Nüktedan : Dinde ve Siyasette Ayrıştırmalar (10)

Sosyal varlıklar olarak yaratılan insanlar cemiyet hâlinde yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk da belirli kurallar ve yasalar çerçevesinde organize edilip siyasi bir grup tarafından yönetilir. Yönetilen toplumu oluşturan insanların da birlik ve beraberliğini sağlayan bir takım ortak değerleri vardır. Bu temel niteliğinde olan değerleri de, din, dil, tarih ve kültür olarak ifade edebiliriz. Dolayısıyla toplumun önüne düşen yönetici kadro, bu değerlere sadakat çerçevesinde o toplumu yönetirler. İşte buraya kadar özetlemeye çalıştığımız hususlar bir toplum veya bir devlet için olmazsa-olmaz değerlerdir diye düşünüyorum. Çünkü bu kurallar ve değerler toplumda uygulanma noktasında esas önem arz ederler. Yöneticiler bu noktada, yönettiklerine karşı icraatlarıyla sınav verirler. Yönettikleri toplumun ortak kültürel değerlerinde, yasaların uygulamalarında ve ekonomik alanda dengeli ve istikrarlı, âdil bir yönetim sergilemeleri önemlidir. Çünkü topluma karşı başarılı oranlar bunlarla ölçülürler. Şimdiye kadar gelen insanlık tarihinde, bu değerler sistemi egemen olmuş. Ne var ki, geriye doğru baktığımızda tam manasıyla bu hususta ideal ve âdil uygulamalı bir sistem göremiyoruz. Ancak, bu ortamda en başarılı uygulamacılar peygamberler olmuştur. Genelde ise mutlaka bir tarafta zâfiyet, sapma ve dengesizlikler olmuş yöneticiler gerektiği gibi rol-modellik yapamamışlar. İşte bu süreçte, son peygamber olan Nebi-Rasul Hz. Muhammed Aleyhisselâm, insanlığın tek rol-modelidir. Allah’tan aldığı Vahiyle kendisine tabi olanları 23 yıl en âdil bir şekilde yönetmiştir. Elbette onun toplumu içinde de, ona kalpten bağlı olmayanlar vardı, gizliden-gizliye münafıklık yapanlar, ama Peygamberin âdil uygulaması karşısında susup seslerini çıkaramıyorlardı. Ne zaman ki, Peygamber vefatıyla aralarından ayrıldı, hemen seslerini duyurmaya başladılar. Oysa vefat eden Hz. Muhammed, insanları yönettiği Vahyi ilâhi olan Kur’an kitabını yanında götürmedi. Esas olan o kitaba uymak ve onu uygulamaktı. Lâkin o noktada sonrakiler, gerektiği gibi başarılı olamadı, isyanlar başladı ve Müslümanlar fırkalara ayrıldılar ve karşı rakipler oluşturdular.

     Hz. Muhammed Rasulûllahın ahlâkını, tavrı harekâtı ve davranışlarını eşi Hz. Aişe Validemize sormaya gelenlere, Aişe Validemiz “Siz Kur’an okumuyor musunuz?” sualiyle “Onun ahlâkı Kur’an idi!” cevabını verip, insanları Kur’an’a yöneltmiş ve ona uymalarını tembihlemiştir. Ama bu gerçeğin idrakine varamayan veya varmak istemeyen bir takım insanlar, onu dinlememiş Kur’an’dan kopmuş ve bu kopuşun Rasulûllahtan da kopuş olduğunun sapmasıyla şirke girmiş ve İslâm toplumu içinde fitne fücurlar oluşmuştur. O zamanın şartlarında çok az insanın elinde Mushaf hâline getirilmiş Kur’an bulunduğundan, insanları kandırmak, yalan ve dolanlarla aldatmak daha kolay olmuş. İşte bu gerçeğin odaklaştığı noktalarda elinde Mushaf bulunanların bazıları, siyasi ikballeri için oluşturdukları gruplarla dini, siyasi çıkarlarına âlet etmişlerdir. Dolayısıyla bazı ayrılıkçı siyasi =şimdiki tabirle= partiler/fırkalar, gruplar kurmuşlar ve o partilerin etrafında insanları toplayıp iktidar peşinde koşmuşlardır. Elbette böyle olmayan, dîni, siyasete âlet etmeyenler de olmuştur. Onlar da Kur’an hakikatlerini insanlığa ulaştırmak istikametinde çaba sarf etmişler. İnsanları doğru bir şekilde bilgilendirip yönlendirmek için hasbî olarak o yolda yürümüşler. Sonuçta Kur’an-a sadece Allah rızası için iman bilinciyle bağlanan müminler her zaman olduğu gibi azınlıkta kalmışlar, maddi çıkar ve iktidar hırsında olanlar çoğunluğu teşkil etmişler. Dolayısıyla, aralarında çatışmalar olmuş, kanlar dökülmüş ve ortak nokta olan Kur’an da buluşup birliktelik oluşamamıştır. O kadar hazindir ki, Rasulûllah vefat etmiş naaşı üç gün hanesinde tekfin ve defin işlemi için bekliyor. O “Anam-babam sana feda olsun! Canım sana feda olsun!” diyenler dışarıda iki grup olmuşlar=Muhacir ve Ensar= bundan sonra başımıza kim lider olacak tartışma ve seçim telâşındalar. Düşünün! Bu konuda Kur’an ne der anlamında kimseden bir ses çıkmıyor. Hemen kavmiyetçilik içgüdüleri harekete geçiyor ve Halife Kureyş’ten olacak ifadesiyle Hz. Ebu Bekir seçiliyor ve tartışma bitiyor. Ondan sonra Rasulûllahın tekfin ve defin işleri yapılıyor. Bu konuda da tartışmaya yönelik rivayet edilen birçok malûmat vardır, şimdi onlara girmek istemiyorum.

