3. BÖLÜM: Sonuçlar Niyetimiz Kadar İyi Değil

Dünden devam           Yolculuk vakti yaklaşıyordu. Ay, yerini Güneş’e bırakırken bizi dostça selamlar gibiydi.        Serhat ve iki gölgesi içeri gir...

Dünden devam

          Yolculuk vakti yaklaşıyordu. Ay, yerini Güneş’e bırakırken bizi dostça selamlar gibiydi.

       Serhat ve iki gölgesi içeri girdi, Ay‘ın dostça selamlayışı onların varlığıyla silindi, gitti. Ellerimizi bağladılar, gözlerimiz açıktı.

        Dar, uzun ve gri renkte koridorlardan geçerken çığlık ve acının sesini duyuyorduk. Çınar çok sakin duruyordu,  ben korkuyordum.

        Merdivenleri inmeye başladık. Alt kata indiğimizde; görkemli, büyük bir odada bulduk kendimizi. Ardından çıkış kapısına yöneldik. 

         Alt kat fazla gösterişliydi : Kristal avizeler, kocaman  tablolar, altın kaplamalı biblolar...Sağ köşede, büyük bir tablonun altında piyano dahi vardı, sonra piyanonun mor şamdanlıkları ...

         Uzun bir ev turunun ardından bahçeye çıktık. Aylar sonra  gün ışığı görmek; yeşili, sarıyı, maviyi bir arada görmek tarif edilemeyecek kadar güzeldi.

      Kapıda bekleyen siyah  arabaya bindik.  Çınar yanımdaydı, sarı saçları dağılmış, mavi gözlerinde  tükenmişlik okunuyordu. Arabanın motoru çalıştı, yanımda Çınar, karşımızda iki kişi ve ön koltukta Serhat!

       Belki de hayat bu kadar kısaydı. “Çiçek koparmak için girdiğim evde organ mafyaları tarafından kaçırıldım ve şimdi belki de organlarımızın alınacağı yere gidiyorduk.” 

         Ne kadar süre yolculuk yaptık bilmiyorum, durduk ve arabada beklemeye başladık. Arabadan indiğimizde geldiğimiz yerde  eski bir bina yükseliyordu yıkık döküklüğüne inat.

          Çınarı sağ, beni ise sol tarafa götürdüler.Gıcırtılar ile açıldı kapı, ellerimi çözüp içeri ittiler. İçerisi 001 gibi değildi, yaklaşık 15 çocuk vardı içeride. Neredeyse hepsi küçüktü.

          Olacakları ve bize yapacakları hamleyi bekliyordum. Kapıya yakın oturdum. Kapının önünde birileri konuşuyordu:

              - Serhat ne oluyor, neden geldik  buraya?           

 - Eski mekanı polisler bulmuş, bu akşam baskın varmış. Orada mı kalsaydık bu kadar çocuk ve  onca parayla! 

- Haklısın peki şimdi ne yapacağız?

- Birkaç gün burada idare edeceğiz, ardından çocukları kontrol etmek için doktor gelecek, sağlam olanları götürüp işlerini bitireceğiz ve tüm bunlar olurken para da hesabımızda olacak.

- Hasta olanları ne yapalım?

- Onları bırakın burada gebersinler!

     Ve yine odalardan birindeydim. Birkaç çocuk odanın bir kenarında kıpırdamadan yatıyordu, diğerleri ağlıyordu. Göz kapaklarımın kapanmasına izin verdim.

            “ Kapıyı açık bırakmışlardı, koridora çıktım. Şanslıydım! Kimse yoktu. Koşmaya başladım, içerideki korumalar televizyondaki Fenerbahçe maçını takip ediyorlardı durup izlememek için kendimi zor tuttum.

              Bu benim fırsatımdı. Yavaşça kapıyı açtım, bahçede iki kişi vardı. Arkamı dönüp kontrol ettim, kimse yoktu. Koşarak bahçeden de çıktım.

             Yine bilmediğim sokaklardaydım. Bu sefer kaçmıştım, bilmediğim sokaklar özgürlüğümdü. Birden önüme  uzun boylu, esmer, biri çıktı.Kısa bir konuşmadan sonra isminin Erdem olduğunu öğrendim. Erdem, birden çıkmıştı karşıma. “Benimle gelmelisin” dedi.

- Sen kimsin?

- Senin kimden kaçtığını bilen biriyim.

- Bu cevap soruma yeterli değil!

- O zaman sana en baştan anlatayım.

‘’ Sekiz ay oldu sanırım bunlar beni de aldı.  Zor da olsa kaçmayı başardım. Bir önceki evi polise ben ihbar ettim. Sonra sizi takip ettim,  emin ol içerideki herkesi kurtaracaklar.  Umarım seni korkutmamışımdır.’’

       Kendimi cesur göstermeye çalışarak cevap verdim:

- Hayır, korkmadım. Ben de başardım kaçmayı, fakat şimdi ne yapacağımı bilmiyorum?

- Merak etme, sana yol göstereceğim.”


   Kapının gürültülü sesiyle uyandım. Ne yani tüm bu olanlar rüya mıydı? Kaçmıştım ve bu sefer gerçekten başarmıştım; fakat hepsi rüyadan ibaretti. Kapıdan içeri giren Çınar’dı.      Duyduklarımı ve rüyamı anlattım ona. Bir süre hiç konuşmadık. Söylediklerimin etkisinde kalan Çınar sessizce etrafı izliyordu, bu sefer kendi sessizliğini bozdu:

- Organlarımız sağlam da olsa çürük de olsa bizi öldürecekler, dedi ve yıldızların sessizliğine gömüldü.

Haklıydı… 

       Sabahın ilk ışıklarıydı ...Hava toprak rengiydi, kara bulutlardan düşen damlalar rüzgarın hiddetiyle savruluyordu, gök yerden bir şeyler  almak ister gibi gürlüyordu, şimşekler ise tüm bu olanlara ışık tutuyordu.

                 İçimizden biri bağırarak kapıyı     yumruklamaya başladı.

- Arkadaşlarımın neredeyse hepsi öldü, bizi buradan çıkarman için daha kaç kişinin ölmesi gerekiyor? Devam edecek

# yol

18 Şub 2021 - 11:30 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.




Anket Covid-19 döneminde Söke belediyesi hizmetlerinden memnuniyet düzeyiniz nedir.