Nüktedan : İnsanların Kur'an'la Olan Alakaları (12)

      Dünya, insanın Allah tarafından Halife olarak atandığı yerküredir, hilâfet bilinen hâliyle bir görev olduğuna göre, bu kürede insana verilen bir görevdir. Bu nedenle Yüce Allah, insanın bu görevi yürütebilmesi için ona bir talimatname vermesi gerekir. Nitekim vermiştir, bunu Kur’an-ın Bakara suresinin 33’cü ayetinden öğreniyoruz. Dolayısıyla bu görevin sorumluluk çerçevesini Kur’an-ın bütünü içinde görmek mümkündür. Bu görevin temel ilkeleri, Kur’an-ın Bakara suresinin 30’ncu ayetinden 39’cu ayetine kadar olan bölümde detaylarıyla ifade ediliyor. Bu hususta yine Kur’an-ın çok yerinde, açıklamalar, aydınlatmalar ve bunları akla havale edip, okunup anlaşılması için, idrak edilip dersler çıkarılması noktasında insanlar düşünmeye çağrılıyor. Aynı konuyla ilgili Kur’an da daha 6 surede bazı farklılıklarla beraber bilgiler verilmektedir. Şimdi burada şöyle bir durup, Kur’an perspektifinden geriye doğru bir bakalım. İnsanlığın ve özellikle de Müslümanların Kur’an-a yaklaşımları nasıl olmuş? Hz. Muhammed’in Risaletin delili olan, önce Arap yarımadasında ve sonra bütün dünyada bir devrim yapan Kur’an, İslâm Ümmeti’nin hayatında teorik ve pratik olarak nasıl yer almış irdeleyelim. Mevcut müktesebata baktığımız zaman Kur’an-ın, hayat adına yaşamı bayraklaştırdığını, bazı savaşlarda siyasi amaç dışında göremezsiniz. Yahudilik ve Hıristiyanlıktan alınan kutsallık ilkesi adıyla Kur’an “Kutsal Kitap” dokunulmazlığı adına el altından kaldırılıp, gözden  uzaklaştırılıp yükseklerde tutulmuştur. Öyle ki savaşlarda bile Kur’an sayfaları mızrakların ucuna ve gemilerin yelken direklerinin dikkat çeken yerlerine takılmış ve asılmıştır. Ha birde teslimi kalp ile teberrüken ölülere okunmuş ve güzel seslerle seslendirilmiştir. Hz. Rasulûllaha kitap olarak inen şekliyle hiçbir toplantıda veya herhangi bir plâtformda yer almamıştır. Aynı gelenek, tutum, tavır ve davranışlar halen devam etmektedir. O kendi görüş ve düşünceleriyle meşhur zevatlar, yaptıkları çalışmalarına toz kondurmayanlar bile, ne yazık ki böyle bir dürüstlük ve şeffaflık cesareti gösterip ve bir araya gelip “İcmâi Ümmet” kuralını sergileyemiyorlar. Üstüne üstlük birde kendisi gibi düşünmeyene ve kendisine övgü ve methiye düzmeyene sataşmaktan da geri durmuyorlar.

