Nüktedan : Zora Talip Olmayan İslam Alimleri (14)

   Kur’an insanlığın rehberi, dosdoğru yolun gösterici kılavuzudur. İnsanlığın elinden, dilinden, gönlünden, aklından ve zihninden hiç düşmemesi gereken bir kitaptır. Ancak bunu yanlış anlamamak lâzım, onu gözümüzün önüne alıp devamlı tilâvet edip seslendirmek ve onu, o hâliyle düşünüp anlamlandırmak değil. İnsan hayatının içine inen Kur’an-ı, anlamı ve amacı muhtevasıyla ilişkilendirerek iman bilinciyle yaşanması gereken bir kitap olduğunu idrak etmek önemlidir. Kur’an bunu anlamamız için inmiştir ve bu nedenle ayetleri hayatımızı ihata edip kuşatmıştır. Bu bilinç, tepemizdeki güneşten, ayağımızın altındaki toprağa kadar her şeyi ile bizi uyarıyor ve kendisiyle ister-istemez ilişki kurduruyor. Onlarla ilgilenmememiz, merak etmememiz mümkün değil. Kur’an bu ilgi ve merakımızın, nedenlerine ve niçinlerine bizi ayetleriyle yönlendirir. İnsanlara bunların üzerlerinde düşünme, araştırma, fikir geliştirme, yararına keşif ve projeler oluşturup icatlar üretme ucu açık ufkuyla teşvik eder. İşte Yüce Allah, Kur’an ayetleriyle bizim bunların idrakine varmamızı istiyor. Bu konuda önce, dikkatlerimizi üzerinde teksif edeceğimiz çok önemli bir nokta var. Bu, “ALLAH’IN AYETLERİ” ifadesidir. Bu sözü çok iyi ve doğru anlamalıyız. Meselâ kevni ayetler, güneş, ay, yıldızlar, hava, bulutlar, yağmur, gökgürültüsü, şimşek ve yıldırım, ilk etapta her insanın gördüğü, bildiği başımızın üstünde hareket hâlinde olanlar. Birde üzerinde yürüyüp yaşadığımız yeryüzü ve biz insanlarla beraber çevremizde olanlar, bitkisinden, böceğinden, büyük- küçük hayvanlarına kadar kaba-taslak bütün yaratıkların hepsi Allah’ın ayetleridir. Hadi bir tık daha derine inelim, hücre, bakteri, virüs, bir tıkla da ufka çıkalım, cin, şeytan, iblis ve melekler daha bilmediğimiz kim bilir neler var. Bunların bir kısmıyla biz insanlar, fiilen alâkadar olurlarken, bir kısmıyla da fikren alâkadar oluyoruz. İşte, Yüce Allah kâinatı kuşattığı bu ayetleriyle sonsuz ilmini, iradesini ve bu ayetler üzerindeki hakimiyetini insanlığa ilmen ve fiilen gösteriyor ve Kur’an ayetleriyle de ilişkilendirip bildiriyor. Meselâ, güneş dünyaya ışık ve ısı verir, havasız ve susuz hayat olmaz. Bunlar ilk yaratıldığı günden beri böyledir hiç değişmemiş ve değişmeyecektir diyor. Çünkü Allah’ın ayetlerinde bir değişim olmaz. Keza, Kur’an’ı Mübindeki lâfzi ayetler de böyledir değişmez ve değiştirilemezler.

   Allah’ın kevni ayetleri, güneş, ay, gezegenler, teneffüs ettiğimiz hava, su ve gıdamızı oluşturanlarda bir değişim ve farklılık olmuyor. Bunları böyle tutan ve hayatımızı bunlarla kayıtlayan Allah’tır ve bu sistemi O kurmuş O’ndan başka kimse değiştiremez. Bu konuda bir takım sapık-supuk yorumlar olsa da, gerçeğin değişmediği bir hakikattir. Yüce Allah burada nasıl insanlara ayetlerini açıkladıysa ve kimsenin bu konuya bir itirazı yoksa, yani akşam güneş batıp, sabah doğacağını, susuz ve havasız yaşanamayacağını herkes biliyorsa ve bu konuda kimseye bir şey sorması gerekmediğine inanıyorsa ve bunların Allah’ın Ayetleri olduğuna kani ise. Kur’an Ayetlerinin de böyle olduğunu bilmesi ve inanması gerekir. Çünkü her ikisinin de kaynağı, mercii Allah’tır. Bu konuda temelden hareketle kimseden yardım almaya gerek yoktur. Meselâ, ilk Rasul Hz. Âdeme gelen ayetlerde neler yasaklandı, neler emredildi ise, İdris’e, İbrahim’e, Yakup’a, Nuh’a, Musa’ya, İsa’ya ve diğerleri de dahil Muhammed’e kadar, Allah’ın selâmı hepsinin üzerine olsun, gelen ayetler hepsi ayni idi. Çünkü, yalan, riya, şirk, küfür, zina, kumar, faiz, şarap gibi yasaklar her zaman çirkin, her zaman kötü ve her zaman yerilen şeylerdendi. Diğer taraftan Allah’a itaat ve ibadet, Rasul’e itaat, temizlik, iyilik, hayırda ve güzelliklerde yarış ve yardımlaşma nasıl taktir ediliyorsa, namuslu, iffetli, dürüst ahlâklı, çalışkan olmakta öyleydi ve her çağda sevilen ve öğülen karakterlerdi. Kur’an’da bunlarla ilgili verilen güzel örnekler, sapkınlar hakkında anlatılan kıssalar, hayatta insana zaman içinde lâzım olması gereken ibretlik derslerdir. Dolayısıyla Kur’an’da bunlar ap-açık olarak insana anlatılıyor. Çünkü, insanlık hayatının her zaman için bu durum vazgeçilmez yaşam şartlarıdır. Bunlar bazı nüans farklarıyla birilerinin dediği gibi her dönemde değişmemiş ve değiştirilemezde. İşte bu ortamlarda bazı insanlar, düşmanı olan şeytanlarla ve onların yandaşları sapkınlarla bir araya gelenler, Kur’an dışı bir yol tutmuşlar. İnsanlık tarihi boyunca bu yolda gidenler hiç eksik olmamış. Bunlar her zaman Allah Rasûllerinin karşısında saf tutmuş. Bunu ap-açık yapanlar olduğu gibi, bunlara gizli, açık destek verenler, yanılıp-yakılıp zaaflarından dolayı onların yanlarında olanlar hep olmuş ve hepsi aynı toplumun içinden çıkmışlardır. Zamanla öyle olmuş ki, o yanlış ve hataları yapanlar korunmuş ve kollamıştır. Hatta bazıları kutsanarak tarihi aşıp zamanımıza kadar getirilmişlerdir. 

