYÜŞLERİ ÜZERİNE

mustafa uluçayGeçen hafta 8 Mart Salı günü “ Emekçi Kadınlar Günü “ idi. Ben bu ısmarlama günlerden pek hoşlanmam. Ama, dünyanın da benim düşüncelerimin etrafında dönmediğini biliyorum. Ancak, hakkı yenen, zulme uğrayan ve bir takım rahatsızlıklar içinde kıvranan insanların hak aramalarına ve direnişlerine de bigane kalamam. Yasalar çerçevesinde desteklerim, tabi günün sipariş biçimine göre değil, hak ve hakikatlerin belirlendiği çerçeveye göre yaparım. Eğer yapacağım bir şey varsa tabi. Evet, sosyal medyada  8  mart gününden önce- sonra ve o günü izleyip, seyrettiğimiz bir çok etkinlik oldu. Bunların içinde katıldıklarım olduğu gibi, katılmadıklarım da var. Bunların tasvip ve tenkitlerini uzun-uzadıya burada yapacak değilim. Ancak, bu olaylar herkesi rahatsız ettiği gibi, haliyle beni de rahatsız etmektedir. Kadına şiddet uygulanmasına ve kadın cinayetlerinin işlenmesine  ciddi manada bende üzülüyorum. Üzülüyorum; ne yazık ki bu olayların sonu gelmiyor ve azalma da olmuyor. Demek ki, bu olaylara gösterilen tepki ve alınan önlemler gerektiği gibi çare olmuyorlar. O zaman, daha bir duyarlılıkla bu olayların temel nedenlerini bulmak ve oradan  müdahale etmek gerekir düşüncesindeyim. Islahının ve önlenmesinin çaresi bu olsa gerektir. Çünkü, polisiye tedbirlerle ve cezai müeyyidelerle bunların önünü kesmek mümkün olmuyor. Adam, bu yönde birkaç cinayet işliyor ve sonucunda da kendisini vuruyor. Eskiden bu tür olaylara bu şekilde rastlamıyorduk. Çok seyrek oluyor ve bireysel olarak kalıyordu. Şimdi ise, genellikle bireysel kalmıyor, olay üç-beş kişinin katliyle son buluyor. Katliamı  gerçekleştiren kişi kendisini de katlediyor. Yani, vahamet büyük ve düşündürücü boyutlarda seyrediyor. Bu olaylarda elbette polisiye önlemlerde olacak , ama bunlarla kalınmamalı ve bu olayların muhtevası detaylarıyla araştırılıp incelenmeli inancında ve düşüncesindeyim. Son zamanlar medyadan görüyor ve izliyoruz kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin yaygınlaştığını ve yanında başka cinayetlerin işlendiğini ve bu cinayetleri işleyenin  kendisini vurup intihar ettiğini verilen haberlerden öğreniyoruz. Netice itibariyle bu bir vahşet, mutlaka önlenmesi gerekir. Ama nasıl ve ne şekilde olacak! Bunun çözümü ve çaresi mutlaka bulunmalı. İşin uzmanları, bilim adamları bilimsel ve gerçekçi yöntemlerle bu olayları enine-boyuna araştırmalı çareler ve çözümler oluşturulmalıdırlar. Yoksa, bu olayları kınamak ve eleştirmek bir şey halletmiyor. Ayrıca, kadına şiddet ve işlenen cinayetlere tepki olarak sokağa dökülmek ve haykırmakta, çare değil. Ama bu tepkiler belki, yetkili ve etkilileri  çözüme çağırmakta yararlı olabilir. O açıdan faydası olacağını düşünmek mümkündür. Haliyle temelli sessiz kalmakta doğru değildir. Bu alanda şimdiye kadar ne ölçüde araştırma ve soruşturma yapıldığını bilmiyorum. Ama inancıma göre bu alanda çok dikkat edilmesi gereken bir nokta var, Caniler işledikleri bu cinayetleri kendilerince çok önemli gördükleri bir kıymet hükmünün –bencilliklerinin-üstüne oturtuyorlar. İşte, olayın en hassas noktası burasıdır diye düşünüyorum. Bu noktaya ulaşmak, o kişilerin adına suç işledikleri değer yargılarını ele almak, olaylara karşı takınılacak tavrı da belirlemiş olacaktır inancındayım. Çünkü, onların o kıymet hükümleri hakkında inançları, onlarca nasıl bir anlam ifade eder  ve bu cinayetleri işleyebiliyorlar.  Bunu da bu çalışmaların  yanında bunları bulmak, bilmek ve çözüme ulaştırmak, bu işin uzmanları ve bilim insanları tarafında mümkün olacağına inanıyorum. Evet, temel neden bu olmakla beraber, acizane 80’ine merdiven dayamış ve 46 yıllık aile yaşamım dolayısıyla tecrübeme dayanarak diyorum ki, bütün bunlar bilinçsiz bir inanışın isyanıdır. Ama, bu isyanı tetikleyen bir takım etkenler var, o kökeni din olan kıymet hükümlerinin yanlış inanç ve bilinçle beslenmesinden kaynaklanan. Zamanla bunlar ihmal edilmiş ve sonrada yanlış duygu ve inançlarla doldurulmuştur. Dolayısıyla bu yanlış ve kültür birikimleri, bu insanları bu noktalara getirmiştir. Netice itibariyle görüşüme göre konuyu iki maddede özetlemek mümkün. Bu iki maddenin biri sevgi,diğeri de saygıdır. Severken de, saygı gösterirken de ölçüyü ve sınırı, aşmamak, her ikisi içinde ayni çizgide seviyeyi korumaktır. Yani, insan severken de, saygı gösterirken de ölçülü ve sınırlı olmak zorundadır. Çünkü, insan sınırlı, ölçülü, seviyeli ve dengeli yaratılmıştır. Bu nedenle, bu yapısını korumak ve kollamak görevidir. Dolayısıyla kişi, bunun idrakine vardığı ve yaşamında bunlara riayet ettiği oranda mutlu olur, huzur bulur, dünyasını ahretini mamur etmiş olur. Ben Müslümanım! Diyene de bu yakışır ve bu inanç ve eylemlerle yaşamına yön verir veya vermesi gerekmektedir diye düşünüyor ve herkese esenlikler dileğiyle aile saadetleri temenni ediyorum.

Paylaş

İlgili haberler

Yorum yaz

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.