Tefekkür : Bazı Düşündürücü Sözler ve Olaylar

   İnsan hayatında huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsa, yaşamını bazı temel ilkelerin üzerine kurmalıdır. Bu ilkelerin bazıları vazgeçilmez, bazıları da yanına yaklaşılmazlar olmalıdır. Şu imtihan dünyasında her şey bir ölçüyle yaratılıp, yaşamını sürdürürken, insanın ölçüsüz olması elbette düşünülemez. Bu ortamda özgürlük isteyen, hakka-adalete riayeti savunan, kendisine değer verilmesini bekleyen, bunların karşılıklı olduğunu bilecek ve bunlara uyacak ve inanacaktır. Çünkü, senin özgürlüğün, başkasının özgürlüğüne zarar verdiği yerde biter. Hak-adalet sadece savunmakla değil, uygulanmakla ayakta durur. İmansız gönül evi, ışıksız loş bir hanedir. Bunları asla unutmayacaksın. Evet, “Öteki” denilen şey kişinin kendini seyrettiği aynadır! Bunu bil. Ayni dili konuşanlar değil, ayni duyguları paylaşanlar anlaşabilirler! Dikkat edersen anlarsın! Yeni bir fikri olan adam kaçıktır, ta ki fikri başarıya ulaşıncaya kadar! Tarihte az mı örneği var? Yusuf Has Hacip: Ne helâl yiyeni aç, ne haram yiyeni tok gördüm! Demiş. Olamaz, çünkü eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir kafa var, hayatımızdan dini, bir diğeri de dinimizden hayatı çıkarmak peşindedir! Bunların üstüne birde limon sıkan var! İnsanları meşgul etmek için üç F. sendrom. 1- Futbol. 2- Fiesta. 3- Festival. İsmail Hakkı Aydın: Sokma akıl yedi adımlık, zorla sevgi tek tadımlık demiş. İtiraza gerek yok, her gün ekranlarda seyrediyoruz! Hatırlatalım; sanatta bilimdir. Edebiyat, Müzik, Resim, Hat, Karikatür. Bunlar tamamen insanın iç dünyasını zenginleştirirler. Sanatta estetik olmalı, denge olmalı, terbiye olmalı demiş İsmail Hakkı Aydın. Doğru demiş, Ahi teşkilâtını kuran Ahi Evren, teşkilâtın giriş kapısının üstüne “Edep ya hu!..” yazdırmış.

   İspanya İberik Yarımadası, Arapların Emevi devletini kurduğu yer, hakimiyetleri Milâdi 711’den 1492’ye kadar 781 yıl sürmüş. Burada kurulan Emevi Devleti Arap Medeniyeti, Kurtuba’da Ulu Cami, Gırnata’da Elhamra Sarayı zamanımıza kadar bazı tahribatlarıyla gelebilmiş. Tarık Bin Ziyad’ın komutasındaki orduyla buraya denizden çıkılıyor. Yani, burada ün yapmış bir Arap Emevi Devleti Medeniyeti yaşamış. Bu medeniyetin bilime ve felsefeye önemli katkıları olmuş. Bir tarafa kaydedin! Osmanlı Cihan Devletinin sonuna doğru Sultan Abdülaziz zamanında devlete Fransız uyruklu iki aile Tubuni ve Lorando 750 bin altın lira borç vermişler. Bu ailelerin nesepleri belli değil. Yahudi mi, Rum kırması mı meçhul! Bunlar İstanbul’da en iyi yerde sarraftırlar. Kaynak: İmparatorluğa veda kitabı. Sayfa 205. Kitabın yazarı İlhan Bardakçı. Bu altın para alındıktan sonra Sultan Abdülaziz katledilmiştir. Bu parayla katledilen Abdülaziz’ den sonra, kısa bir dönem padişah 5. Murat oluyor. Geçiyoruz! Ondan sonra 2. Abdülhamit Padişah, bu parayı ödemek ona düşüyor. Ama ödeme imkânı yok. Enteresandır, Fransa bu parayı ödemesi için Abdülhamit’i zorlamıştır. Ne alâka! Para, İstanbul’da sarraflık yapan iki ailenin, Fransa’ya ne oluyor, ona ne? Entrika, Osmanlıya kumpas. Neyse, Eba Müslim Horasani’nin önderliğinde Arap Emevi Devleti yıkılıyor, yerine Arap Abbasi Devleti kuruluyor, Türkler bu devletin kurulup örgütlenmesinde çok büyük hizmet ediyor. Özellikle Bermekiler’in emeği çok. Harun Reşit ise, devlet elden gidiyor korkusuyla Bermeki’leri devletten arındırıyor. 02 Mart 1949 Nuri Killigil’in Sütlüce’deki silah fabrikası patlamış. Nuri Paşa ve 27 kişi ölmüş 27 kişi de kaybolmuş 40 kişi de yaralanmış. Sonra 27 ölü 27 yaralı olduğu açıklanmış! Kayıplar hesapta yok.

   Şimdi, her nükteden bir hikmetle konuyu sonlandıralım. Evet, dijital dünyada her şey bol, faydalı, zararlı ve zararsız ne istersen beğen al. Ancak, bolluk mutluluk mudur? Hayır; doyumsuzluktur, iştahsızlıktır ve zevksizliktir. Her istediğine ve sevdiğine rahatça ulaşan, emek veren, ter döken ve ızdırap çeken gibi sevgi ve mutluluğa ulaşanın zevkini ve hazzını asla yaşayamaz. İnsan, hiç hasretini çekmediği bir şeyin zevkini nasıl alır? Susuzluktan bağrı yanmayan, ciğerleri kavrulmayan, suyun gerçek tadını ve lezzetini nerden bilsin? Son zaman sosyal medyada ve televizyon ekranlarında görüyor seyrediyoruz. Yemek programları, yemek çeşitleri, güzel yemek yapma yarışmaları, tatlar, hazlar ve bunlardan alınan zevkler o kadar çok reklâm ediliyor ki, insana gına geliyor. Yahu, bir seferde ailecek hep birlikte, bütün aile fertleriyle beraber bir sofrada yenen yemekten bahsedin. Bir de böyle programlar yapın, meselâ bir aile ortamında akşam yemeği nasıl yenir? Bir sofra nasıl kurulur, bireyler sofraya nasıl gelirler? Bireyler arasında sofra ortamı nasıl oluşur, yemeğe önce kim başlar ve yemek-yeme kuralları nelerdir? Yemekten nasıl kalkılır, bütün bunların bir sistemi ve disiplin kuralları, âdabı-erkânı, usul ve uygulanış mekânı çerçevesinde programlar neden yapılmıyor? Türk Milleti olarak ailenin öneminden ve kutsiyetinden bahsediyoruz. Bu kutsal birlikteliğin kültürümüze göre özelliklerini yaşamamız ve yaşatmamız lâzım. Bunları yaşarsak inanıyorum ki, birçok sıkıntılar, olumsuzluklar ortadan kalkacak ve bir takım aile problemleri çözülecektir. Esenlikler dileğiyle hoşça kalınız.        

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Uluçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?