BİR EVİN İÇİNDE. - 1. BÖLÜM: ‘’ Çiçekler, o kadar masum olmayabilir

Ayşenaz AYDIN  -  SHFAL Öğrenci Saat, gece on iki idi.    Dolaşmak için çıktım. Mahallemizde terk edilmiş bir ev vardı;  insanı azarlar gibi bakan pen...

Ayşenaz AYDIN  -  SHFAL Öğrenci

Saat, gece on iki idi.

   Dolaşmak için çıktım. Mahallemizde terk edilmiş bir ev vardı;  insanı azarlar gibi bakan pencereleri ve insanı içine çeken bir de  kapısı olan. Bu soğuk pencereler ve dehşete düşüren kapı ne kadar tezattı  bahçesindeki renk renk güller ile .

    Anneme bir tane gül  koparmak için belki de soğuk pencerelere ve dehşete düşüren kapıya inat evin bahçesindeydim. Üstelik içeriye girmek için tarifsiz bir merak duyuyordum heyecanımı körükleyen.

      Ve evdeydim, bahçesinde de değil, aklım almasa da evin içindeydim. İçerisi çok kötü kokuyordu.

      Üst kata çıkan merdivene yaklaştım,

korku çevremi aç kurt gibi sarmıştı fakat ben korkmuyordum(!) Etraf dağınık ve sessizdi, koridorda dolaştım. Odalardan birine girdim.  Yayları görünen yatak, ayna ve  dolabın olduğu odada  bir köşeye atılmış bir bıçak da vardı ucunda ise kan... Korktum ve doğruca koştum, kapı aniden kapandı!

    Gözlerimi yavaş yavaş açtığımda tek hatırladığım üzerime doğru gelen karaltıydı. 

   Ve şimdi buradayım, dondurucu soğukluktaki odada. Etrafta kimseler yok, kapıyı açmayı denedim fakat kilitli. Vurdum, tekmeler attım ama açan olmadı. Saat 02.30 olmuş, çok üşüyorum.

     Birden içeriye bir duman girdi, sonra ne oldu hatırlamıyorum. Uyandığımda odada iki kişi konuşuyordu. Onları dinlemeye başladım. 

     Bahçedeki çiçekler çocukları çekmek için kullanılıyormuş. Ve bu küçük misafirleri organlarının alınması için satıyorlarmış. 

    Bir şeyler yapmalıydım. Bir süre sonra ikisi de kapıda göründü. Ve bir telefon geldi, kapıdan ayrıldılar. İşte kaçış vakti!

     Koşarak kapıya gittim, kapı kilitli değildi. Alt kata indim, etraf fazla sessizdi bu sessizlik huzur vermiyordu, aksine canımı sıkıyordu, sesimi kısıyordu.

    Bahçedeydim , kapıda bekliyorlardı !..

     Evin arka bahçesinde kulübe, kulübenin yanında yöresinde farklı yerlere dizilmiş odunlar vardı. 

      Duvardan atladım, ayak sesimi duydular, koşmaya başladım; peşimden gelmeleri fazla sürmedi. Ben de  farklı sokaklara girdim ve izimi kaybettirdim.

    Parktaydım, bir banka oturdum karşımda ıslak tüyleri, küçük burnu ve kocaman gözleri ile bana bakan bir köpek vardı. Başını okşadım tıpkı  köpeğim Tarçın’a benziyordu.

 Yıldızları seyretmeye başladım.

     Sabah olduğunda yola çıkacaktım.

     Sabah gözlerimi açtığımda bir odanın içindeydim. Etrafımda benim gibi elleri ve ayakları bağlı 8 ila 13 yaşları arasında çocuklar vardı.

     Keşke parkta uyumasaydım! Bir kızı çığlıklar içinde götürdüler. O kızı götüren adam bize öfke dolu gözlerle baktı. İçeri uzun boylu, esmer, asık suratlı biri girdi; sonradan öğrendiğime göre ismi Serhat’tı .Gözlerimi kapatıp dün olanları hatırlamaya çalıştım:

 “ Karşımda duruyordu, ıslak tüyleri, küçük burnu, her şeyi anlatmaya yeten kocaman gözleri‘’ vardı.   

     Ve sonra yıldızları seyrederken uyumuştum; fakat gözümü açtığımda bambaşka yerdeyim. Kaçmayı becerememiştim. 

     Neredeyse sabah oluyordu .

     Serhat kapının sağındaki sıska, sarışın, gözlüklü kıza ismini sordu. Kız direndi. Serhat, devasa ellerini kızın saçına doladı ve çekti. Kız gözyaşlarını silip “ Elif ” diye bağırdı. 