   Kur’an’la ilgili çalışmalar ve Kur’an-a karşı tavırlar ve savunmalarla ilgili Müslümanlar geçmişte ne yapmış ve şimdi ne yapıyorlar değerlendirmesine devam edeceğiz. Evet, 4’ncü Emevi Halifesi Mervan bin Hakem dedesi Muaviye’nin izini takip ederken büyük adımlar atmış ve bu adımlarını da sıklaştırmış. Bu yolda saltanatını, hakimiyetini ve otoritesini güçlendirmek için her şeyi kullanmaktan çekinmemiş. Ehli Beyt’e ve taraftarlarına olan düşmanlığını Cuma ve Bayram Hutbelerinde onlara hakaretten geri durmayıp, Cuma hutbelerinin okunmasını namazdan sonra iken, önceye aldırmış ve sürdürdüğü hakaretlerini cemaate zorla dinletmiştir. Bir taraftan bunu yaparken, diğer taraftan da Hz. Ali’nin talebesi olduğu rivayet edilen Ebul Esved Eddüeli’ye Kur’an-ı noktalama işini yaptırtmıştır. Kur’an-a ve Hz. Rasulûllaha olan bağlılığını bu tavrı hareketiyle tescillemek istemiştir. Dolayısıyla bu çalışmaya sıhriyet yoluyla Hz. Ali’ye yakın olduğu rivayet edilen Nasf İbnü Asım’a Basralı İbnü Ma’meri de dahil edip Kur’an-ın harekelenmesini yaptırmış.  Sonuçta bu çalışmayla ortaya bir Kur’an meali çıkmış. Ama buna Kur’an meali dememişler, Kur’an-ın Mushaf hâline getiriliş ifadesi kullanılmış. Yani, Hz. Ali’nin muhteremliğine! itibarlarından dolayı bu tasnifi yapmışlar. Mushaflaştırılan Kur’an-ı Kerim sonuçta temel kaynak kitap kabul edilmiştir. Elimizdeki Mushaf bu çalışmanın ürünü olduğu rivayet edilmektedir. İslâm tarihi, siyer ve Kur’an tarihi adına yazılan eserlerin tümü bu rivayet kültürüne dayanır ve tabi elbette eleştiriye açıktır. Lâkin bu bilgilerin kutsanma noktasına sokulduğunu da hatırlatmamız gerekir. Çünkü bırakın bu rivayete dayanan bilgilerin eleştirilme yasağını, bunlarla ilgili kitap yazanlar bile kutsanmaktadır. Mesela, bunlar görüş ve düşüncelerin de yanıldı iseler bir sevap, eğer yanılmayıp isabet ettilerse 10 sevap alıyorlarmış.

   Demek ki zarar eden yok, doğru yapan da kazanıyor, yanlış yapan da! Bu nasıl bir mantık Allah aşkına? Böyle olduğuna dair bunun bir belgesi var mı? Yok ama önemli olan iyi niyetli ve samimi olmaktır. Bundan dolayı olsa gerek, bu yolda olanların çalışmaları tartışma götürmez. Kur’an da var mı böyle bir ayet, bir delil ve bir işaret? Cevap hazır, her şey Kur’an da olmaz ki, Hz. Rasulûllahın hadislerine ve Sahabe-i kiramın görüşlerine bakacaksınız. Orada da yoksa müçtehitler, mezhep imamları ve müceddidler var. Hatta birde bunların hepsini sollayan tarikat şeyhleri, mürşitleri gavs ve kutupları var ki, Allah ehli imana selâmet versin. Evet, Yüce Allah ben Kur’an da hiç bir şeyi eksik etmedim diyor. Lâkin hesap başka ve amaç farklıdır, sen Hz. Peygamberin sünnetini inkâr mı ediyorsun? Sonra, sen kimsin ki o mübarekler hakkında aykırı söz söylüyorsun? İşte, esas meselenin en önemli noktası, Allah biz insanlara dînin İslâm olduğunu ve bu dînin de kitabının Kur’an olduğunu bildiriyor. Rasulü/Elçisi Allah’tan aldığı bu kitabı insanlığa tebliğ ediyor ve oda dini bu kitaptan öğreniyor ve insanlığa öğretiyor. İnsanları bu kitaba uymaya ve uygulamaya çağırıyor. Yani, din Allah’ın, kitap Allah’ın, ben Allah’ın bu kitabının size tebliğcisi, duyurucusuyum, ben elçiyim-elçi diyor. Ben hüküm koyucu değilim, Allah’ın koyduğu hükümlerin size duyurucusu ve açıklayıcısıyım diyor. Diğer zevata gelince, onlara zaten o hükümlere uyup-uygulamaktan başka bir şey düşmüyor. Ama nedense, Allah’ın dinin de hüküm koyma hakları varmış gibi, kendilerini takdim etmeleri veya birileri tarafından böyle vasıflandırmaları söz konusu oluyor. Oysa Yüce Allah El Hakka suresi 44 ve 47’ci ayetlerinde şöyle buyuruyor: “O (elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı, bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık. Sonrada bu nedenle can damarını keserdik. Hiç biriniz buna engel de olamazdınız.” Evet, Allah rasulünün bile böyle bir hakkı yok. Değil ki onun dışında herhangi biri bu konuda söz sahibi olsun. Ama böyle terbiyesizlik ve hadsizlik yapanlar ne yazık ki çok olmuş. Öyle ki, Rasulün hadislerinin Kur’an-ın bazı ayetlerini nesh ettiği (hükmünü kaldırdığını) söyleyenler az değil. Hatta hadisler olmadan Kur’an bir hiçtir diyenler bile var. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?