TEFEKKÜR – HER YÜZYILDA BİR İSLAM COĞRAFYASINDA YAŞANAN GELİŞMELER VE DEĞİŞMELER

MUSTAFA ULUÇAY

Dünyanın en önemli, en verimli, en hareketli, en zengin ve en özel coğrafyası olan İslam ülkelerinin yoğun olduğu Asya ve Afrika hilali kıtaları tarihte hiç uzun süreli bir sükunete bırakılmamıştır. Dünyanın en çok savaşlarının devam ettiği, birçok devletlerin ve hanedanlıkların kurulup-yıkıldığı, sistem ve rejimlerin hüküm sürdüğü coğrafyadır burası. Din kavgaları, çıkar kavgaları, hakimiyet kavgaları ve fitne-fücur kavgaları en çok burada olmuştur ve halende olmaktadır. Bu durumu dünya insanlık tarihinden bugüne kaba-taslak bir gözden geçirsek, her yüzyılda bir bu coğrafyada, ifade ettiğimiz çerçevede önemli gelişmeler ve değişmeler olduğunu görürüz. Bu hareketliliği tetikleyen saiklerin haklılık nedenleri, doğru tarihçiliğin süzgecinden ne kadar geçtiği tartışmalıdır. Meşhur tabirle, herkes kendi tarafına yonttuğuna göre, artık bir orta-yol mu ararsınız, yoksa bana göre, sana göre mi deyip geçersiniz bilemem. Ama, ben Müslüman bir Türk olarak kendi tarihim açısından bir değerlendirme yapmak zorunda olduğuma inanıyorum. Evet, içinde yaşadığımız bu İslam coğrafyasının şu dönemdeki durumuna bakıp yol haritamızı tanımalıyım diye düşünüyorum. Yıllardır İslam coğrafyası karışıklıklar ve çatışmalar içinde kıvranıyor. Sistem, rejim ve kendi içlerinde hakimiyet kavgalarıyla boğuşuyorlar. Aslında bu karışıklıkları ve çatışmaları kendileri çıkarmıyorlar, İslam dışı akımların attıkları fitne tohumları veya kıvılcımları bu hareketliliği başlatıyor. Fitnenin başı adaleti sağlamak için ufakken merhamet edilip ezilmiyor, sonrası huzuru ve istikrarı da alıp götürüyor. Bundan çok yıllar önce duymuştum “Yeni dünya düzeni” geliyormuş, on-onbeş yıl önce de bu düzenin “Haçlı savaşını başlatıyorum” diyen Devlet Başkanı’nı da sanırım bilmeyen yok. İşte bunların uygulanma noktası, yine son yüzyılın değişim ve dönüşüm yeri olan İslam coğrafyasında yaşanmaktadır. Bu durum şimdi hemde öyle önemli bir stratejik noktaya dayandı ki, bu projenin mimarları gizli ittifaklarını arkaya alıp, ülkemizi ve devlet adamlarımızı güçsüz düşürmek için ellerinden gelenleri demokrasi oyunuyla yapmaya çalışmaktadırlar. Onların bu oyunlarının cambaz hikayesine kanmamak için, yaşadığımızın yüz yıl öncesine bakmamız gerekmektedir. Elbirliği edip Osmanlı İmparatorluğunu yıkma projeleri hazırlayıp tatbikata koyanlar bunlar değil mi? Bunlara bakıp tanırken, birde bunlara destek veren kendi içimizdeki hainleri ve gafilleri de gözden geçirip tanımamız gerekir. Çünkü bunlarda o zaman olduğu gibi, şimdi de vardır ve olacaklardır. Yukarıda kısaca değinip dikkat çektiğim gibi, şimdi Ortadoğuda ve İslam âleminde bir kör döğüşü gibi devam eden çatışmalara çok dikkatli bakmamız gerekmektedir. Kimin eli-kimin cebinde, kim kimlerle-ittifak halinde ve kim-kimin için çalışıyor? Evet, bundan bir asır önce 31 Mart vakası ile II Sultan Hamid Hanı tahttan indirenler kimlerdi. Yıldız Sarayını soyup-sovana çevirenler kimlerdi ve kimlerle birlikte hareket etmişlerdi? O dönemden bir asır daha geri gidin tanzimat ve ıslahat fermanları kimler için çıkartıldı ve bunlar destek verenlerde kimlerdi? Daha da gerilerde Patrona Halil, Kabakçı Mustafa ve Sabatay Seviler kimlerin tahriki ve teşvikiyle çıkıp ortalığı fitne ve fesada verdiler. Neticede hepsinin ortamını ifade eden bir söz vardır 1735’lerde söylenmiş, “Bundan sonra gavura-gavur demek yasaktır”. Evet, bu kompleksten sıyrılıp, bundan sonra gavura-gavur diyeceğiz. Çünkü, artık bütün açıklığı ile gerçek yüzünü göstermiştir. Almanya ve Hollanda’nın başını çektiği olay bile bunun ıspatına yeterlidir inancındayım. Yüce Allah’mızın  yardımcımız olmasını diliyor, herkese esenlikler temenni ediyoruz.

Paylaş

İlgili haberler

Yorum yaz

Yenisöke Gazetesi © 2015 | Her hakkı saklıdır.
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Şafak Ofset Mat. Gaz. LTD ŞTİ'ye aittir.
İçerik hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kullanılamaz.