Nüktedan : Zora Talip Olmayan İslam Alimleri (15)

   Kur’an, kendilerini Tevrat’a inandıklarını ve ellerinin altında Tevrat olduğunu söyleyenlerden teşekkül etmiş bir topluluktan herhangi birine inmedi. Aynı kökün uzantısından kendilerinin İncil’e inandıklarını söyleyen ve ellerinde İncil olduğunu iddia eden Hıristiyanlardan birine de Kur’an inmedi. Yani, Hz. Muhammed ne Yahudi ne de Nasrani idi. Ayrıca, onların okullarında da okumadı, Yahudilik ve Hıristiyanlık eğitimi almadı. Mekke’de bunlara dair okullar yoktu. Ama okuma yazma öğrenmek, ticari ilişkilerle ilgili bilgilenmek ve güzel konuşma ve şiir yazma konusunda ders veren ve ders alanlara ait yerler olduğunu tarih kaydediyor. Mekke, çeşitli ticari kervanların uğrak yeri ve alış-veriş yapılan bir ticaret merkeziydi. Hindistan’dan, Çin’e, Arabistan’a, Anadolu ve Bizans’a uğrayan kervanlar Mekke’den geçiyordu. Bu kervanlarda olan insanlardan Kâbe’yi tavaf edenler olurdu, burada insanlığın ilk mabedi olması dolayısıyla buraya ibadet etmeye gelenler de oluyordu. Bu açıdan da Mekke önemli bir merkez olma özelliği taşıyor ve Kâbe ziyaret ediliyordu. Mekke halkı ileri gelenleri ve çevre yerleşim yerlerinden gelenlerle insanlar her yıl belirli günlerde Mekke’de panayırlar düzenler, alışveriş yaparlar ve aralarında şiir yarışmaları, güzel konuşma ve hitabet müsabakaları tertip ederlerdi. Bir yıl bu günler için çalışan insanlar olurdu ve bunlar yarışmalara katılırlar, birinciliği kazananın şiiri Kâbe duvarına asılırdı. Gelecek yıl panayırına kadar bu şiir orada asılı durur, eğer ondan üstün bir yenisi birinci olursa, eskisi kaldırılır yenisi asılır, bu gelenek böyle sürdürülürdü. Evet, Mekke kabile reisleri ile yönetilir, bu reisler zengindir, sülalesi kalabalıktır, içlerinde şimdiki tabirle diplomat gibi olanları vardır. Bunlar, dünyayı gezmiş, görmüş, bilgisi çok, itibarlı ve halk nezdinde saygın, sözü geçen okuma yazma bilen, kölesi, cariyesi ve elinin altında çalışan işçisi olan kabile reisleridir ve çoğu da müşriktir. Mekke’de Hz. İbrahim’in yolunda olduğunu söyleyen Hanifler’den de vardı. Nebi-Rasul’ümüz Hz. Muhammed’in Haşimi kolunu temsil eden dedesi Abdülmuttalip ve Rasulün eşi Hz. Hatice’nin dayısı Varaka bin Nevfel’in de Hanifler’den olduğu söyleniyordu. Mekke halkı genelde müşrik olmakla beraber Allah’a inanıyor, yerin ve göğün yaratıcısının ve yöneticisinin Allah olduğunu kabul ediyorlardı. Ancak, Allah’a şirk koştukları için Tevhid dini İslâm’dan uzaktılar.