   Artık, Peygambersiz yeni bir dönem başlıyor, ama çok sürmüyor. Bir takım istifhamlar, gizli hesaplar, intikam ve istiraslar yavaş yavaş nüksederken, bazıları da için için kaynıyor ve zamanını bekliyor. Meselâ, Hz. Ebu-Bekir’in daha hilâfetinin ilk yılında irtidatlar/dinden çıkanlar, zekât vermek istemeyenler ve yalancı peygamberler türüyor. Bütün bunlar Kur’an-ı Kerim tap-taze ortada duruyorken oluyor. Hz. Ebu-Bekir’in Halifeliği zamanında Kur’an Mushaf hâline getiriliyor, ama nedense çoğaltılmıyor. Fethedilen yerlere gönderilen yöneticiler, ellerinde Kur’an-ı kerimle gitmiyorlar. Hz. Ömer’in Hilâfeti zamanında Medine’den taaa Kudüs’e varılıyor ve bu fetih hareketi durmadan hızla ilerliyor. Ama gariptir, bu fetih hareketini yöneten hiçbir fatihin elinde Mushaf haline getirilmiş bir Kur’an yok. Çünkü Hz. Osman’ın Hilâfeti zamanında Kur’an, Hz. Ebu-Bekir’den gelen tek nüsha Mushaf üzerinden beş nüsha olarak çoğaltılıyor, bunlar da farklı bölgelere gönderiliyor. Resmi müktesebat da böyle: İslâm Tarihi adı altında yazılan eserlerde ise, bazı kişilerin ellerinde kendilerinin Kur’an-ın inzali esnasında kaydettikleri, kendi elleriyle yazdıkları Kur’an nüshaları olduğu zikrediliyor. Meselâ, Hz. Ali, İbni Abbas, İbni Mesut, Muaviye ve Amr ibni As ve daha başkaları gibi. Bu süreçte Kur’an-ı harekeleyen Ebul Esved Eddüeli’nin Hz. Ali’nin talebesi olduğu iddia ediliyor. Bu olayın Emevi Halifesi Mervan bin Hakem zamanında Haccac Yusuf es Sakafi komutasında ve beş kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği de rivayet ediliyor. Hatta bu ekibin başında Hasan Basri’nin olduğunu da zikredenler var. Bu ekipte Kur’an-ı harekeleyenin Nasf ibnü Asım ve Basralı ibnü Ma’mer’in olduğu rivayet ediliyor. Âma olan Nasf ibnü Asım Kıraatı da bu düzenleme üzerinden oluşuyor. Aslında bütün bunlar ve daha fazlası araştırılması gereken konulardır. Kur’an-ın imlâsı üzerinde son düzenleme Halil İbnü Ahmet tarafından yapıldığı rivayet ediliyor ve H. 75 M. 791 döneminde yaşamış. Bu konu üzerinde kütüphanelerde eski yazı Arap harfleriyle yazılmış çok kitap, belge, risale ve eserler var. Bu konuda ekip halinde uzmanların çalışması lâzım. Gerçeklere ulaşmanın en doğru yolu da bu olsa gerektir diye inanıyorum. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?