RAMAZAN SAYFASI Hazırlayan: Mustafa ULUÇAY

ANA GÖRÜŞ İKİ AMA  HAKİKAT TEKTİR    (2,6) Kâinat veya kozmik âlem, insan aklının merak saikı ile düşüncesini işgal ediyor. Büy

ANA GÖRÜŞ İKİ AMA  HAKİKAT TEKTİR    (2,6) Kâinat veya kozmik âlem, insan aklının merak saikı ile düşüncesini işgal ediyor. Büyüklüğü ne kadar, ucu bucağı var mı, çevresi nelerle sınırlanmış? Bu kâinatın bir hududu var mı, başlayış ve bitiş noktaları, nerde, nasıl ve ne şekildedir. Bunu yaratan ve yöneten nasıl bir varlık? Çünkü, görünen, bilinen, dokunulan, hissedilen, tahmin ve hayal edilen her şey yaratıktır. Bunların hepsini yaratan, dizayn eden, anlam ve amaç veren, sebep-sonuç ilişkisi içinde yöneten bir Allah var. Evet, kâinata bir böyle bakan, düşünen, araştıran bilgi ve fikir üreten, öğrendikleri ve ürettikleriyle kânatı değerlendirenler var. Birde bunların tam tersi ile kozmik âlem tasavvuru çerçevesinde bu âleme ezellilik ve ebedilik yükleyenler var. Bu kozmik alemin bir yaratıcısı ve yöneticisi olmadığını, her şeyin kendi âlemi içerisinde kendi kendine oluştuğunu söyleyenler var. Kendilerince bir yaratıcı ve din kabul etmeyen maddeci, paganlardır bunlar. Var olan kozmik âlem hep vardı ve hep var olacaktır, bu âlemin sonu ve sınırları yoktur böyle devam edip gidecektir diyorlar. Tabi bu ikisi arasında bunlara yakınlıklarıyla bilinen birçok görüş ve düşüncelerde farklı-farklı inanç ve fikirde olan insan toplulukları da vardır. İnsanlık âleminde bu durumun böyle olması aslında yadırganacak bir olaylar manzumesi değildir. Çünkü, dünya insanlık için bir imtihan alanıdır. Bu, senin inancına ve düşüncene göredir, ben böyle inanmıyor ve düşünmüyorum da diyebilirsiniz. Onların bu inancının ve düşüncesinin yanlış olduğunu birçok deliller, kanıtlar ve yaşamdan olaylarla anlatıp göstermek mümkündür. Dolayısıyla bu alanda çok eserler yazılmıştır. Bizde bu çalışmamızda o bir takım delillerle siz okuyucularımızı buluşturmaya çalışacağız. Şimdi burada şu anda ayrıntılara girmiyeceğiz. Önce temelden başlayacağız, kâinatın ana konusu olan varlıklar aleminden ve bu âlemin odak moktalarından, bütünden parçalara doğru. En büyük parçalarda Galaksilerden, onlarla konuya girmeye çalışacağız ve zamanımızda en büyük ve önemli olan bir Karadeliğin keşfinden yola çıkacağız.

İLK GÖRÜNTÜLENEN BİR KARA DELİK  (7) Kâinat-gökyüzü-feza ile ilgili çok yönlü çalışmalar asırlardır devam ediyor. Haliyle bu konuda birçok bilgiler, bulgular elde edildi, düşünce ve fikirlerde serdedildi ve çalışmalar devam ediyor. Sanırım 2019 Nisan ayının son günleriydi televizyon haberlerinde işitmiştik ve bazı görüntüleri de ekrana getirilmişti, yapılan astronomik çalışmalarda bir karadeliğin keşfi net bir şekilde, geliştirilen teleskoplarla görüntülendi. Tabi bu karadelik bizimde içinde bulunduğumuz  Samanyolu Galaksi’sinde meydana gelen bir olay. Dolayısıyla bizi de çok yakından alakadar etmektedir. Bu nedenle ilgimizi çekmiş ve konuyla ilgili düşüncelere sevketmiştir. Bu karadelik galaksinin ekseni olduğu ve çevresindeki küreler, yıldızlar onun cazibesi ve çekim kuvvetiyle etrafında döndüğü bazı ilim adamları tarafından ifade edildi. Artık bu gerçekten böylemidir, yoksa o galaksinin içinde bir sisteminin yok oluşunu mu o karadelik ifade ediyordu bilmiyoruz. İşin uzmanı olan ilim ve bilim adamları bu konuda daha çok konuşacaklar ve belki başka karadeliklere daha ulaşacaklardır. Astronomiyle uğraşan gökbilimcileri bu karadeliklerden bahsederken, bu konuda yazdıkları kitapların bazılarını okudum. Taşkın Tuna adlı biriyle de bir karşılaşmam oldu ve sohbet ettik, sahasıyla ilgili yazdığı bir kitabını da aldım ve okudum. Kendi çapıma göre birşeyler öğrendim, o öğrendiklerimin içinde yıldızlar âleminde meydana gelen bu karadeliklerin zaman zaman zuhur ettiğini okudum. Demem o ki, bu karadelikler bir merkez oluşup-oluşturmadıkları kafamı karıştırdı. Yani, bunların bir tanesini bir Galaksiye mal etmek ne kadar doğru bilmiyorum. Neyse, biz bunu geçelim ve uzmanına havale edelim, gelelim içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksi’sinin Güneş Sistemi’ne. Yüce Allah bunu bize insanoğluna mekan kılmış, biz bundan sorumluyuz, çünkü burada yaşıyor, burada ölüyor ve burada dirileceğiz. Güneş sistemimizin oluşumunu yukarıda özet olarak anlatmaya çalıştık, şimdi onunla yetiniyoruz. Bu konuda daha fazla bilgi edinmek isteyenler son devrin müfessirlerine ve gök bilimcilerinin çalımalarına müracaat etmeliler.

GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN YIKILIŞI VE SON SAAT  (8) Allah yarattığı her şeye bir ömür belirlemiştir. Kâinatta bir yaratık ve o kâinatın içinde Güneş Sistemi de bir yaratık ve onunda bir ölümü var. Belki bir gün güneş karadelik olup çevresindeki gezegenleri, meteorları, yıldızları ve çevresinde ne varsa herşeyi yutacak ve bu sistem ölecek, farklı ameliyeden geçirilip diğer taraftan yine bu sistem gibi bir sistemi Allah oluşturacak. Ama orada yaşam farklı olacak, şimdiki dünyamız gibi bir dünya olacak, gök yüzünde bir güneşimiz, yeryüzünde bahçeler, ağaçlar, yeşillikler, nehirler ve meyveler olacak. Bu dünyaya benzer her şey olacak ama farklı-farklı, yemek, içmekten, giyim kuşama kadar, şimdiki tabirle ifade edelim konfor olacak, ancak oranın şartlarına göre. Yine oranın durumuna ve şartlarına göre azap, işkence çeken ve zorluklar içinde yaşayanlar olacaktır. Bütün bunlar bu yeni sistemle ne zaman, ne kadar bir süre içinde olacak bilmiyoruz. Ancak, şimdi bu üstünde yaşadığımız sistem bizim konumuzdur. Biz bununla ilgili Kur’an’a dayanarak ayetlerin ışığında değerlendirmelerde bulunmaya çalışacağız. Çünkü, Yüce Allah bu sistemin bir gün yıkılacağını, bunun Sur üfürülmesiyle başlayacağını birçok örnekler vererek bildiriyor, ama ne kadar süreceğini ve oluşum aşamalarını ayrıntılı olarak bildirmiyor. Yeni bir sistem kurulup her şey yerli yerine getirildikten sonra, insanlar diriltiliyor, tabi başka canlılarda diriltiliyor bitkisinden, hayvanından, cinlere kadar. Bundan sonra adına Arasat denilen meydanda insanlar toplanıyor. Yüce Allah insanları ve cinleri burada hesaba çekiyor dünya hayatlarıyla ilgili. Hesap, sorgu-sual bittikten sonra, herkes hesap sonuçlarına göre ya ödüllendirilip Cennete gönderilecek veya Cehenneme cezasını çekmek için sevk edilecektir. Bundan sonra bu hayat ne kadar devam edecek bilmiyoruz. Ama, mutlaka bir sonu yine olacak, çünkü, ebedi ve sonsuz olan Allah’tır. Bu konuda Müfessirler yani Kur’an yorumcularının bazıları Cennetliklerde ebedi ve sonsuz olarak, Cehennemlikler de ebedi ve sonsuz olarak oldukları yerlerde yaşayacaklardır diyorlar. Bazıları da süreli kalacaklardır diyor. Acizane görüşüm süresini Allah’ın taktir edip bildiği kadardır diye düşünüyorum. Tabi en doğrusunu Allah bilir.