        Başka bir çocuğa gelmişti sıra ... Benim yaşlarımda olduğunu düşünüyorum. Cesur birine benziyordu; ismini söylemedi, direndi. Serhat ona daha çok yaklaştı, çocuk onun yüzüne tükürdü. Benden cesur olduğu ortadaydı. Serhat daha çok kızdı yanındaki iri adama “ al bunu, 001’e götür “ diye bağırdı.

    İşine öfkeyle devam etti, diğer çocuklara da aynı soruyu sordu, sıra bana geldi, bana doğru eğildi ve ismimi sordu. Sessizce,çok sessizce “Toprak” dedim. Diğer çocuk gibi cesur olmalıydım (!) “Anlamadım” dedi, daha iyi duymak için daha çok yaklaştı, yüzüme baktı. İsmimi söylememi bekliyordu. Akıllı davranmalıydım, cesur olmak yetmiyordu. Burnuna doğru kafa attım,  burnu kanamaya başladı. Sinirle yüzüme baktı, yanındakilere seslendi yine ”bunu da alın götürün” dedi.

        İki kişi gelip kollarımdan tutup götürdüler beni. Kapıdan çıkarken yüzüme öfkeyle baktı.Karanlık bir koridordan geçtim.Sağımda ve solumda demir kapılı odalar vardı, her birinin üzerinde de numaralar ”001, 002, 013,…’’

        001’e geldik, kapıyı açtılar, içerisi karanlıktı. İsmini söylemeyen çocuk da ordaydı. Beni içeri doğru sırtımdan ittiler, ardından ellerimi ve ayaklarımı çözdüler. 

       Odada tek  pencere bulunuyordu o da en tepede. Çocuğun yanına gidip ismini sordum. Yüzüme uzun uzun baktı ve beni baştan aşağı inceledi, ardından “ Çınar” dedi. Yanına oturduğumda anlatmaya başladı .

       ‘’16 gün önce saat 23.15 dışarıda arkadaşlarımla maç yapıyordum, bir araba yanaştı ve adres sordu. Ben de buraları çok iyi bilirim,  götürürüm sizi, dedim. Arabaya bindim ön koltukta oturuyordum, arkama döndüm, arka koltukta iki kişi vardı. Korktum, kapıyı açmayı denedim; fakat kilitlediler.Arabayı kullanan adama vurmaya başladım. Arkadakilerden biri elini ağzıma doğru bastırdı , şimdi de buradayım.’’

- Bize ne yapacaklar ? diye sordum.

- Bilmiyorum, sanırım bizim organlarımızı para karşılığında satacaklar, hepimiz öleceğiz.

       Anladığım kadarıyla Çınar cesur biriydi ve ölümden korkmuyordu.

- Buradan kaçabilir miyiz ? dedim.

- İmkansız…Tek  pencere var ve en tepede, kaçmak zor.

- Peki, ne yapacağız ?

- Bilmiyorum…

     Birden odaya sessizlik hakim olmuştu. Bu  evden ilk kez kaçmaya çalıştığım zamandaki gibi sesimi kısan bir sessizlik. Şimdi iki çocuk  düşünüyorduk buradan kaçmayı,  yeniden evimizde olmayı, sesimizi kısan bizi korkutan sessizliğe , odalarda dehşet saçan iki gölgeye rağmen...  

        

      Gökyüzü derin bir kızıllığa bürünmüştü. Ay, yeni uyanmış çocuk gibi yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Neredeyse üç saattir buradaydık  ve hiç konuşmamıştık.

        Çınar’ın aklından neler geçtiği konusunda bir fikrim yoktu. Sessiz, uslu uslu otururken kapı birden açıldı. Serhat ve iki adam bizi kollarımızdan kaldırıp yanlarında getirdikleri sandalyelere oturttular. Çınar ile birbirimize bakakaldık sadece. Serhat’ın burnunda bant vardı, küçük de olsa onda bir iz bırakmıştım.

         İki adamdan daha iri cüsseli olanı   yanımıza yaklaşıp sırıtmaya başladı. Elinde  çekiç ve çivi vardı. Çivilerden birini Çınar’ın elinin üzerine koydu, vuracağı sırada telefonu çaldı. Bir süreliğine dışarı çıktı; elbet geri dönecekti. Çok geçmedi, döndüğünde “gidiyoruz” dedi diğer adama, çıktılar. Çınar, bir süreliğine de olsa kurtulmuştu.


Devam edecek...

18 Şub 2021 - 11:19 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.