   İşte, Hz. Muhammed böyle Ümmi bir toplumun içinde dünyaya geliyor, büyüyor, evlenip çokluk-çocuk sahibi oluyor. Mekke’nin geçerli iş kolu olan ticaret kervanı yönetiyor ve alışveriş yapıyor. Sade, kavgasız-gürültüsüz, aile kurallarına sadık, hiç bir kötü iş ve davranışa karışmıyor, şirki çağrıştıran dini ayinlere ve toplantılara katılmıyor, dedesi Abdülmuttalib’in yanında onun terbiyesi ile büyüyor. Bu güzel örnek kişilikle doğruluk, dürüstlük çerçevesi içinde, gücü yettiği kadar hakka hukuka riayet ederek yaşarken, Yüce Allah emri ve izniyle Melek Cebrail’i Hz. Muhammed’e gönderiyor ve kendisine Risalet verildiğini bildiriyor. Rasul’lüğünün ispatı için de Kur’an’ı Mübini hidayet rehberi olarak indiriyor. Dolayısıyla Kur’an, Hz. Muhammed’in Rasullük delili oluyor. Yüce Allah bu kitabın içinde, şimdiye kadar Rasulü Hz. Âdem’den bu güne kadar gelen, bütün Nebi Rasûllere inzal edip ulaştırdıklarını, son Rasulü olan Hz. Muhammed’e de Kur’an kitabı içinde nazil edip ulaştırıyor. Dolayısıyla Kur’an, insan yaşamını kapsayan bir hidayet rehberi olduğu ve Allah’ın değişmez kanunlarını ihtiva ettiği bir hayat nizamıdır. Rabbimiz, içinde insan için gerekli olan hiç bir şeyi eksik bırakmadığını bildiriyor. Bu Kur’an Allah’ın indinden Cebrail Aleyhisselâm vasıtasıyla Hz. Muhammed Aleyhisselâma kitap olarak ulaştırılmıştır. Kur’an da bu ifade 2 yüz yerde geçiyor. Lâkin, kitap olarak geçen bu sözcüğü âlim-ulema hitaba çevirmiş. Enteresandır, Allah, Rasulü’ne kitap gönderdim diyor, ama birçoğu bu kitap sözcüğünü, Hitap’a tahvil ediyor ve ısrarla da bu iddiasını sürdürüyor. Bakınız! Kur’an da bazı surelerin başlıklarından birkaç örnek verelim. Mushaf’taki sıralamaya göre 2. Sure Bakara’dan 2. Ayet “Kendisinde hiç şüphe olmayan bu KİTAP, sakınanlar için bir rehberdir.” 3. Sure Âli-İmran 3. Ayet “Geçmişte vahyedilen vahiyleri tasdik eden bu ilâhi kelâmı sana safha safha indiren O’dur.” Bu çok enteresan çevirinin, Arapça aslı şöyle *Nezzele aleykel-kitabe bil hakkı....” Bu da erbabına ibretlik olsun. Neyse, 10. Sure ayet 1 Türkçe anlamı “Elif, lâm, ra. işte şunlar hikmet dolu KİTABIN ayetleridir.” 11. Sure ayet 1 Türkçe anlamı. “Elif, lâm, ra. Bu hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri önce sağlam kılınmış, sonra da detaylandırılıp açıklanmış bir KİTAPTIR. 12. Sure 1. Ayet. “Elif, lâm, ra. Bunlar apaçık KİTABIN ayetleridir.” Bunlar,Kur’an-ın mealinin-mealidir.

    Bu, Türkçe anlamlarını verdiğim “Yeni bir anlayışın ışığında Kur’an-ı Kerim Meali” kendisinden bazı noktalarda istifade ettiğim Prof. Dr. Sayın Bayraktar Bayraklı Hoca Efendidir. Kur’an-ı anlama noktasında yürüdüğüm yolda, bir iki adım katkısı olan Hocamın ‘Kur’an-ı yeni anlayışında’ katılmadığım çok noktalar vardır. Ancak, şimdi burası yeri değil, mealinden iki örnek daha verip geçeceğim. 13. Sure ayet 1. “Elif, lâm, mim, râ. Bunlar, KİTABIN ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır. Fakat insanların çoğu anlamazlar.” 14. Sure ayet 1. “Elif, lâm, râ. Bu, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip ve övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir KİTAPTIR.” Evet, Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an KİTAPTIR, hitap değil. Bu kitabı alan Hz. Muhammed insanlara okudu, çünkü o okur-yazar bir Rasûldü. Kitap ve Rasûl gönderilmeyen bir topluma gönderildi ve oda o toplumun içindendi. Bu topluma böyle olmalarından dolayı “Ümmül-Kura” denmiştir. O zaman, elinde bir Kur’an Kitabı olan Rasûle neden okur-yazar değildi demişler ve Kitap değil de kendisine hitap inmiştir iddiasında bulunmuşlar? Buda yetmemiş inen ayetleri kâtipleri vasıtasıyla taşlara, tahtalara, derilere ve kemiklere kaydettirip yazdırtmışlar? Oysa o zaman, dayanıklı ve şeffaf bir cins kâğıt haline getirilmiş bir yazım malzemesi parşömen vardı. Nedense o bile es geçilmiş, Rasulûllahın dedesi Abdülmuttalip Yemen’e gittiğinde kendisine sandıktan bir kitap çıkarılıp torununun Resûl olacağına dair bir yazıyı o kitaptan okumuş. Mekke’de her yıl yapılan panayırların Rasûlümüzün gençliği dönemine rastlayan birinde Yemen tarafından gelen meşhur şair Kus bir Saide “Son kurtarıcının gölgesi üzerimizde” ifadesiyle Muhammed Rasulûllahı kasdetti denmiş. Evet, sadete gelirsek, Hz. Rasul kendisine vahyedilen Kur’an-ı kâtipleri vasıtası ile birçok şeyin üzerine yazdırıyor. Vefatına yakın bunları eşi Hz. Hafza’nın evinde bir sandığa koyup kilit altına aldırıyor. Bu üzerine Kur’an yazdırılan belgelerin bir düzen ve tertip altında olduğu ifade edilmiyor. O, rivayetlere göre  karmakarışık şeylerin üzerine yazıldığı ifade edilen şeyler, Hz. Hafza’nın evinde kalıyor ve onlardan hiç söz edenler olmuyor. O malûm dökümanlar ne oluyor belli değil. Bu konuda zamanımıza kadar gelen müktesebatta onlardan bahseden bir bilgiye rastlayamazsınız. LEBİD

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nüktedan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak YeniSöke Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan YeniSöke Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler YeniSöke Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı YeniSöke Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Söke'nin en büyük sorunu nedir?