Nüktedan: Dini ve Siyasi Ayrışmalar (7)

Hz. Rasulûllahın yakın çevresi olan ashabı Mekke’den gelen Muhacirlerle, Medineli Ensar diye tabir edilen yerlilerden oluşuyor. Bu her iki gruptan her hangi bir sahabi, Kur’an’la ilgili Rasulûllahın elinde bir kitap olduğunu görmese veya bilmese ona inanır mıydı? Oysa, Nebi-Rasulün Vahiy suretiyle gelen Kur’an-ı bir takım nesneler üzerine yazdırdığı rivayet ediliyor, bunları nerede muhafaza ediyordu? Mekke’den, Medine’ye Hicretinde bunları kimlerin getirdiği bilinmiyor. Bu konuda herhangi bir rivayete rastlamadım. Rasulûllahın risaletinin 12 yılı Mekke’de geçiyor, bu süre zarfında birçok sure ve ayet nazil oluyor. Bunlar bir kitap hâlinde değil de Rasulûllahın kalbine vahyedilip ilka edildiği veya Cebrail vasıtası ile sesli okunup Rasulûllah ezberleyip sahabelerine yazdırdı deniyor. Lâkin o yazılı nesnelerin nerede olduğu meçhûl. Ama, kitabı yanından ayırmaması ve her zaman yanında bulundurması mümkün. Bir mü’min olarak ben böyle olduğuna inanıyorum ve Kur’an-ı Kerim Cebrail Aleyhisselâm tarafından Nebi-Rasulûllaha yazılı bir metin hâlinde kitap olarak ulaştırılmıştır. Zaten, daha önce de ifade ettiğimiz gibi Kur’an-ın kitap olarak indiğine dair 200’e yakın Ayeti Kerime Kur’an-ın içinde geçiyor. Rasulûllahın eşi Hz. Hafza validemizin evinde muhafaza edilen Mushafı Şerif hâlindeki Kur’an-ın bu olduğuna inanıyorum. Bu Mushaf, İslâm âleminin sınırları genişleyince Hz. Osman zamanında el yazısı ile çoğaltılarak Basra, Yemen, Suriye, İran ve Irak gibi feth olunup Müslüman olan ülkelere gönderilmiş. Dolayısıyla bu Mushaflar harekesiz, noktasız ilk hâlinin kopyası olduğu artık biliniyor.  4. Emevi Halifesi Mervan bin Hakem’in emri ile Genel Vali Yusuf es Sakafi Mâlûm kişilere bu mushafı noktalatıp, harekelendirdi. Kur’an-ın aslının üzerinde bu tasarruf, bir meâl niteliği oluyor. Sonra da bu meâl devletin eliyle çoğaltılarak ülkeye dağıtılıyor. Ama, bu meali bir çok âlim kişi, başta Mezhep İmamları olmak kaydı ile kabul etmiyorlar ve şiddetle karşı çıkıyorlar. Lâkin, karşı çıkanlar susturuluyor.

Bu konuda en büyük rolü de Vali Yusuf es Sakafi ismi ile maruf kişi üsleniyor. Dolayısıyla 4. Halife olan Mervan bin Hakem’e itaat etmeyen yüzlerce Sahabenin canına kıyıyor. Zalimliği ve caniliği ile ün yapıp, halk arasında Haccacı Zalim diye anılıyor. Hatta, zulmünün derecesinin tasvirinde şöyle bir fıkra şüyu buluyor. Katlettiği Sahabilere katletmeden önce soruyormuş “Ben âlimmiyim, zalimmiyim?” Âlimsin diyenleri de, zalimsin diyenleri kılıcıyla katlediyormuş. Bu caniliğini nerede olursa olsun, isterse mescidin içinde olsun yaparmış. Bir gün yine mescidin birinde, önceden takip ettiği bir Sahabiyi duvara dayanmış hâlde görüp yanına varmış, herkes onu görünce ayağa kalkmış, Sahabi kalkmamış, tekmeleyerek “görmüyor musun herkes ayağa kalkıp bana saygı gösteriyor, sen ne kalkmıyorsun” diyor. Sahabi burası mescit, burada ancak Allah’a ayağa kalkılır demiş. Haccac, ben kimim bilmiyorsun anlaşılan demiş ve sana bir sualim var, eğer bilirsen kurtulursun, bilemezsen kelleni alırım demiş ve o meşhur sualini sormuş: Ben Yusuf es Sakafi zalim miyim, alim miyim demiş. Sahabi, gayet sakin “Sen ne âlimsin, ne zalimsin, sen bu mü’minlerin başına bir zulümsün demiş.” Bu cevabı alan haccacı Zalim, rivayete göre hem o Sahabiye dokunmamış ve hem de kendisi zulmünden vazgeçmiş. Çok yıllar önce bir kitapta bu fıkrayı okumuştum. Bu, Yusuf es Sakafi isimli Haccacı Zalim, daha başka çok zulümler işlemiş, ileri doğru yeri geldikçe onlara da değineceğiz. Ancak, Kur’an-ın asıl metninin üzerine o tasarrufla yapılan meâl, Kur’an-ın aslı gibi kabul edilip insanlığın eline verilmiş ve aslını unutturur bir itibar görmüş ve görmeye de devam ediyor. Zamanla o meâlin üzerine başka düzenlemeler yapılmış, meselâ ayetlere bölünmüş, ayetlere secaventler konulmuş, ayet sonları şiirimsi bir şekilde seslendirme ahengiyle süslenmiş. Ayetlere ve surelere nüzul sıralaması getirilip, önüne veya arkasına rivayetler eklenmiş. Bütün bunlar Kur’an-ın okunup, öğrenilmesinde kolaylık olsun diye yapıldığı kayıtlara geçilmiş. İnsanlarımız da bunlara inanmış, kutsamış ve bu anlayış ve inancını sürdürmektedir. Dolayısıyla bu meâlin üzerine meâller yapılması devam etmiş ve devam etmektedir.

