Cuma Sohbeti : Yeni Bir Çevreye Uyum Sağlamak

İlkokulu 6 yılda bitirdim, birinci sınıfı iki yıl okudum. Pek başarılı bir öğrenci değildim, diplomamı iyi derece ile aldım. Zor bir ortamda okudum, okul evimize 2 km’ye yakın bir uzaklıkta idi. Okula anam veya babamla değil arkadaşlarla beraber gider gelirdik. Soğuk ve yağmurlu havalarda sıkıntı çekerdik, iki yılda geçtiğim birinci sınıfı nasıl okuduğumu bilmiyorum. Sadece iri-yarı bir öğretmenim olduğunu hatırlıyorum, bir de hastaymış ziyaretine gittiğimiz Mehmet Karakafa adında bir arkadaşımı unutmadım. Bundan sonraki sınıflarda birlikte sıralarda oturduğum arkadaşların bazıları ve öğretmenlerimin simalarını ve isimlerini dahi unutmadım. 4’ncü sınıf öğretmenim bana tarihi sevdirmişti. Adı İsmail Hakkı, köylümüzdü, halk arasında Topal Muallim diyorlardı. Osmanlı döneminde Suriye’de Şam’da Medresetül Nevvap adında, şimdiki tabirle Yüksekokul veya Enstitü ayarında bir okulda okumuş. 1. Dünya Savaşı sebebiyle okul kapanmış ve 3’ncü sınıftan ayrılmış. İyi bir dîni eğitim de aldığından Müftülük yapacak kapasite de imiş. Ama o Milli Eğitim de öğretmenliği seçmiş. İyi bir eğitimci idi, çok güzel bir ders anlatışı vardı, Yavuz Sultan Selim’in 8 yıllık padişahlık dönemini, Trabzon’daki Şehzadeliğinden itibaren anlatmıştı. Beni çok etkiledi, hâlâ anlattıkları dün gibi hatırımda unutmadım. Onun vesilesiyle tarih merakım oluştu ve tarihle  ilgili çok kitap okudum, bu nedenle, özellikle kendi tarihimizle ilgili bilgim iyi sayılır ve hâlen okumaya devam ediyorum.

İlkokulun son sınıfında olsa gerek babam bir akşam yemeğinden sonra bana, mahalle camimizin imamı, yatsı namazından önce gençlere ve çocuklara camide namaz surelerini ve namaz kılma dersleri vermeye başlayacağını söyledi. Yarın hazır ol akşam namazına beraber gideceğiz dedi. Devresi günü de aldı götürdü. Hocaya teslim etti, sonra düzenli olarak ben her gün akşam bu derslere devam ettim. Kıştı, hava soğuktu ve caminin tabanı tahta olmadığından altımızda bir hasır ve kilim vardı onun üstüne oturuyorduk ve tabi üşüyorduk. Hoca mihrapta oturuyor, biz onun etrafına yarım daire oluyorduk. Caminin içinde dağınık bir şekilde kurban derileri vardı, erken gelen derinin en tüylüsünü kapardı. Euzü besmele ile Sübhanekeden başladık. Çok öncelerden babam kendi bildiklerini bize öğretmeye çalışıyordu. Bende namazda okunan bazı dua ve kısa sureleri öğrenmiştim. Akşam namazını kılınca hocamız dışarı çıkmadı, dışarıda cemaatin çıkmasını bekleyen bizler, son kişiler çıkmadan içeri doluştuk. Mihrapta oturan Hoca, şöyle karşıma gelin bakalım önce bir tanışalım dedi. Hocanın iki oğlu da vardı, kaç kişi olduğumuzu hatırlamıyorum, çok kalabalık değildik, Hocanın önüne sıraya dizilip diz çöküp oturduk. Hoca, sağdan sırayla adın soyadın ve kimin oğlusun söyle ve ne biliyorsan oku bakalım seni bir dinleyelim diyerek derse başladık. Hepimiz heyecan içinde idik.

Hocamız 1936 Bulgaristan muhaciri idi ve memleketinde Osmanlı tedrisat sisteminde Rüştiye okulunu bitirmiş, Türkiye’ye geldiğinde ilk zamanlar ilkokul öğretmenliği yapmış. Sonra öğretmenliği bırakıp İmamlığa geçmiş, iyi bir insan, iyi bir eğitimci ve halkın saygı gösterdiği sevilen bir kişiydi. Yani, bu konuda tecrübesi olan bir eğitimci idi ve çocuklara şefkatle davranıyordu. Elinde kısa ince bir sopası vardı, o sopayla veya tokatla kimseye vurduğunu görmedim. En kötü sözü “Hımar herif kulaklarını aç” diyordu. Camide başladığımız ilk ders iyi geçti, herkes gibi bana sıra gelince bende, kendimi takdim edip bildiklerimi okudum ve ilk dersimi aldım, yarın akşam Ettehiyyatü’den başlayacağım. Dersten gelince durumu babama anlattım, iyi, çok güzel, devam et dedi ama beni çalıştırmadı. O kışı öyle geçirdik, ben Namaz sureleri diye tabir edilen kısa on sureyi ve diğer namazda okunan dualarla beraber ezberledim. Namaz kılmayı ve 32 Farzı’da öğrendim, camide ezan okuyor ve müezzinlikte yapmaya başladım. Özellikle arkadaşlar ezan okumada yarışıyorlardı, ezandan beş on dakika önce minareye çıkıp ezan vaktini bekleyenler oluyordu. Benim gür bir sesim olmadığı için bu yarışmaya pek katılmıyordum, ama ezber derslerde en ön sıradaydım desem sanırım yalan olmaz. Haftaya devam etmek ümidiyle hoşça kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?