Gündem : Dünyada Olup-Bitenlerden Ülkemize Olan Yansımalar

   Önce dünya insanlık tarihi açısından bir genelleme ile konumuza girelim. Nasıl bir süreçle bu günlere geldik, bu sürecin aktörleri ve kast ettikleri amaçları nelerdi ve şimdi nasıl bir nokta da seyrediyoruz? Sonra bu nokta üzerinde düşüncelerimizi serdederiz. Allah yokmuş gibi kaydedilen seküler tarihi de değerlendirmemizin içine katıp kısa bir tespit yapalım. Yaratılışa erkek merkezli bakan üç ilâhlı Hıristiyan âleminin karşısına, yaratılışta hayatın kaynağı kadın gerçeği ile bakan, Tek ilâhlı, tevhit esasıyla çıkan İslâm âlemi ile duralım. Üç ilâhlı Roma İmparatorluğu, tek ilâhlı İslâm Cihan Hakimiyetli tarihte hep karşı-karşıya gelmişler. Üç ilâhlı Haçlı zihniyeti sembolleri Haç’ı her yerde hakim kılmak için çalışırken, tek ilâhlı İslâm imanına sahip olanlarda, İlâhi kelimetullah idealinin sembolü Hilâli dünyanın her yerine ulaştırmak için mücadele vermişler. Bu uğurda Hıristiyanlığı temsilen Haç, İslam’ı temsilen Hilâl taraftarları tarih boyu hep savaşmışlar. Gerçi başka toplumlarda var zaman-zaman bu sahnede görünen, Hint, Çin ve Türkler. İslam’ı kabulden sonra etkin olarak bu savaş  meydanına katılan Türkler, Araplardan İlâhi Kelimetullah sancağını alıyor ve bu meydan da kalıcı oluyorlar. Çünkü Arap, ganimet, kabilecilik ve enaniyete yenilip saf dışı oluyor. Türkler bu boşluğu iman bilinci, adalet  ve kahramanlık gücüyle doldurup en ileri safta yer alıyorlar. Ehlisalibinin karşısına dikilip önemli ve devamlı yenilmez bir aktör oluyorlar. Bu hareketliliğin içinde birde sinsi, sessiz, için-için sadece kendine çalışan, inancının ve amacının içine kimseyi karıştırmayan bir gizli aktör daha var. Amacı dünya imparatorluğunu içinde saklayan, bu inancına engel olacak olanları bir takım hurafe ve efsanelerle avutup, uyutanlar! Bu, Irkını din edinen Yahudi kavmi, kendince planladığı dünya hakimiyeti amacına sabırla ve azimle ulaşmaya çalışandır.  Bunların aktörleri savaş meydanlarında görünmemeye özen gösteren, bilimsel alanda temayüz etmeyi hedefleyenlerdir.

    Şimdi 21. asırda hesapları ve hinlikleri pazara çıkmıştır, lâkin pazarın bütün tezgâhlarında alış-veriş lisansı onların tescilini taşıyor. Her tezgâhta payları ve oyunları var, dünya ekonomik sistemi onların kriterleriyle çalışıyor. Kontrol mekanizmaları da onların dünya önderlerinin elinde. Dünya kültürünü oluşturan seküler tarihin fikir babaları, felsefe ekolünün önde giden filozofları onların. Hıristiyanlara üç ilâhlı sistemi sokan Pavlos onlardan biridir. İslâm dinine yaratılışın erkekle başladığını Kur’an-ı kaynak göstererek yapan ve asırlardır bu safsatayı yaşatıp korunmasına destek verenler onlardır? Neyse kısa kesip uzatmayalım, son zaman dünyayı bir virüse entegre eden, başka sanal ve doğal virüslerle de destekleyip çiplerle kontrol edenler yine onlardır. Meselâ, vücuttaki kalbin, kanı yönetmesi gibi, parayla dünyada ekonomiyi yöneten, devletlerde kriz çıkaran ve bu krizle bir savaş başlatan güçler, hangi korunaklı saraylarda sessizce oturuyorlar dersiniz? Günden-güne erimekte olan Ukrayna’yı devlet tecrübesinden uzak bir gencin eline verip, bitmekte olmasını seyreden ve seyrederken de “Sen neymişsin be aslanım” teşvikiyle destekleyenler kime hizmet ediyorlar? Yeniden dünya düzeniyle başlatılan projeyi “Haçlı seferine” benzeten, Ortadoğu Arap Baharı projesiyle devam ettiren zihniyet, hangi inancı yansıtıyor? Sonuçta projede çıkan çatlaklar yok oluşa uğramasın diye, oraya çok büyük lojistik destek verenler bunu kimin için yapıyorlar? Oradaki terör örgütleri için bütün Hıristiyan âleminin birleştiği ihanete destek politikası, en çok kimin işine yarıyor?

    Son zaman nerden çıktı İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girme merakı?.. Yıllardır bizim Avrupa Birliği’ne (AB)’ye giremememiz, NATO’da olan birlikdaşlarımızı şimdiye kadar hiç rahatsız etmedi. Bu konuda lehimize bir çalışma yaptıklarını göremedik. Ama dindaşları İsveç’in ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine karşı çıkmamız onları nasıl ayaklandırdı? Hep birlikte nasıl çalışıp çaba sarf etiklerini görüyoruz. Terör örgütlerinin hamisi İsveç’i nasıl sahipleniyorlar. Bizi de razı edeceklermiş, aradaki pürüzleri gidereceklermiş. Hoş! Daha önce bizim (AB)’ye girmemizi engelleyen pürüzleri neden gidermediler? Bunların en kodamanı bir örgütün çete başını ülkelerinde barındırıp korumuyor mu? Diğerleri de ülkemizin bütünlüğüne ve milletimizin birlik ve beraberliğine kast eden çetelere her türlü yardımı yapıp, böyle yapmıyorlarmış gibi ikiyüzlü davrananlar onlar değil mi? Evet, bunların hepsiyle bizim meselelerimiz var, yıllardır sürüncemede bekliyor. Bırakın NATO meselesini, zaten ona da bir takım hususlardan dolayı sıcak bakmıyoruz. Ancak, ortak çıkarlarımız için, gerçi onlar bu konuda bizden daha profesör ve her şeyi sadece ve sadece çıkarları için yapanlardır. Bizim bu konuda bazı insani ilkelerimiz var onlara riayetimizle oradayız. Neyse, daha fazla tahşidata gerek yok, gâvuru-gâvur olarak bilmek ilkesinden hareketle devlet adamlarımızın gerekeni yapacağına inanırız. Bu düşünceyle gündemimizi noktalıyor ve herkese esenlikler diliyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?