   Semavi dinlerden Yahudilik ve Hıristiyanlık Hz. Musa ve Hz. İsa’ya nispet ediliyor, onlara Tevrat ve İncil’in indiği Kur’an’da bildirilip, Ehli kitap oldukları ifade ediliyor. Ancak, onlar oldukları ve indikleri zamanlarda kalmışlar. Şimdi ne Yahudiler Hz. Musa’yı, Tevratı temsil ediyor, nede Hıristiyan olduklarını söyleyenler Hz. İsa’nın arkasından giden ve İncil’e inananlardır. Çünkü ellerindeki kitaplar gerçek Tevrat ve gerçek İncil değildir. Yahudiler Musa’yı Rasul olarak kabul etmiyor, Hıristiyanlar’da İsa’yı Rasul olarak kabul etmiyorlar. Zaten dünya’da Peygamberi olan tek din İslâmiyet’tir. Evet, Kur’an bunları böyle söylerken ve Müslüman âlim ve ulema da kitaplarında böyle yazarken, yine ayni âlim ve ulemamız nedense gariptir! Onların bu kitaplarından meal ve tefsirlere iktibaslar yapmışlar, onların saçma hikâye ve hurafeleriyle kitaplarını doldurmuşlardır. Kendilerini araştırma ve inceleme zahmetine sokmamışlar, kolaycılığı seçmişlerdir. Kur’an ayetleriyle ifade edilen birçok meseleye, Muharref Tevrat ve İncil’den aldıkları saçmalıkları, bunlar bu ayetlerin izahları, açıklamaları ve yorumlarıdır diye, yazmışlardır.  Böyle yapmakla en azından Kur’an-ın ufkunu karartmışlar ve tabi birçok hakkın ve gerçeğin de üstünü örtüp, önünü kesmişlerdir. Meselâ, bu konuda en meşhur olanı Hz. Âdem ve yaratılışı ile ilgili hikâye. Tarihte bunu kendilerine kaynak kabul eden İlk müfessir Süleyman bin Mukatil’den tutun da, Muhammed Taberi’ye, Zemahşeri, Kurtubi, Fahrettin Razi, İbni Kesir, İbni Suhut ve daha bir çoğu, hep tefsirlerinde bu hikâyelere yer vermişlerdir. Hatta zamanımıza yakın çağda Mevakıp, Tıbyan  tefsirleri ve yüzlerce yazılan Kur’an mealleri o yanlışları tekrar edip durmuşlardır. Şimdi nasılsa son zamanlarda gerçeğe doğru bir kıpırdanışlardır başladı, o İsrailiyat hikâyeleri ve daha başka yanlış, hurafe ve bid’atlar artık eleştirilir ve tenkid edilir oldu. Tabi, bu arada işi art niyetle sulandırmak, bulandırmak ve kasti olarak ta ortalığı karıştırmak isteyenler de var. Onlara da önemine binaen dikkat etmek lâzım. Dolayısıyla imtihan dünyasında yaşadığımızı unutmayacağız. İnsanlık âleminin ve özellikle de İslâm âleminin son orijinal din kitabı Kur’an-ı Kerimdir ona sahip çıkacağız. O Allah’ın indinden geldiği gibi asli hâli ve şekliyle insanlığın elinde ve önündedir. Şimdi, dünyanın birçok ülkelerinin müzelerinde sergilenmektedir. Böyle olması biz İslâm âlemi için gariptir, züldür ve utanılacak bir durumdur. Bu konuda değerlendirmelerimiz devam edecektir. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?