Nüktedan : Din ve Siyasette Ayrıştırmalar (9)

Arabistan yarımadası insanlığın anayurdu ve bütün dünyaya/yerküreye yayıldığı yerdir. İlk mabedin yapıldığı Kâbe’nin, insanlığın dünyada toplanma merkezi kılındığı ve dinde Tevhid’in sembolize edilip tek Kıble olduğu Kur’an da bildirilmektedir. Yüce Allah biz insan türünü de orada yaratıp, oradan dünyanın her yerine dağıtmış. İlk Nebi-Rasul Âdem orada, ilk din ve kitabı Kur’an biz insan türüne orada inzal edip ulaştırılmış, verilmiştir. Rabbimiz Kur’anın da böyle diyor, Hz. Âdem’le başlayan Nebi-Rasuller soyu, Hz. Muhammed’le son bulmuş, ama insanlık türü son saate (Kıyamete)kadar devam edecektir. Bu sürecin kesin tarih olarak ne zaman başladığı ve ne zaman son saatin geleceği belli değil, onu da Allah bilir. Bu süreç içerisinde neler olup bittiği, nasıl ve ne kadar medeniyetlerin gelip-geçtiği de bilinmiyor. Rabbimiz onların izlerini ve harabelerini bizlere ibretler alıp, dersler çıkarmamız için yerlerini işaret edip gösteriyor. Buralarda çalışmalar yapmayı bize hatırlatıyor. Bunları, Kur’an’da Nebi-Rasullerin Kıssaları olarak kaydedip bildiriyor. Dolayısıyla elimizde tek din kitabımız olan Kur’an-ı Kerimde, bunlarla beraber biz insanlar için ne gerekiyorsa hepsi yeteri kadar vardır diyor. Burada yeri gelmişken çok önemli bir noktaya değinip vurgulamak istiyorum. Bu, özellikle benim için çok ciddi bir önem arz ediyor. Aslında bu yazı dizisine başlamamın ana nedeni de budur diyebilirim. Evet, 80 yaşındayım, 60 yıldır bu konuda kitaplar okuyorum, okumaktaki esas amacımda bilgi edinmektir. Tabi, edindiğim bilgilerin doğru olması amacım olduğundan araştırıyorum. Bu alanda, özellikle dîni konu birinci sırada geliyor. Diğer alanlarda da okumalarım olmaktadır, ama önceliğim dindir. Bu  konuyu uzatmak istemiyorum, şimdilik bu kadar bir girişi yeterli sayıp =ilerde yine bu alana gerektiğin de döneriz= şimdi esas değinmek istediğim önemli noktaya gelmek istiyorum. Geçmişte okuduğum dîni kitaplardan edindiğin bilgiler beni konuyla ilgili intibaha ve tatmine tam ulaştıramadı. Bu nedenle, aklen, kalben ve ruhen bir türlü tereddütlerden  kurtulamadım. Elbette, din adına birçok şey öğreniyordum, ama ifade ettiğim esas maksada bir türlü ulaşamıyordum. Sevip, saydığım ve samimiyetine güvendiğim bir arkadaşımın “Birde Ramazan Demir diye bir kişi var, onun internette videolarından izle” dedi ve WhatsApp’tan bana bir videosunu göndermiş, onu izledim, dinledim ve daha başkalarını da internetten takip ettim. Allah razı olsun, din adına benim tereddütlerimi ve kuşkularımı izale etmekte önemli mesafe almamı sağladı.

