Nüktedan : Zora Talip Olmayan İslam Alimleri (13)

   Kur’an, dünyada bir devrim yapmış, sistemleri, inançları, düşünceleri ve fikirleri temelden sarsmıştır. Yüce Allah bu devrimi ümmi bir toplumun içinden kendisine Risalet verdiği yine ümmi bir kişi olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm’la gerçekleştirip dünyaya duyurmuştur. Hatırlatalım, önemli bir nokta olan ümmi kelimesi okur-yazar olmayan demek değildir. Bu, o zamana kadar içlerinden bir Resul çıkmayan bir toplum ve o toplumun içinden Allah’ın ümmi birine Risalet görevi vermesi demektir. Yüce Allah’ın Risalet görevi verdiği Hz. Muhammed, bir insan için dünyanın en büyük ve en muhteşem bir rütbesiyle mükellef kılınmıştır. Hayatının son 23 yılını bu yolda mücadele ile geçirmiştir. Bu yolda bütün engelleri aşmış, tehditlere pabuç bırakmamış, yılmamış, usanmamış Allah’ın izni keremiyle insanlığın Hak Yolda son Rol-modeli olmuştur. Her şeyini Kur’an-ın rehberliği ve kılavuzluğunda ve Allah’ın kontrolünde insanlığı Allah’ın birliğine ve yalnız O’na kulluk edileceğine Kur’an-ın Ayetleriyle tebliğ edip çağırmıştır. Yüce Allah’ın indinden kendisine inzal olan/ulaştırılan Kur’an-ı Kerim kitabını insanlığa tebliğ etmiştir. Ancak ilk etapta bu tebligata kulak veren, kabul eden kişiler sıradan insanlar ve  garip-gureba takımından olanlardır. Onlara da Mekke’nin müşrik ekabir takımı huzur vermemiş, girdikleri bu yoldan dönmeleri için işkenceler yapılmış ve şehit edilenler olmuş. Çünkü, Mekke’de iktidar ve güç müşriklerin elinde, topluma onlar hakim. Kendileri gibi ekabirden birine Nebi- Rasullük verilmediği için, başta kıskandıklarından ve ellerinden güç gideceğinden korktukları için İslâmi davete itibar etmediler. Onun için Hz. Muhammed’in Kur’an-ı tebliğine mani olmak ve İslâm’a iman etmek isteyenleri de engellemeye çalışmışlardır. Ama öylede olsa, birer-ikişer İslâm’a girenler Kur’an’a ve Hz. Muhammed’e iman edenler günden-güne çoğalmıştır. Müşrikler ve kâfirler istemese de İslâmiyet çevreye yayılmış, Mekke feth olmuş, Medine merkezli bir şehir devleti kurulmuş. Rasulûllah buradan bazı devlet başkanlarına yazdırdığı İslâm’a davet mektuplarıyla İslâm’ı dünyaya duyurmuştur. Dolayısıyla Risalet görevinin gereği Hz. Rasul gece-gündüz durmuyor, Kur’an-ı Kerimle insanları İslâm Dinine davete devam ediyor. Müşrikler, Yahudiler ve Hıristiyanlarla savaşıyor. Karşısında, Mecusi ve Allah’a şirk koşan ve inkâr edenler kim olurlarsa olsunlar onlara Kur’an’dan cevaplar veriyor. Ayrıca, kendi içinde münafıklarla da mücadele ediyor. Allah’ın kendisine verdiği görev çerçevesinde, Allah’ın hükmü ve iradesini hakim kılmak için çevresindeki müminlerle beraber mücadele etmiştir.

   Sonuçta, Medine’de bir site devleti kuruyor, bu devletin tebasının içinde Müslümanlar çoğunlukta olsalar da içlerinde Yahudi, Hıristiyan ve başka inançlardan olanlar da var, tabi iki yüzlü münafıklar da! Ancak bu gelişim süreci içinde, şu genel kuralı hiçbir zaman unutmamak gerekir “İnsan nisyan ile maluldür” yani, insan fıtratı gereği her zaman için yanılma, hata yapma ve kusurdan hâli olmama durumundadır. Bu nedenle, İslâm’ı kabul ettiğini söyleyip, Rasulûllah’ın etrafında dört dönenler var. Bunların içinde şüphesiz inanmış ve bütün benliğini İslâm’a vakfetmiş ve kendisini davasına adamış çok samimi müminler var. Bunlar, art niyetsiz ve gizli hesapsız Salih kişiler, bunlar böyle oldukları hâlde yanılabilir bazen hata ve kusur işleyebilirler. O nedenle müminler esas sadakatlerini dinine ve kitabı Kur’an’la beraber Rasulleri Hz. Muhammed’e karşı gösterecekler. Esas temel ilke budur, çünkü Rasulûllah’ın vefatından sonra bu ilke, Kur’an odaklı sabitlenmiş ve kişi merkezli din son bulmuştur. Unutmamak lâzım, İslâm toplumu içinde her zaman içten pazarlıklı, gizli niyet ve amaçlı olanlar olmuştur. Bunlar düşüncelerini ve amaçlarını açığa vurmaz ve fırsat kollarlar. Dolayısıyla bunları tespit edip kontrol altında tutmak ve yönetmek öyle pek kolay olmuyor. Çünkü yukarıda ifade ettiğimiz gibi standart bir mümin tipi yok, standart bir münafıkta tipi de yok. Bunların veya diğerlerinin ne kalibrede olduklarının ölçüm cihazları ancak Allah’ın indindedir. Başta ne dedik; insan nisyan ile maluldür, yanılmaya meyillidir. Bu kuralı her zaman akılda tutmak gerekir. Bu nedenle insanları merkeze alıp ne olursa olsun onların arkasından gitmek değil gerçek dindarlık. Gerçek dindarlık Kur’an-ı merkeze alıp onun  gösterdiği dosdoğru yolu takip etmektir. Geçmişe dikkat edip bakıldığın da görülecektir, hani o Rasulûllah’ı çok sevdiğini söyleyenden bazıları “Anam-babam sana feda olsun veya canım sana feda olsun” diyorlardı! Onlardan çok azı önemli bir olay karşısında nasıl Rasulûllah’ı terk ettiklerini tarih kaydediyor.  Meselâ, en çarpıcı olanı, Rasulûllah’ın ağır hastalığında başlayıp vefatından sonra Halife seçimi telâşına düşenler! Hatırlayalım!.. Rasulûllah’ın naaşı orta yerde bekliyor, o canım sana feda olsun diyen Ashabı, bundan sonra kim Lider olacak seçimiyle üç gün meşgul oluyor. Sonuçta Lider/Halife seçiliyor ve Rasulün naaşı da defnediliyor. Halife seçiminde dikkati çeken çok önemli bir nokta daha var, es geçilmiş, oda seçimin neye göre yapıldığı ve başvurulan kriterlerin ne olduğudur! Tarihi kayıtlarda Kur’an olduğunu söyleyen hiçbir kişiye rastlayamazsınız. Öyle ki, Hz. Rasul’ün yerine Halife seçilecek olanda aranılan vasıflar neye göre belirlenmiştir? Kur’an-ın kanun ve kuralları mı kıstas alınmış? Hayır, sözü bile edilmemiş ve tarihe bu konuda kayıt da düşülmemiştir. Halife, muhacirler tarafından -Kureyş’ten olması üzerinde durulmuş ve Hz. Ebubekir seçilmiştir.