KABİR HAYATI, SUALİ VEAZABI YOKTUR   (9) Burada yeri gelmişken bir konuya daha değinmeden geçemiyeceğiz. O da din adına uydurulup, dine mal edilen bir bidat olan Kabir hayatıdır. Buna berzah hayatı da diyorlar o uydurulmuş din mucitleri, bunun varlığı Peygamberimizin hadisleriyle sabit diyorlar. Haşa! Bu olayı  Allah unutmuşta Peygamber mi tamamlamış. Böyle bir şey olamaz, bu bir şirktir. Çünkü, Peygamberin görevi Allah’tan aldığı vahiy hükümlerini insanlara tebliğ etmektir, Allah’ın dinine katkı yapmak değildir. Şimdi böyle dediğimiz içinde, sen Peygamberi inkâr mı ediyorsun diyorlar. Haşa! Peygamberi inkâr etmek kimin haddine, biz Peygamberi-peygamber olarak bildiğimiz için, olmaz böyle bir şey diyoruz. Çünkü, Peygamber, Allah’ın Elçisi, Allah’ın dinini Allah’ın kullarına tebliğ edicisi, Allah’la beraber dinin yapıcısı değil. Veya bir tarafı eksik kalmışta Peygamber bunun tamamlayıcısı değildir. Bu nedenlerle, eğer Kabir hayatı olsaydı Yüce Allah bundan Kur’an da mutlaka bilgiler verirdi. İnsan için kabirle-kıyamet arası çok önemli olsaydı, Yüce Allah detaylarından bahsederdi. Demek ki böyle olmadığından Kur’an da kabir hayatı yoktur. O zaman o hayata monte edilen kabir sualinden tutunda kabir azabı çeşitlerine kadar hepsi uydurmadır. Hz. Peygamber eşi Hz. Hatice validemizin kabrini ziyaret eder ve dua ederlermiş, bu kabirdeki cesede değil elbette, bu dünyada onunla en son yaptığı yolculuk burada noktalandığı için, ona bu kabir sembol olmuştur. O nedenle, mekandan ve zamandan münezzeh olan ruh oradan anılmaya en uygun yer olmuş oluyor. Dolayısıyla, ölüden fazla dirinin orada ölümü ve ölümden sonrasını hatırlaması açısından insan için etkili bir mahaldir. İşte, kabirlerde bu duygu, düşünce ve inançla ziyaret edilirler. Yoksa, Hz. Peygamber şimdi bizim uyguladığımız gibi mevta için kabre konulduktan sonra yaptıklarımızın hiç birini yapmamıştır. Kabir başında yaptığı dua da yüksek sesle bir dua değildir, kendi-kendine içten bir duadır. O hatimler ve mevlitler ise, işin tam bir lüksüdür. Kur’an da olmadığı gibi, Peygamber Efendimizde böyle şeyler yapmamıştır. Bunların hepsi sonradan ihdas edilmiş bidatlardır. Hele o şatafatlı ve büyük masraflarla yapılan mezarlar, islam adına akıl kârı değildir.  

MÜSLÜMAN İKİ DÜNYALI TEK İNANÇLIDIR   (10) Yüce Allah Kur’an-ı Keriminde iki hayattan bahseder, dünya ve ahiret, üçüncü bir hayat yoktur, yani kabir hayatı. İnsan öldümü, ruh bedenden ayrılır, ruh ölmez, ruhlar âlemine dahil olur. Ruh, bedende iken nasıl bir dünya hayatı yaşadı ise, bedenden ayrıldıktan sonra  ya bir sıkıntılı veya sıkıntısız bir haldedir denebilir. Çünkü, bedene ikinci dirilişte Rabbimiz soruyor “Dünyada ne kadar kaldın?” Oda, ‘bir gün veya birazı’ kadar diyor. Hani kabir hayatı, çekilen işkenceler nerde? Onların hiç mi etkisi olmuyor? Evet, insanın iki hayatı vardır. 1- şimdi içinde bulunduğumuz dünya hayatı. 2- Öbür dünyada kıyametle başlayan ikinci hayat. Bu nedenle, müslüman iki dünyalı ve tek imanlıdır. Bu dünya insanın öbür dünyasını belirleyen çok önemli yerdir. Çünkü, buradaki yaşayış öbür dünyanın neticesi olacaktır. Hani bir halk tabiri vardır “Bu dünyada ne ekersen, öbür dünyada/ahirette onu biçeceksin.” Evet, tarikat ve tasavvuf adına bazılarının bu dünya çirkeftir, tamah etmeyecek ve değer vermeyeceksin, bir lokma bir hırkaya tevekkül edeceksin demelerinin Kur’an gerçeğinde hiçbir önemi ve değeri yoktur. Çünkü, imtihan bu dünyada, Cenneti kazanmak Allah’ın rızasını almak  bu dünyada olacaktır. Cennetteki nimetler burada Salih amellerle kazanılacaktır. Kur’an bu dünya için inmiştir, uygulanıp yaşanması burada olacaktır. Cehenneme gitmekte buradaki yaşamın sonucudur. Allah’a itaatsizlik, şirke ve küfre düşmek burada yaşanılanın neticesidir. Onun için bu dünyayı hafife almak, öbür dünyada sefalete razı olmak demektir. Her insan Allah’a itaati nispetinde Allah’ın emirlerini yapmak, yasaklarından kaçınmak ve Allah’ın rızasını kazanmak zorundadır. Ahirette kimse-kimseyi kurtarabilecek bir selahiyete haiz değildir. Hz. Peygamber Aleyhisselam bile “Bana yarın ne olacağını bilmiyorum” dediği bir ortamda, bana şu şefaat edecek, beni filan şıhım-şeyhim veya mürşidim kurtaracak diyen şimdiden kendini felakete atmış demektir. O nedenle, böyle boş vaatlere, aldatıcı sözlere kanmamak gerekmektedir. Kim böyle bir iddiada bulunursa şirke davetiye çıkarmış demektir. Şirkte öbür dünyaya kalırsa, Yüce Allah Kur’an-ın da affetmem diyor. O zaman böyle bir hataya düşmüş olanlar şimdiden tövbe etmeli ve Allah’tan affını dilemelidir. O büyük günah son saate ve kıyamete kalmasın.DEVAM EDECEK

27 Nis 2020 - 00:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.