   Kutsal kitabımız Kur’an-ı ve ayetlerinin ne olduğunu, anlamı ve amacını anladım, idrak ettim ve imanım tazelenip güçlendi. Bütün kalbimle mutmain oldum, Allah değerli kardeşim Ramazan Demir’den ve çalışmalarından razı olsun. Yüce Allah bu yolda ufkunu genişletip aydın etsin ve ekibiyle birlikte Rıza-i Bari için yaptıkları çalışmaların da ilmini ve hikmetini yüce kılsın. İnternetten çalışmalarını gücüm ve imkânlarım nispetin de takip ediyorum. Yüce Rabbim çalışmalarını başarılı ve bereketli etsin ve Zatını da mağfur eylesin. Evet, işte bu çalışmalardan öğrendiğim, anladığım, idrak edip inandığım meseleleri, mümin kardeşlerimin de öğrenmesi için, satırdan satırlara, akıldan-akıllara, kalpten kalplere Allah rızası için ulaştırmaya çalışıyorum. Bütün bunlarla ilgili yararlandığımız kaynak Kur’an’dır bunu unutmayalım. Çünkü, bizim din kitabımız o, ondan başka yedek, ilâve, yardımcı ve destek başka bir dîni kitap kabul etmiyor ve ihtiyaç da duymuyorum. Zaten takip edenler biliyor, daha öncede değindim, bu temel kaynağımız ve başvuru merciimiz Kur’an, daha önce dört Halifeden sonra bazı ellerle üzerinde çalışmalar yapılmış. Bunun iyi niyetle olduğu, Müslümanlara okuyup anlamalarında yardımcı olmanın amaç edinildiği, ulemamızın bazıları tarafından ifade ediliyor. İyi de; okuyup öğrendiğimiz de görüyoruz ki, pekte öyle iyi niyetle ve dedikleri gibi fayda sağlamakla alâkası olmadığı belli oluyor. Aksine, maksatlı ve bir takım hesaplı yapılan müdahaleler olduğu anlaşılıyor. =İlerde sırası geldikçe detaylarına ineceğiz= Meselâ, Hz. Osman’ın katlinden sonra başlayan iktidar meselesiyle ilgili siyasi ayrışmalar, farklı görüşlerini dine dayandırmak için Kur’an-ın aslına yaptıkları tasarruflar. Kur’an-ı noktalama ve harekeleme çalışmaları ve bu suretle bir Kur’an meâli oluşturmaları. Dolayısıyla, siyasi görüşlerini de bu meale dayandırmaları sayılabilir. Devrin ulemasının bir çoğu da bu oldu bittiye ses çıkarmamış. Gerçi, ses çıkaranları da rahat bırakmamışlar, yaptıkları işkencelerle sindirmiş veya şehit etmişler. Meselâ, Mezhep İmamlarına yaptıkları bu konuda örnek verilebilir. Başta İmamı Azam Ebu Hanife, Abbasi Halifesi tarafından kendisine verilen görevi kabul etmiyor ve hapiste ölüyor. Esas meselenin ne olduğunu, işinin uzmanı diye bildiğimiz Ulema, Müçtehit, Müceddit ve Kutbu Azamlar biliyorlar, ama gerçeklerin üzerine yatmışlar ve örtmüşler. İmamı Azamın görevi kabul etmeyişini, halifenin zalimliği, adaletsiz idaresi üzerine atmışlar. Lâkin, Halifenin bu adaletsizliği ve zulmü neye ve nereye dayanıyor, bunu ap-açık belirtmemişler ve açıklamamışlar.               Allah Rasulünün vefatından hemen sonra kavmiyetçilik başlamış, iktidar ve hakimiyet hesabının peşine düşülmüş, eski cahiliyet saplantıları öne çıkmaya başlamış ve sonuç Evlâdı Rasule düşmanlık oluşturulmuş ve alenileştirilmiştir. Hilâfette iktidarı ele geçiren Ümeyye Oğulları, dîni kullanıp, siyasetlerine âlet edip Cuma namazların da Evlâdı Rasule hakaret etmeye başlamışlar ve bu iğrenç sataşmayı Halife Ömer bin Abdülaziz’e kadar sürdürmüşler. Bunların bu ifratına karşılık bir diğer siyasi grupta, Evlâdı Rasulü savunma noktasında tefrite düşmüştür. İslâm tarihçileri ne hikmetse bu grubu Şia diye isimlendirirken, diğer hilâfette olan karşı grup Ümeyye Oğullarının bu noktada nerede yer aldıklarına  değinmemiştir. Bu konuda dîni kullanıp siyaseti öne çıkaran Muaviye’yi Hazret sıfatıyla yad etmişlerdir. Nereden bulup ortaya çıkardıkları bilinmez, Hz. Rasulûllahı dünya gözü ile bir sefer gören bir Müslüman Sahabe kutsiyeti kazanıyor. Buradan yola çıkıp Muaviye Hazret unvanına sahip oluyor. Evlâdı Rasule ve sayısı belirsiz Sahabeye yaptığı zulüm, kıtâl ve haksızlıklar, Rasulûllahı bir sefer dünya gözü ile görmesine feda edilmiş. Böyle saçmalık olur mu? Evet, gerçekleri örtmek, yapılan haksızlıkları görmemek ve göstermemeye çalışmak, bunu dinde bir suç kabul etmeyip, insanlardan saklamak ve saklamaya çalışmak, dîne nasıl bir hizmettir anlamak mümkün değil! Bundan Müslümanların paramparça olmalarına sebep olan bu zihniyeti savunmak, Müslümanları ve bütün insanları bu zihniyete karşı uyarmak ve uyandırmak en büyük cihat olsa gerektir diye inanıyorum.  Dünya da Müslümanların, bu hâlini görüp te hâlâ yanlışlarda direnmek, kime ne kazandırmış oda ortada. Evet, Üçüncü Halife Hz. Osman’ın şehit edilmesiyle İslâm da başlayan ayrışmalar, Muaviye’nin el altından bu ayrışmaları desteklemesi ve sonra kendisinin çıkıp Hilâfete soyunması, ayrışmanın en etken noktasıdır. Ümeyye Oğulları ile Haşim Oğulları çatışması, Hz. Hüseyin’in Kerbelâ da katliyle zirveleşip, Ümeyye oğullarına siyasette ve iktidarda hakimiyeti tam olarak sağlamış olması düşündürücü değil mi? Bu zihniyet tarihi süreçte ufak çapta bazen inkitaya uğrasa da, genel süreçte hakimiyetini hep sürdürüp asırlarca devam ettirmiştir ve şu anda dünyadaki İslâm âlemi de buna şahittir. Şimdi bu hengamede gerçeği savunanlar azınlıkta olsalar da, hakkı-hakikati haykırmaya devam etmeleri iyi ve doğru bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Umarım, inşallah yararlı olacaklardır. LEBİD         

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?