Bu sürecin en hareketli zamanı Emevi Devleti ile Abbasi Devleti döneminde yaşanmıştır. Özellikle Abbasi Halifeleri Me’mun, Harunu Reşit ve Mutasım zamanları en hararetli dönemlerdir. Örneğin, Mezhep hareketleri, tasavvuf-tarikat hareketleri, ikisinin arasında birbirlerinden etkilenerek dinde ekolleşme hareketleri. İmanda, amelde, hukukta, sosyolojik ilişkilerde, bilimde, felsefede, bunların fikirsel yönünün sistemleşmesi ve kurumsal hâle getirilmesi olarak bu süreç devam etmiş. Bu gelişmeler esnasında Devlet tarafından desteklenen bir Beytül Hikme oluşumu var. Burada çeşitli ülkelerden kitap toplama ve o toplanan kitapların bir çoğunu tercüme etme, Arapça veya Türkçeye çevirme, genellikle de Arapçaya çeviri daha çok oluyor. Farsçaya çeviriler yapılıyor, Farsçadan da Türkçeye çeviriler yapılıyor. Bu arada işinin uzmanı olanlar, toplanan eserlerde yanlış, hata ve eksikler varsa düzeltilip tamamlanıyor ve yeni bir keşif ve buluşlar varsa onları da ilâve ediliyorlar. Tabi, müstakil eserler telif edenlerde var, ancak bu çalışmalar yapılırken dîni literatüre bazı milletlerin kültürleri içinden güzel görülenler dahil ediliyor. Bunlara detaylı olarak daha sonra gireceğiz. Şimdi Emevi Halifesi Mervan bin hakem zamanına ve onun Genel Valisi olarak atadığı Haccacı Zalimle beraber işledikleri zulüm ve melânetliklere bakacağız. Önce dördüncü Halife Hz. Ali’nin şehadetinden sonra idareyi siyasi oyun ve entrikalarla ele alan Muaviye, oğlu Yezit’e gelmeden kafamı kurcalayan ve kalbimde bir ukde olarak yer eden olaylarda Kur’an-ın merkezde olmayışına dikkat çekmek istiyorum. Oysa, bütün meselelerin çaresini arayacağımız Kur’an-ı Kerimdir. Ama, öyle yapılmıyor, meselâ ilk halife Kureyşten olacak deyip Kureyşten olan Hz. Ebubekir seçiliyor. Kur’an da böyle bir hüküm yok. Halife olan Hz. Ebubekir, Kur’an da kadınların beyat etme hükmünü kaldırdığını söylüyor. Sonra dinden dönenlerle ve dînin bazı hükümlerini yapmayacağını söyleyenlerle, dinde olmadığı halde savaşıyor. Kendisinden sonra Hz. Ömer’in halife olmasını tembihliyor. Hz. Ömer Halife oluyor, oda kendisinden sonrası için Muhacirlerden Kureyş’ten 6 kişilik bir kurul belirliyor ve Halife seçimini onların oy çokluğuna havale ediyor ve onlarda Kureyş’ten Hz. Osman’ı seçiyorlar. Ama, bütün bu icraatlarda Kur’an-ın gündeme geldiği görülmüyor ve böyle bir rivayette yok, işte bu Kur’an-ı merkeze almadan yapılan işler insanı düşündürüyor!  LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# Allah

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?