Nüktedan : Dini ve Siyasi Ayrışmalar (8)

Arabistan tarihi, dini ve siyasi açıdan enteresan olaylar yumağı bir hikâyeler manzumesidir. Bu konu genelde iki koldan kayıt altına alınmış yaşam şekilleridir. Ancak, bunların her birisi kendi içinde eleştiriye müsait sayısız olaylar zincirini oluşturuyorlar. Bunun için mi bilmiyorum, bazı ilim ve bilim insanları tarihi müstakil bir bilim olarak kabul etmemişler. Biz o konulara girmeyeceğiz ve detaylara da inmeyeceğiz. Elli yıldır okuyup öğrenip idrak edip anladıklarımızı dile getirmeye çalışacağız. Bu çalışmamızda bir takım meseleleri ana başlıklar hâlinde sunup kaynak aldığımız Kur’an-ı Kerime arz edip temellendireceğiz. İki ana başlık olarak ifade ettiğimiz konunun bir yönü, Allah’sız bir anlayışla dünya tarihi yazanlar. Bunlar merkeze Allah’ı koymamışlar, kendi insani bilgileriyle önü-sonu sabitesiz bir tarih yazmışlar. Diğer tarafta din anlayışıyla Allah’ı merkeze alarak tarih yazanlar da, Allah’ın her şey bu kitapta var dediği, Kur’an-dan kaynaklanan bir sabiteye dayanarak din tarihi yazmamışlar. Meselâ, bilimi merkeze alanlar, bunun Allah’ın bir sıfatı olduğundan yoksunlar ve muğlâk, sabitesiz bir varlık teorisi ve insanın varlığını evrim hikâyesi adı altında birtakım varsayımlara dayandırıp meçhule bırakmışlar. Din adına tarih yazanlar da, din tarihi veya dinin tarihi diye yazmamışlar, dinler tarihi diye yazmışlar. Onu da İsrailiyat hikâyeleriyle, yorum ve hurafelerle doldurmuşlar. Dînin kitabı Kur’an-ı esas alıp, Tevhid merkezli Allah hükümranlığına sabitlenmemişler. Şimdi bu gerçeklerden hareketle saadete gelirsek, Nebi-Rasulümüz Hz. Muhammed Aleyhisselâm Kureyş Kabilesinin Haşimi kolundan, yine o kabileden bir de Ümeyye kolu var. Bu kollar arasında geçmişe dayanan anlaşmazlıklar vardır. Haşimi kolu Nebi-Rasullere dayanıyor, Ümeyye kolu da liderlik, idarecilik ve topluma iktidar olma geleneğini hırsla sürdürenlerdir. Her yönü ile insanlara hükmetme karakteri ve ihtirasında olanlardır. Nitekim tarihte bunun örnekleri çoktur. Hatta, Rasullüğün  kendilerine verilmediği hasedinden Hz. Muhammed’i öldürmeye bile kalkmışlardır. Bu düşmanlığa belirgin bir işaret olarak Ümeyye Oğullarından Ebu Süfyan’ın karısı Hint’in, Uhut savaşında işlediği şen’i ve iğrenç olay örnek gösterilebilir. Bu savaş Ebu Süfyan’ın komuta ettiği ordu ile Hz. Muhammed’in komutasındaki ordu arasında oldu. Bu savaşta Nebimizin Amcası Hz. Hamza, Vahşi adında bir köle tarafından şehit edildi. Hint kölesi Vahşi’ye azat edilme mukabilinde, bu katliamı yaptırıyor. Hint, şehit olan Hamza’nın karnını yarıp, kalbini çıkarıp kemiriyor. Caniliği görüyor musunuz? Düşünün ve ne kadar bir hınç, kin ve ihtiras içinde olduklarını anlayın!..