   Kenarda durup bekleyen Kur’an, bundan sonra da hiçbir zaman merkeze alınıp halife veya devlet başkanı seçiminde kıstas alınmamıştır. Örneğin muhacirlerin içinden ve Kureş’ten Hz. Ebubekir seçiliyor. Sonra Hz. Ebubekir Kureyş’ten Hz. Ömer’i tavsiye ediyor ve o seçiliyor, Hz. Ömer Kureyş’ten 6 kişiyi seçici kurul tayin ediyor ve onlar da yine Kureyş’ten Hz. Osman’ı seçiyorlar. Bu konuda Ensar’ın esamesi bile yok ve okunmuyor, seçici kurula üye bile yapılmıyorlar. Çünkü Halife seçiminde kıstas/ölçü, eski kabilecilik inancına sadakat ve Halife Kureyş’ten olacak, öyle olmuş ve olmaya da devam etmiştir. Sonuçta kavmiyetçilik Hz. Osman’la zirve yapıyor ve Hz. Osman’ın katledilmesiyle fitne her tarafa yayılıyor. Bu ortamdan yararlanan yine Kureyş’ten Ümeyye oğulları oluyor. Zaten önceden devlet kademelerine yerleşiyor ve iktidarı ele geçirmeleri de zor olmuyor. Bu süreçte Kureyş kabile merkezli zihniyet artık Ümeyye oğullarında merkezileşiyor. Siyasi oyun  ve entrikalarla devlet ele geçiriliyor. Bu, eski Mekke dönemi liderlik zihniyetinin nüksetmesidir. Sonuçta Ümeyye oğulları kazanıyor, sıra rakiplerini bertaraf etmeye geliyor. Çünkü  saltanatlarını sağlam bir zemine oturtmaları lâzım. Bunun için de en önemli dayanakları Kur’an olacağına hükmediyorlar. Kur’an-ı ele alıyorlar ve siyasette mahir olduklarından Kur’an hakkında herkesin okuyup anlamasını arzuladıklarını ifade ederek! Aslı harekesiz ve noktasız 15 işaretten ibaret olan Kur’an-ı daha önce ifade edip değindiğimiz gibi harekelendirip, noktalıyorlar. Bu hizmete! birçok âlim ve ulema karşı çıkıyor ve ayaklanıyor. Ama Halife Mervan bin Hakem durur mu, hemen Haccac-ı zalim diye ün yapan ve esas adı Yusuf Essakafi olan valisini bu insanların üzerine salıyor. Bu ismiyle müsemma Haccac’ı Zalim karşı gelenlere işkence ediyor, bazılarını katlediyor ve susturuyor. Tabi, diğer taraftan birçok âlim ve ulema müsvettesi devletin himayesinde bu Mushafı/Kur’an-ı savunuyor ve her tarafa da gönderip insanlara zorla kabul ettiriyorlar. Bu alanda çalışmalar durmuyor, yine okunmasında kolaylık olması düşüncesiyle Kur’an ayetlere ayrılıyor ve secaventler konuluyor. Yani, dur-durak yok, Kur’an-ın yazısı üzerinde çok şeyler yapılıyor. Bir tarafta farklı kraatlarda okunmasına yönelik gruplaşmalar oluşurken, diğer tarafta sarf-nahiv/gramer, imlâ, iğrab ve kelime kökenleri üzerinde çalışılıyor. Ayrıca yazı şekilleri geliştiriliyor ve seslendirmede tecvit ve hurufat bilgisi ve Kur’an-ı güzel okuma yarışmaları yapılıyor. Neticede Kur’an dünyada en çok okunan kitap oluyor, ama gerçek anlamı en az bilinen kitap oluyor. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder

# Allah, olay

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?