2. BÖLÜM: Kaçış Çok Uzakta

Dünden devam          Çınar, şimdilik kurtulmuştu. Ben korku dolu gözlerle ona bakarken onun boş gözlerle kapıya doğru baktığını gördüm. - İyi misin ?...

Dünden devam

         Çınar, şimdilik kurtulmuştu. Ben korku dolu gözlerle ona bakarken onun boş gözlerle kapıya doğru baktığını gördüm.

- İyi misin ?

- İyiyim…

        Üç ya da dört saat sonra Serhat içeri girdi.

      -Nerede kalmıştık? Haydi devam edelim, kaldığımız yerden.

       Son kez Çınar’a baktım, yüzünde korkuya dair hiçbir iz yoktu. Serhat çekici vurdu. Sanırım Çınar’dan önce benim çığlığım duyuldu. Serhat, kahkahalar atarken arkasına dönüp bize “bu kadar korku size şimdilik yeter.” dedi.

        Onlar kapıdan çıkar çıkmaz Çınar’ın yanına koştum.Yara fazla derin değildi. Üzerimdeki  tişörtten bir parça koparıp elini  sıkıca bağladım. 

      Yine sessizlik, huzur veren değil, sesimizi kısan dehşete düşüren sessizlik. Bu kez dışarıdaki çığlıklar odadaki sessizliği bozdu. ‘’Bırakın beni” diye bağırıyordu kız.

      Çığlık sesleri, bağırışlar, acı…Daha ne kadar sürecekti? Sessizlik de ardından bunlar geleceğinden bu kadar dehşete düşürmüyor muydu çocukları?

       Sesler kesilmişti, kapalı olduğumuz oda günden güne daha da boğucu oluyordu. Güneş, yerini Ay’a güçlükle bırakırken sessizliğimizde artıyordu batan gün ile. Gözlerimizi  gökyüzüne dikip saatlerce susuyorduk sessiz bir orkestra gibi mahkum bütün çocuklar.

       Arada sırada, ne zaman canları isterse,  verirlerdi yemek ve su. Yemek dediğim kurumuş ekmekler, su ise yosun yeşili  ...Vahşi bir hayvana atarmış gibi ekmekleri  önümüze atar, su şişelerini fırlatıp giderlerdi.

       

     Zihnimi araladım, ara sıra da olsa tekrarlanan bu sahneyi silmek istedim. Çok susamıştım, sanki dilim damağıma yapışmıştı. Dudaklarım kurumuş bir çöl gibi parça parça olmuştu. Çınar, “su” dedi iniltiyle.

- Kimse yok mu? Bize su verin.

- Açın kapıyı su istiyoruz, diye bağırdım arka arkaya .

       Sessizliği yırtan sesim çare olmayınca kapıyı yumrukladım son gücümle. Susuz geçen iki gün daha eklendi sessizliğe, iki gündü, evet iki gün, ne bir fazla ne bir eksik, zamanı kaydetmeliydim zihnime, duvarlara...Sessizlikte yitip gitmemek için bunu yapmalıydım, çare olmalıydım susuzluğa, acıya, sessizliğe...

         Bu eve, hapsedileli bir ay olmak üzereydi, evet bir ay olacaktı  birkaç gün sonra. Nasıl olurda  köşede  duran siyah örtüyü fark etmemiştik? Çınar’a seslendim, beraber örtüyü kaldırdık. Altında kitaplar vardı. Tozlu, yırtık, kimi sayfaları kopmuş, yanık kitaplar. Kitapları severdim, ancak onların varlığına hiç bu kadar sevinmemiştim. ”En azından canımız sıkılmaz” dedi ve bir tanesini  seçip okumaya başladı Çınar. Sessizlik hiç bu kadar güzel bozulmamıştı bu evde “ Hiç değişmemişti. Bakışı, sözleri ve gülüşü...” diyerek başlamıştı yazar kitaba. Çınar, kitabın satırlarını okumaya devam ederken ilk cümle beni tekrar yaşadığımız gerçeğe döndürmüştü. Hepimiz bir ayda değişmiştik, hatta bazılarımız ölmüştü sessizliği yırtan çığlıklarla, kimseye duyuramamışlardı ölüm feryatlarını. Ailelerinin  öldüklerinden haberi yoktu. Peki, benim ailem? 

       Kara bulutlar, Güneş’e savaş açtı. Ve savaşı bulutlar kazandı, yağmur başladı. En tepedeki  pencereden yağmurun yağdığını  görebiliyorduk. “Buraya kapatıldığımızdan beri bir deri, bir  kemik kaldık, kaburgalarımız sayılabilir dışarıdan bakıldığında” diye düşünürken.

          Ayak sesleri yaklaşıyordu, kapının kilidi yavaşça çevrildi. İçeri giren Serhat’tı. Burnumun dibine kadar yaklaştı, “gidiyoruz” dedi.

- Gidiyor muyuz?

- Nereye ? dedi Çınar.

- Cehennemin dibine dedi ve gülmeye başladı.

Kendisine layık olan yeri çok iyi biliyor, diye geçirdim içimden.

- Vedalaşın yarın yola çıkıyoruz, dedi dalga geçer gibi.

Birbirimize baktık öylece…

Belki de yolculuk sırasında kaçıp kurtulabilirdik. Bir yolculuğa çıkacağımız doğruysa ... Son bir günümüz vardı anlaşılan bu yolculuk, sonsuza ulaştığımız bir yolculuk mu olacaktı, kısa süreli mi?   

      Kitapların olduğu dolabı boşaltıp pencerenin altına ittik. Dolabın üzerine çıkıp pencereyi açmayı deneyecektik. Çınar, yukarı çıkacaktı, ben ise kapıya bakacaktım. Sandalye yardımı ile dolabın üzerine çıktı.

              -Toprak, kötü bir haberim var. Pencerenin açmak için kolu yok, dedi ve aşağı indi.

       Suratımı asıp bir köşeye çekildim. Aklımıza gelen tüm kaçış yolları birer çıkmaz sokaktı, fakat bize çıkmaz sokaklar değil, ışıklı caddeler lazımdı. Akşamın olmasını beklerken hiç konuşmadık.

             -Seni özleyeceğim, dedi ve omzuma dostça vurdu Çınar.

            - Ben de seni, dedim ve ona sarıldım.

Çınar,  diğerlerinden  farklıydı. Cesurdu, kararlıydı…

 Devam edecek...

18 Şub 2021 - 11:29 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.