Tefekkür : Akıl - Sır Ermeyen Zıtlıklar Alemi

   Bakıyorum hiçbir şey bir diğerinin aynı değil, ama birbirinden gayri de değil. Haddi aşmamak, kabından taşmamak ve sınırı geçmemek kaydıyla! Yoksa, ayrışmalar, sataşmalar ve çatışmalar başlar. Dikkat edersek, nüans farkı, ton ayrımı ve tercih durumu noktasında olanların kavga edeni olmaz, insanları aralarında düşmanlığa sokmaz. Pireyi, deve yapmazsan, pire, deve olur mu diyorsun ve gülüyorsun; elbette olmaz, bu bir mecazdır bilene,  görünüşe atfen yapılır. Amaç, ufacık bir sorunu büyütmemektir. Ancak, burada çok ince bir nüans daha var, onu da aklı olan bu sırrı görmelidir. Çünkü deve o pireden bile çok-çok ufacıktan büyüyerek deve olmuştur. Hani, Şeyh Sadi’nin dediği var ya suya resim yapan, sonra onu cisimleştirip insana dönüştüren. O sanatkâr, bir damla Nisan yağmurunu da balığın karnına düşürüp onu da inci yapandır. Neyse, bu çok ince bir iş, akıl, sır ermeyen derinlikleri var, erbabına bırakalım. Şu zıtlıklar âleminde zenginlikler, garip ve acayiplikler içinde denklikler, ne muazzam ve muhteşem ahenklikler var biz onlara bakmaya devam edelim. Meselâ, tür ayrılığı var, cins ayrılığı var, gen ayrılığı var ve insanı ele veren parmak izi ayrılığı var. Aslında ayrılıklar bunlarla bitmiyor ve sınırlanmıyor. Kirli bir nesef/hava olarak ağızdan çıkan sesin, musikiye dönüştüğünde bazılarında ne hoş bir terennüm oluşturuyor, dinleyenleri mesti efşan ediyor. Ayrıca, sesin sahibinin kimliğini tespitte, unutulmazlığının özelliğini de tescil ediyor. Bazen oluyor, daralan sineler, bunalan kâlpler ve sıkılan ruhlar bu sesleri arar, dururlar!

   Evet, bu özellikleri eğer insicamlı bir nizam ve intizamla ilişkilendiren, bir bütünün parçaları olduğunu bildiren ve bunları bir orkestra şefinden çok çok daha iyi yöneteni göremezsen bu cezbedici ahenkten zevk alamazsın. Dikkat et, Mecnunu çöllere düşüren Leyla değildi,  çünkü o Leyla diyecek olduğu yerde Mevlâ der idi. Çok yönlülüğü ile kendisine hayran olduğum Prof. Dr. İsmâil hakkı Aydın Hocamızın çok güzel bir tespiti var onu buraya koymak istiyorum. Umarım akleden kâlplere inşirah olur. Sevgiliye selâm, sevginin kaynağına giden yola aşkla devam.  Evet “Nefes rast, gönlün hicaz, saçların anberfeşan, bakışların mahrurdur, gözlerin şadaraban, söz hüzzam, boy nihavend, endam sultanı yegâh, kalbin sûzi dilâra, gül yüzün şevki cihan.” Saf sevgi ne güzel değil mi? Aslında saf olan her şey güzel. Lâkin zamanımızda saf olan bir şey kaldı mı? Eğer, kalan varsa, ona da şimdi ahmak diyorlar, bunak diyorlar ve aptal diyorlar. Esas asliyetini ona çok görüyor ve hakkını vermiyorlar.  Bir bencilliktir sardı insanlığı, değerlerinde genleriyle oynadılar. Bunun sonu nereye varır hesabı yapılmıyor, bu müdahalede acaba bana ne kalır hesabı yapılıyor. Gözler kör olmuş, Allah’ın kurduğu düzende yaratıkların birbirini yok etme düşmanlığı yok. Yardımlaşıyorlar, dayanaşıyorlar, karşı türlere inat bir koloni oluşturup, savaş açmıyorlar. Bunun içine insanları katmıyorum.  Dünya yaratıldığından bu yana asırlar geçmiş, insanların dışında olanların böyle bir kalkışmalar hiç olmamış. Gelin dünyayı parselleyelim hudutlarımızı belirleyelim, kendi mıntıkamıza kimseleri sokmayalım dememişler.

   Yine, Muhterem Üstat İsmail Hakkı Hocadan bir tespitle konumuzu noktalayalım. Üstadın “Beyin sizsiniz” adında çok güzel seri kitapları var, zaman zaman da televizyon ekranlarında da görünüyor. Elbette, sosyal medyada da var. Evet, insanla ilgili şöyle bir tespitte bulunmuş.”İnsan; en asil vekâlet, mükellefiyet. Beden; en kutsal emanet! Ömür; en kısa mühlet! Hayat; en ağır sıklet! Ölüm; en müphem izafiyet! Beyin; en büyük devlet! Akıl; en mukaddes nimet! Ruh; en esrarlı rahmani işaret! Vicdan; en hassas hikmet! Zekâ; en keskin haslet! Nefis; en gafil, sefil enaniyet! Şeytan; en masum illet! Felsefi keyfiyet böyle! Ya felsefe nedir? Her şeyi soruşturmak, hakikati aramak! Yine Üstadın ifadesiyle, dünyada 4 önemli felsefi düşünce var; İsa’nın ruhu, Marx’ın ekonomisi, Freud’un psikanalizi ve Einstein’in izafiyeti çok etkili olmuş. Biz bu tespitlerin neresindeyiz acaba!..  Sanırım esamemiz bile okunmuyordur! Sakın, bu felsefi tespitleri değerli bulduğumdan dolayı yerimizin nerede olduğunu merak ettiğimi sanmayın. Hani, dünya literatürü varya o açıdan demiştim.  Yoksa elimizde dünyanın en büyük hazinesi Kur’an var, biz onun gerektiği gibi kıymetini bilelim o bize yeter. Biz hâlâ o ışığın karşısında gözlerimizi oğuşturuyoruz. Kendimizde de ondan bir enerji olduğunu fark edip kontak kuramıyoruz. Bazı kontak kurduğunu sananlar da, ara kabloları aşamıyorlar. Tabi bunların içinde art niyetli ve egosuna yenik sert enaniyetli olanlar var haber kanallarını tıkıyorlar. Gerçi, tarih boyunca bunlar hep olmuş ve burası bir imtihan dünyası olduğu için, olmaya devam edeceklerdir. Yüce Allah bu imtihanı kazananlardan eylemesi dileğiyle hoşça kalınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?