Mekke’nin fethinde bunlar Müslüman oluyor, ama Ümeyye oğullarının samimiyetine birçok Müslüman inanmamıştır. İnanmamalarına şahitlik çok gecikmemiştir. Çünkü, Ebu Süfya’nın oğlu Muaviye bir takım entrikalarla, Halifeliği elde edip Emevi Devletinin temelini bunların üzerine atmıştır. Oğlu Yezit’le çok Müslüman’ın kanına girmiş, birçok Sahabenin de katline vesile olmuştur. Yezit’ten sonra oğlu 2. Muaviye tahta oturup halife olmuş, ama o ne babası ve ne de dedesi gibi olmamış, halim, selim ve dindar biriymiş. Bir gün Şam’daki Camii Kebirde, bütün emevi ekabirinin olduğu bir ortamda minbere çıkıp ağlayarak bir Hutbe okuyor ve “Ben evlâdı Rasule hakaret edemem ve kimseye sövdüremem” dedikten sonra halifelikten istifa ettiğini söylüyor ve 40 gün sonra da ölüyor. Ondan sonra bu hengamede birde Mervan bin Hakem’in çok kısa bir hilâfet  dönemi var üç ay kadar sürüyor. Sonuçta tahta Abdülmelik bin Mervan oturuyor. Bu dengesizlikler ortamında halk zaten bir Emevi zulmü hoşnutsuzluğu yaşamaktadır. Müslüman halk  Emevi halifelerinin işledikleri birçok cürüm ve cinayetleri içine sindirememiştir. Bu noktada ortaya çıkan Zübeyr bin Avam’ın oğlu, Abdullah bin Züber’e Müslüman halk biat ediyor ve onun önderliğinde toplanıp, başta Halife Yezit olup diğer halifelere karşı da savaşıyorlar. Bu mücadele döneminde Mekke, Medine başta olmak kaydı ile birçok yer Zübeyr bin Abdullah’ın komutası altına giriyor. Bu dönem dokuz yıl sürüyor, bu süreçte Abdülmelik bin Mervan, ülkeyi tamamıyla kontrolü altına almak için, mücadele ederken çok cinayetler işliyor ve çok büyük yanlışlar da yapıyor. Meselâ, Zübeyr’in kontrolü altında olan Mekke’yi mancınıklarla taşa tutuyor, Kâbe’yi yıkıyor, Medine’yi talan ediyor, askere bir hafta içinde her şey serbesttir deyip, yapılmadık iğrençlikler ve çirkinlikler bırakılmıyor. Zübeyr savaşı kaybediyor, Abdül Melik bin Mervan taraftarı bir asker Zübeyr’in başını kesip Haccaca teslim ediyor, Haccac da o başı Başkent olan Şama gönderiyor, cesedi de şehir meydanın da bir hafta asılı tutuyor. Bu olaydan önce Mervan bütün ordu komutanlarını toplayıp, Mekke’ye yapılacak müdahaleyi teklif ediyor, hiçbir tanınmış komutan kabul etmiyor. O zaman pek ismi-cismi bilinmeyen Haccac Yusuf es Sakafi kabul ediyor. Dolayısıyla, Kâbeyi taşa tutup harabeye çeviriyor ve daha pek çok şen’i ve iğrenç işleri yapan bu Haccac, Zalim unvanını alıyor. Sonra Mervan’ın bir numaralı adamı oluyor. Ama o bununla da yetinmiyor, gözü çok yükseklerde ve son zaman halifeliğini bile ilân ediyor. Lâkin, her zalim gibi onun da sonu geliyor ve öldürülüyor.       

İşte o meşhur Emevi Halifesi Abdül Melik bin Mervan öyle kötü iş ve yanlışlar yapıyor ki uzantıları zamanımıza kadar geliyor. Bu yönde bizim bazı âlim ve ulemamız, bu çirkin ve zalimlikleri yumuşatmaya kalkmışlar, bazılarının üstünü örtmüşler, bazılarını da nedense anlamak mümkün değil kutsiyetlik izafe ederek Müslümanlar’a sunmuşlar, dolayısıyla bu yanılgılar zamanımızda bile kutsallığını koruyup İslâm âlemine problem olmaya devam etmektedir. Meselâ, Abdül Melik bin Mervan döneminde bir süre Kâbe Zübeyr bin Abdulah’ın himayesi ve kontrolünde idi. Haccetmek için Abdülmelik bin Mervan Kâbe’ye gitmeye izin vermiyor ve yasak ediyor. Buna alternatif Kudüs’te Kâbe makamına kaim bir kâbe inşa ettiriyor ve Müslümanları buraya hacca gitmeye zorluyor. Buna kutsiyet kazandırmak için de Rasulûllaha ithafen hadisler uyduruluyor. Örneğin Rasulûllah “Burayı ziyaret edemeyenler hiç değilse kandillerine yağ göndersinler” dediğini rivayet ediyorlar. Daha sonra bu iddiayı Miraç olayı ile de ilişkilendirip destekliyorlar. Oysa bütün bunlar gerçekle alâkası olmayan sonradan ihdas edilmiş  bidatlerdir. Ama, az okuyan, sorgulamayan ve araştırmayan bir toplum olduğumuzdan daha çok kulaktan dolma hikayelerle yetiniyoruz. Bazı okuyup araştıran insanlarımız da, ne akla hizmettendir bilmiyorum gerçeklerin üstünü örtmüşler veya bir takım yorumlar yaparak, olayları farklı noktalara kaydırmışlar. İşte böyle ortamlarda yapılan bazı çalışmalar da birilerinin zihniyetine hizmet olmuştur. Öyle ki, yapılan o gayri meşru icraatlara, düşünce ve inançlara destek vermek ve meşruiyet kazandırmak amaçlanmıştır. Bir yanlışı doğrusuyla düzeltmek varken, başka bir yanlışla varlığı korunarak sürdürülmüş ve insanlarımız da bunlara gerçekmiş gibi sarılmış ve yürürlükte kalmasını sağlamıştır. Emevi Devleti Halifeleri bu konunun öncüleridir. Çok azı müstesna, genelde hükmetmek, iktidarda kalmak, heva ve heveslerini tatmin etmek için el attıkları her şeyi kendi lehlerine ve istifadelerine kullanmaktan nedense hiç çekinmemişlerdir. Bunlar böyle yapmakla sadece kendilerine hizmet etmiş ve dünyevi çıkarlarını korumuş ve korumak için Kur’an-ı ve Hz. Rasulûllahı da emellerine âlet etmişlerdir. LEBİD 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?